TEOG'un Kaldırılması ve Liselere Giriş Sınavının Akıbeti
GÜNDEM ANALİZ - 13.10.2017 11:28
Analizimiz, ülkemizde uygulanan Liselere Giriş Sınav Sistemi'ni değerlendirmekte, merkezi sınav sisteminden uzaklaşmanın sakıncalarını irdelemektedir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Eylül ayında bir özel TV programında “TEOG'u kaldıracağız” şeklindeki demecinden sonra TEOG sistemi ya da liselere giriş sınavı ile alakalı tartışmalar yeniden başladı. 2016-2017 Eğitim Öğretim Yılı 2. Dönem Sınavı'na yaklaşık 1 milyon 253 bin öğrencinin katıldığı[1] bu sınavın henüz eğitim yılının başında kaldırılacağı haberi, ciddi tartışmaları da beraberinde getirdi. Bu tartışmalara geçmeden önce, liselere giriş sınav sisteminin yakın tarihine kısaca bakmakta yarar vardır.

 

Liselere Giriş Sistemi Değişiklikleri

1990'larda bu sistem Fen ve Anadolu Liselerine giriş sınavı olarak gerçekleştiriliyordu. Öğrencilerden sınavı kazananlar bu okullara devam ederken sınavı kazanamayanlar diğer liselere devam ediyordu. 1998'de bu sistemin yerine Liselere Giriş Sınavı (LGS) sınavı getirildi. 2004'te AK Parti iktidarında LGS kaldırılarak yerine Ortaöğretim Kurumları Sınavı (OKS) getirildi. OKS'deki soru teknikleri LGS'ye göre farklılık arz etse de en nihayetinde bir sınav süreci sonucunda puanlara göre yerleşme işlemi yapılıyordu. 2007 yılında OKS sistemi yerine 6, 7 ve 8. sınıflarda Seviye Belirleme Sınavı (SBS) sistemine karar verildi. Bu değişimdeki temel amaç öğrencinin okul dışında dershaneye gitmesini önlemek, yani sistemi rahatlatmaktı. Ancak bu sistem öğrenciyi 6. sınıftan itibaren yarışa kilitlediğinden dershanelere duyulan ilgi beklenenin aksine artmaya başladı. Bu durum velilerde hoşnutsuzluk yarattığı gibi uzmanlar tarafından öğrencinin psikolojisini bozduğu şeklinde haklı eleştirilere neden oldu. Nihayetinde 3 sene sonra SBS 8. sınıfta yapılan tekli sınava dönüştü.  Yine 2010 yılında genel liseler kaliteyi artırmak adına Anadolu Liselerine dönüştürüldü. 2012'de eğitimde 4+4+4 sistemine geçildi. 2013'te SBS kaldırılarak Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sınavı (TEOG) sistemine geçildi. Bu sisteme göre öğrenci temel derslerin bir yazılısına merkezi sınav sistemi ile girecekti. 4 sene uygulanan bu sistem başta memnuniyetle karşılansa da daha sonra bu sistemde birçok sorunun olduğu ortaya çıktı. Nihayetinde Eylül 2017'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir TV programındaki açıklamalarının akabinde Başbakan ve Milli Eğitim Bakanı tarafından TEOG'un kaldırıldığı, öğrencilerin ve ailelerin mağdur edilmeyeceği kamuoyuna ilan edildi. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz,  eğitim sistemini sürekli güncellediklerini, her geçen gün daha iyiye doğru gittiklerini belirterek yeni sistemin eskisinden daha iyi olacağını kamuoyuyla paylaştı.

Yeni sistemle ilgili bazı öneriler basında konuşulmaktadır. Yine bir sınavın yapılacağı ve bu sınavda başarılı olanların istedikleri okullara gidebileceği belirtilirken bir yere yerleşemeyen öğrencilerin adrese dayalı olarak lise eğitimlerine devam edecekleri belirtilmektedir. Yine sınavda açık uçlu sorular sorulacağı belirtilirken Milli Eğitim Bakanlığı'nın internet sitesinde açık uçlu soru örnekleri kamuoyuyla paylaşılmıştır.[2] Bununla birlikte her okulun kendi sınavını yapacağına dair söylentiler de sistemle alakalı tartışmaları ve belirsizliği beraberinde getirmektedir. Bu durum eğitimcilerde, velilerde ve özellikle de liselere girmeye hazırlanan 8. sınıf öğrencilerinde tedirginliğe yol açmaktadır.

Türkiye'de liselere girişte uygulanan sınav sistemi, bu şekilde sürekli bir değişim içinde iken dünyada bu sistem farklı şekillerde uygulanmaktadır. Ortaöğretime geçişte dünyada değişik modeller göze çarpmaktadır. ABD, Japonya, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde çeşitli şekillerde merkezi sınav sistemi uygulanmaktadır. ABD'de bazı seçkin devlet okulları ayrı sınavlar sonucunda okullarına öğrenci almaktadır. Almanya, Fransa ve İtalya gibi Avrupa ülkelerinde öğretmenlerin değerlendirmeleri, öğrencinin okuldaki başarı durumu ve notları ortaokul bitirme sınavları gibi yöntemlerle öğrenciler liselere yerleşmektedir. Çin'de ortaokulu bitirme sınavı ile öğrenci alımı yapılmaktadır. Güney Kore'de de merkezi sınav yapılmakta, öğrencilerin yüzde kırkı meslek liselerine yönlendirilmektedir.[3]

Görüldüğü üzere dünya üzerindeki belli başlı ülkelerde de ortaöğretime giriş sınavlar ile olmaktadır. Bu ülkelerde sınav ile beraber öğrencilerin yetenekleri, ders durumları öğretmen görüşü de dikkate alınmaktadır.  Türkiye'de bu sınavın bu kadar tartışmalı olmasında kuşkusuz sürekli değişen sınav sistemi etkili olmaktadır. 15 yılda, aynı iktidar döneminde 6 bakanın değişmesi ve bu bakanların bakanlıkları döneminde sürekli değişen eğitim politikaları beraberinde haklı eleştirileri getirmektedir. 18 milyonun üzerinde bir öğrenci kitlesinin olduğu bir ülkede her şeyin çok düzenli olması, sistemin kusursuz işlemesi beklenemez. Ancak bir ülkenin eğitim sisteminin sürekli değiştirilerek adeta yapboz tahtasına dönüşmesi de eğitimde kaliteyi düşürdüğü gibi genç nesillerin heba olmasına neden olmaktadır. Liselere giriş sınavı olan TEOG sistemi ile alakalı sağlıklı bir değerlendirme yapılmadan sistemin belirsizliğe sürüklenmesi ülkenin eğitim sistemi açısından ciddi sıkıntıları beraberinde getirecektir.

 

Merkezi Sistemden Okul Odaklı Sisteme Geçiş

Gerek Cumhurbaşkanı ve Başbakan, gerek diğer yetkililerin yaptıkları açıklamalara bakıldığında getirilmek istenen yeni sistemde, liselere geçişte merkezi değerlendirmenin yerini okul odaklı değerlendirmenin alacağı görülmektedir.

Esasen mevcut uygulama da kısmî okul odaklıydı. Öğrencinin başarısı, TEOG puanı artı ortaokul ortalaması ile hesaplanıyordu. Bu kısmi okul odaklılık dahi, suiistimal ediliyor; özellikle özel okullar “hormonlu not” diye adlandırılan bir notlandırma ile özel okul öğrencisini sistemde ayrıcalıklı kılıyordu. Nitekim Milli Eğitim Bakanlığı'nın Mayıs 2016'da tespit edebildiği kadarıyla başta İstanbul, Ankara, Bursa, Antalya, Diyarbakır olmak üzere yaklaşık 40 ilde 200'e yakın okulun notlarda oynama yaptığı belirtilmiştir. Bakanlık, bu “şişirilmiş not” uygulamasına karşı diğer iller için de harekete geçeceğini aynı tarihte belirtmiştir.[4]

Eğitimde fırsat eşitliğini ortadan kaldırdığı gibi, ülke açısından yetenek kaybına yol açan ve nitelikli insan kaynağının tespitine zarar veren bu varlıklı sınıf kayırmacılığı, okul ortalaması odaklı bir tür “yerel değerlendirme sistemi”nde daha da artacaktır. Bu durum, toplumun ekonomik durumu zayıf ama nitelikli kesiminin çocuklarının eğitimde, dolayısıyla ülkenin geleceğinde yer edinmesini engelleyecektir. Kapitalist anlayışı yansıtan bu tür uygulamaların devlet açısından olduğu kadar bireyler açısından da yol açacağı problemler ağır olacaktır.

Milli Eğitim Bakanlığının mevcut müfettiş kadrosu ve teftiş zihniyeti, genellikle siyasi ve bürokratik koruma altında olan özel okullar bir yana, devlet okullarında dahi kayırmayı engelleme kapasite ve eğilimine sahip değildir. Öğretmen ve idarecilerin siyasi ve bürokratik yapıya karşı korunması ile ilgili herhangi bir tedbirin söz konusu olmadığı koşullarda her yıl binlerce sözleşmeli öğretmenin sisteme katıldığı gerçekliğinde bir öğretmenin siyasi ve bürokratik konuma sahip bir şahsın çocuğuna nasıl düşük not verebileceği düşünülmek durumundadır. Özellikle sözleşmeli öğretmenlerin kendilerini bu konuda idarenin yoğun baskısı altında hissederek tabii bir not şişirme/hormonlu not verme eğiliminde olacağı açıktır. Ancak sorun sadece idare ve siyasi baskı değildir.

Türkiye'de öğretmen sayısı 2012'de 800 bin civarında iken[5] bu sayı Nisan 2017 verilerine göre 1 milyon 5 bin 380'a ulaşmıştır.[6] Bu durumda mevcut öğretmen kadrosunun yaklaşık beşte birinin öğretmenlik tecrübesi sadece beş yıl civarındadır.

Öğretmenlerin önemli bir kesiminin deneyim süresinin beş yıl civarında olduğu dikkate alındığında öğrencinin geleceğinin not sistemi üzerinden öğretmene bırakılması doğru olmayacaktır. Deneyim eksikliği bulunan öğretmenin, yazılı notuna eş değer olan sözlü notunda isabet etmeme ihtimali bulunduğu gibi, yazılı sınavı sorularının niteliği ve değerlendirilmesi de standartların altında olabilir. Her yıl MEB'in nitelikli komisyonlarının hazırladığı ve çok iyi bir tetkikten geçen sorularında problemlerin çıktığı düşünüldüğünde, deneyim eksikliği olan bir öğretmenin tek başına hazırladığı soruların öğrencinin ders durumunu ölçmedeki isabetinin zayıf olacağı muhakkaktır.

Öte yandan Türkiye'de ideolojik durumun da öğretmen tutumunu etkilediği açıktır. Öğretmenlerin kendilerine inanç ve düşüncede yakın velilerin çocuklarını kayırırken kendilerine karşı gördükleri velilerin çocuklarını düşük not vererek cezalandırdıkları bilinen bir durumdur.

Merkezî sınav sisteminin en önemli özelliklerinden biri, kayırılacak konumda olmayan öğrenciyi yanlış öğretmen uygulamalarından korumaktır. Yerel değerlendirmenin ağırlık kazanması, bu konumdaki öğrencileri bu korumadan yoksun bırakacaktır. Milli Eğitim birimlerinde bunu engelleyecek bir mekanizma söz konusu değildir.

Neticede özel üniversite ile yaygınlaşan eğitimde kapitalist uygulamalar, liselere geçişte merkezî sistemin terk edilmesi veya zayıflatılmasıyla eğitimin bütün kademelerine yayılacaktır.

 

Öneriler ve Sonuç

Öncelikle ülkenin eğitim politikası ile ilgili ciddi planlamaların yapılması ve istikrarın sağlanması gerekmektedir. Eğitimciler, öğrenciler ve veliler bu manada belirsizlikten kurtarılmalıdır. Ayrıca eğitimle ilgili kararların alındığı toplantılara sadece üniversiteden uzmanlar çağrılmamalı, sahada çalışan öğretmenlerin görüşlerine yer verilmelidir.

2010 yılında kademeli olarak bütün düz liselerin Anadolu Liselerine geçirilmesi düz liseleri Anadolu Liseleri kalitesine çıkarmadığı gibi Anadolu Liselerini adeta düz liseye çevirmiştir. Bu uygulama üzerine tekrar düşünülmesi gerekmektedir.

Her okulun kendi sınavını yapacağı şeklindeki iddialar, öğrenci ve velileri tedirgin etmektedir. Zira iyi okulların sınavlarını kendilerinin yapması beraberinde birçok şaibeyi getirecektir.

TEOG sisteminin kaldırılmasının nedenlerinden birinin İmam Hatip okullarına giden öğrencilerin başarısız öğrenciler olduğu şeklinde bazı odaklar tarafından yapılan propagandalar[7] söz konusudur. 28 Şubat süreciyle kapatılan İHL'lerde ilk zamanlarda kalite anlamında ciddi sıkıntılar yaşanıyorken işleyen süreçle beraber İHL'lerde başarının arttığı gözlenmektedir. 2016 yılında Türkiye genelinde 70 İHL 400 üzeri puanla öğrenci almışken 2017 yılında sadece İstanbul ilinde 400 üzeri puanla öğrenci alan İHL sayısı 70'i geçmiştir. Ayrıca Türkiye geneli açılan İHL Fen ve Sosyal Bilimler proje okulları ile İHL okullarının başarı durumunun artırılması hedeflenmektedir. Zira bu okullara yerleşen öğrenciler ortalama 450 puan üzeri bir puanla yerleşmektedirler.[8] Bundan dolayı TEOG'un kaldırılmasını İHL'lere bağlamak doğru bir yaklaşım değildir.

Meslek liselerine başarılı öğrenci çekebilmek için kendi branşlarındaki üniversitelere yerleştirmede ek puan uygulaması geri getirilmelidir. Bu sayede bu liselerin durumu ve başarısının artması mümkün olabilecektir. Ayrıca meslek lisesi mezunlarının devlet tarafından istihdamı, bu okullara ilgiyi artıracaktır.

Dünya genelinde eğitimde kaliteyi ve başarıyı yakalamış ülkelerde sınav sistemlerinin daha adaletli olduğu görülmektedir. Dolaysıyla TEOG yerine gelecek sistemde “eğitimde fırsat eşitliğine” zarar verecek durumlardan kaçınmak gerekir. Bu anlamda ortaokuldaki notlar üzerinden liselere yerleştirmenin yapılması üzerine iyi düşünülmesi gerekmektedir. Özel okullardaki not sisteminin objektif kriterlere dayanmadığı yönünde ciddi soru işaretleri varlığını korumaktadır. Ülkemizdeki teftiş kurumunun etkisizliği de bu durumu daha şaibeli hale getirmektedir. Dolayısıyla yapılacak yerleştirmede ortaokul notlarının belirleyici konumda olması eğitimde fırsat eşitliğini zedeleyecektir.

Sınav sisteminin açık uçlu sorular ile yapılacağına dair açıklamalar sınavın objektifliğine zarar verebilir. Zira TEOG sisteminde derslerin her birinden sorulan ve dersin kazanımları ile alakalı 20 soru bugün için adaleti nispeten sağlamaktaydı. Açık uçlu sorular ve bunların değerlendirilmesindeki sıkıntılar sınavın objektif olması gerektiğine dair yaklaşıma zarar verebilir. Açık uçlu sorular sorulacaksa bile sınavın ağırlığı bunun üzerine inşa edilmemelidir.

Sonuç olarak liselere yerleştirmede bir sınavın yapılması kaçınılmaz görünmektedir. Ancak sınav sistemi ciddi bir araştırma sürecinden sonra eğitim uzmanları tarafından yapılacak değerlendirmeler sonucunda nihai şeklini almalıdır. Sınav sisteminde okuldaki notlar yerleştirmede çok etkili olmamalıdır. Bu minvalde başta özel okullar olmak üzere okullarda denetimin artırılması sağlanmalıdır. Yapılacak sınavda açık uçlu soruların sınavın ağırlığına oranı noktasında dikkat edilmelidir. Bu noktada test sorularının ağırlıkta olduğu bir sınavın yapılması daha güvenilir bir sınav için gereklidir. Objektif kriterlerin dikkate alındığı okul notları, davranış ve ahlaki durum ile sosyal etkinliklere katılımın da sınavlarda değerinin olması okullardaki eğitim kalitesi açısından önem arz etmektedir.

 

Analizimize PDF Formatında Ulaşmak İçin Tıklayınız.


 



Yorumlar Yükleniyor..
DİĞER TÜM YAZILAR
Kategoriye ait diğer yazılar
Göztepe mahallesi İSTOÇ 3. Cadde N Blok No: 6/103 Bağcılar / İstanbul - Email: sdamstrateji@gmail.com
Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.