Türkiye-Rusya S-400 Anlaşması ve Türkiye-NATO İlişkileri
GÜNDEM ANALİZ - 03.01.2018 16:20
Analizimizde Türkiye'nin NATO'ya üyeliği, örgütteki konumu ve Rusya'dan alınacak olan S-400 sistemleri ile gelinen nokta değerlendirilecektir.

Norveç'te 8-17 Kasım 2017 tarihlerinde yapılan “Trident Javelin (Üçlü Mızrak)” adlı bilgisayar destekli/dijital NATO tatbikatında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan adına sahte sosyal medya hesabı açılıp bu hesaptan “Karşıt Kuvvet” liderini destekleyici paylaşımlar yapıldı. Söz konusu tatbikatta, aynı zamanda, Türkiye'ye imada bulunularak düşman kategorisinde gösterilen ülkenin NATO'ya tehdit oluşturan bir ülkeden füze sistemleri almak için uğraştığı senaryosu uygulandı. Bunun üzerine Türkiye, NATO'yu sözlü ve yazılı olarak protesto ederek tatbikattan çekildi. Bu skandalın Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemlerini alma sürecinin son aşamalarına denk getirilmesi, NATO-Türkiye ilişkilerinin bir kez daha sorgulanmasına sebep oldu.

Türkiye, NATO'ya üye bir İslâm ülkesi[1] olarak 60 yıldan fazla bir süredir Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliğine katkı sağlamıştır. NATO'nun diğer üye devletleri gibi gerçek anlamda bir güvenlik şemsiyesi altına girememiş olsa da ilişkilerin bu çapta sorgulandığı bir süreci daha önce yaşamamıştır.

Son süreçte;

i. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası kamuoyunda artan ABD/NATO karşıtlığı,

ii. Suriye'de ABD'nin PYD/YPG'yi desteklemesi,

iii. FETÖ üyelerine sahip çıkılması üzerine bazı Avrupa Birliği üyeleri ile yaşanan krizler

iv. Türkiye'nin Rusya'yla yakınlaşması gibi hususlar hem Türkiye'de hem de Batı'da Türkiye'nin pozisyonunun tartışılması sonucunu doğurmuştur.

Analizimizde Türkiye'nin NATO'ya üyeliği, örgütteki konumu ve Rusya'dan alınacak olan S-400 sistemleri ile gelinen nokta değerlendirilecektir.

 

NATO'nun Kuruluş Süreci ve Türkiye'nin Üyeliği

İkinci Dünya Savaşı, ardında yaklaşık 70 milyon ölü bırakarak son bulduğunda Avrupa ülkelerinin ekonomilerini çökertmiş, Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzeni alt-üst etmiş; Doğu'da ayakta kalabilen tek büyük güç olarak Sovyetler, Batı'da ise Atlantik-ötesi bir süper güç olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'nin ortaya çıktığı yeni bir uluslararası düzenin ilk basamağının oluşmasına yol açmıştır. Savaş sonrası Batı'da uygulanan politikalar, bir yandan böylesine büyük çapta bir savaşın Avrupa'da tekrar yaşanmasını imkânsız hâle getirmeyi amaçlarken öte yandan Doğu Avrupa'da kendisine uydu devletler oluşturmaya çalışan SSCB'nin etki alanını daraltmaya ve onu durdurmaya yönelik belirlenmiştir.

Avrupa'da var olagelen bütünleşme düşüncesi, Batı Avrupa'da savaş sonrası tekrar gündeme gelmiş, güçlerini toparlamak isteyen ülkeler başta ekonomi ve güvenlik sistemlerini ayağa kaldırmak üzere ABD'nin de teşvikiyle bir araya gelmişlerdir. Sovyetlere karşı İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg'un 17 Mart 1948'de imzaladığı Brüksel Antlaşması NATO'nun kuruluşuna temel olmuştur.

Sovyet tehdidine karşı korunma ve ulusal refahı sağlama motivasyonlarıyla hareket eden 12 ülke[2] 4 Nisan 1949'da Washington'da imzalanan “Kuzey Atlantik Antlaşması” ile NATO (Kuzey Atlantik Antlaşma Örgütü)'yu kurmuştur. Türkiye'nin NATO'ya ilk başvurusu Mayıs 1950'de CHP tarafından yapılmış ve bu başvuru reddedilmiş, hemen ardından iktidara gelen Demokrat Parti bu başvuruyu sahiplenmiş; Türkiye, yoğun diplomatik uğraşlar ve Kore Savaşı'na asker göndermesi sonucu Batı kamuoyunda kabul görüp Yunanistan'la birlikte 18 Şubat 1952'de NATO'ya üye olmuştur. Türkiye'nin NATO'ya üye olması dış siyaset açısından bir başarı olarak kabul edilmiş fakat Türkiye'nin, Suriye özelinde, İslâm dünyasıyla arasında “mayın tarlaları” oluşturmasına sebebiyet vermiştir. Bir yandan Türkiye güvenlik açısından kuşatma altına alınırken öte yandan ülkenin verimli tarım arazileri âtıl duruma getirilerek ülke ekonomisi zarara uğratılmıştır.

Genişlemesini 1955'te Almanya, 1982'de İspanya'yı bünyesine katarak sürdüren NATO, Soğuk Savaşın sona ermesine müteakip üç genişleme dalgası yaşamıştır: 1999'da Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya; 2004'te Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya; 2009'da ise Hırvatistan ve Arnavutluk NATO'ya üye olmuşlardır.[3] Son olarak Karadağ'ın Haziran 2017'de üye olmasıyla NATO'nun üye sayısı 29'a yükselmiştir. NATO'da kararlar oybirliğiyle alınmaktadır ve NATO, Türkiye'nin veto yetkisine sahip olduğu tek uluslararası örgüttür.[4]

Türkiye'nin NATO'ya girme çabalarının ardında yatan temel sebepler, bir yanda Sovyetlerin İkinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye'nin doğusundan toprak ve Boğazlarda üs talep etmesi, diğer yanda ise Batı'da yeni kurulan örgütlerde yer alıp Batılılaşmayı sürdürme isteğidir.

Bazı üyeler Türkiye'nin NATO üyesi olmasına, ittifakın “Ortadoğu” bölgesine sınır olacağı ve buralardaki sorunların Türkiye üzerinden ittifaka taşınacağı iddiasıyla karşı çıkmıştır. Ancak değişen uluslararası kamuoyu sonucu Türkiye'nin üyeliği gerçekleşebilmiş, üyelikten itibaren Türkiye NATO'nun önemli bir insan kaynağı, aynı zamanda üs bölgesi haline gelmiştir. Nitekim bugün Türkiye'de, ülkenin dört bir yanına[5] dağılmış vaziyette yirminin üzerinde ABD ve NATO üssü bulunmaktadır. Türkiye, NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahiptir.

Türkiye'nin NATO üyeliği ülke içinde bir kesim tarafından Batılılaşmanın gereği olarak algılanıp desteklenmiş, bazılarınca ise ülke güvenliği açısından bir zorunluluk olarak kabul edilmiştir. NATO üyeliği zaman zaman sorgulanmış olsa da Soğuk Savaşın bütün yoğunluğuyla hissedildiği süreçte NATO'dan ayrılma düşüncesi kabul görmemiş ama 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra ittifak derinden sorgulanır hâle gelmiştir. Bunun temel sebepleri kısaca şunlardır:

i. Türkiye'nin NATO'da görevli subaylarının darbe girişimiyle ilgili suçlanması ve büyük çoğunluğunun Avrupa ülkelerine iltica etmesi,

ii. Adana'da bulunan İncirlik Üssü'nün darbeciler tarafından aktif kullanılması,

iii. Kimi ABD yetkililerinin darbe girişimi sonrası yapılan operasyonları NATO bağlamında eleştirmesi,

iv. Türkiye'nin iyice belirgin hâle gelen güvenlik açığını kapatma ihtiyacında başta ABD olmak üzere “müttefik ülkeler”den yeterli desteği görmemesi.

Türkiye'nin üyeliği sonrası ordusunun önemli sayıdaki personeli NATO eğitiminden geçirilmiş, bu eğitim sadece teknik sahada değil, ideolojik sahada da etkili olmuş; Türkiye ordusunun seküler yapısı konsolide edilmiştir. Bu yapı, darbe yapılmak istendiğinde kolaylıkla harekete geçirilmiş, Türkiye aleyhinde kullanılmıştır. Türkiye ordusu içindeki bağlantılarıyla NATO, ittifak sınırlarını dış düşmandan koruma misyonunun yanında, ülkeye hâkim olan 1950 öncesi zihinsel yapının koruyucusu işlevi görmüş; NATO bu işleviyle Türkiye'nin bağımsız bir devlet olarak içerde ve dışarıda olumlu açılımlar gerçekleştirmesinin önünde engel teşkil etmiştir.

 

Türkiye'nin S-400 Alımına Yönelmesi

Türkiye'nin hava savunma sistemi ihtiyacı Birinci Körfez Savaşı'nda ortaya çıkmıştır. Bu tarihten itibaren bu ihtiyacını karşılamaya çalışan Türkiye, 2009 yılında ABD'den Patriot füzesi alma girişiminde bulunmuş ancak Türkiye'nin bu talebi ABD Kongresi'nin engeline takılmıştır.

ABD'den istediğini alamayan Türkiye, bir sonraki adımda Fransa-İtalya konsorsiyumuna yönelmiş fakat onların teknoloji transferine yaklaşmamaları ve füze bataryalarını teslim süresini çok uzun tutmaları Türkiye'yi Çin'e yönlendirmiştir. Türkiye Çin'le eğitim, ortak üretim ve teknoloji transferi dâhil, 3.4 milyar dolara anlaşmaya varmış ama bu anlaşma, ABD'nin itirazları karşısında, Türkiye'nin “kendi füze programını kurmayı planladığı” gerekçesiyle iptal edilmiştir.

Türkiye, son olarak dünyanın en gelişmiş hava savunma sistemi olan S-400'leri alma konusunda Rusya ile anlaşmış, böylelikle diğerlerine nazaran daha kısa sürede, ortak geliştirme taahhüdüyle ve daha ucuza hava savunma sistemi elde etme imkânına kavuşmuştur. İki ülke arasında 29 Aralık 2017 tarihinde imzalanan anlaşma ile 2.5 milyar dolar karşılığında 2 adet sistem ve 4 adet bataryanın ilk teslimatının Mart 2020'de yapılması kararlaştırılmıştır.[6]

Rusya'yla yapılan görüşmelerin son dönemlerinde Türkiye, Fransa ve İtalya arasında  hava ve füze savunma sistemlerinin ortak üretiminde işbirliğini içeren “savunma işbirliği niyet beyanı” imzalanmıştır.[7]

NATO makamları, Türkiye'nin S-400 alma girişimine ilkin ihtiyatla yaklaşmış, bunun egemen bir ülkenin bağımsız kararı olduğunu ifade etmiştir. Ancak ilerleyen dönemde Türkiye'nin girişimleri resmiyet kazanmaya başlayınca tepkilerin dozajı artmış, S-400 sistemlerinin NATO sistemleriyle entegrasyon sorunu yaşayacağı vurgulanmıştır. Süreç ilerledikçe tepkiler “tehdit” noktasına varmış, Amerikalı bir yetkili “Defense News (Savunma Haberleri)” dergisine yaptığı açıklamada Türkiye'nin, Rus Hava Savunma Sistemi alarak ilerlediği takdirde NATO teknolojisine bağlanmasına izin verilmeyeceği gibi bunun F-35 savaş uçaklarının alınması ve kullanılmasını da etkileyebileceğini söylemiştir.[8]

 

Türkiye'nin NATO ve ABD ile Karşı Karşıya Geldiği Bazı Durumlar

  NATO Antlaşması'nın 5. maddesi Taraflardan birine veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceğini beyan etmektedir. Bu madde, NATO tarihinde sadece bir defa ABD'deki 11 Eylül saldırılarından sonra işletilmiştir. Bu madde her ne kadar antlaşmada yer alıyor olsa da Türkiye söz konusu olduğunda kolektif savunma anlayışının harekete geçeceğini varsaymak mümkün görünmemektedir.

  Türkiye kritik dönemlerde NATO ya da ABD tarafından yüzüstü bırakılmıştır. 1962 yılında Sovyetlerle ABD arasında ortaya çıkan Küba Krizi üzerine varılan anlaşma gereği ABD, İzmir'de konuşlu bulunan Jüpiter füzelerini Türkiye'ye rağmen geri çekmiştir.

1964 yılında Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahale etmesi üzerine dönemin ABD Başkanı Lyndon B. Johnson, İsmet İnönü'ye bir mektup göndermiş; mektupta, ABD tarafından yardım olarak verilen silahların NATO misyonu dışında kullanılamayacağını vurgulamış ve Sovyetlerin müdahalesi durumunda ABD'nin ve diğer müttefiklerin 5. maddede yer alan ortak savunma prensibi ile hareket etmeyebileceklerini ifade etmiştir.

  1974 Kıbrıs Müdahalesi'nden sonra, 1975 yılında ABD Kongresi Türkiye'ye silah ambargosu uygulamış; Türkiye, tepki olarak ABD ile imzalanmış olan Savunma ve İşbirliği Anlaşması'nı yürürlükten kaldırmış, Türkiye'deki tüm Amerikan üslerini kontrol altına almıştır. Buna rağmen ABD ambargosu 3 yıl sürmüş ancak 1978'de kaldırılmıştır.

1992'de yapılan “Karalılık Gösterisi-92” adlı NATO tatbikatı sırasında, Ege Denizi'nde ABD uçak gemisinden atılan füze ile Türkiye'ye ait Muavenet Zırhlısı vurulmuş, daha sonra “yanlışlıkla” yapıldığı söylenen olayda Türkiye 5 askerini kaybetmiştir.

2012 yılında Türkiye'nin, Suriye Savaşı'nın etkilerine karşı NATO müttefiklerine yaptığı çağrı sonrası ABD, Hollanda ve Almanya tarafından Patriot Füze Bataryaları Türkiye'ye gönderilmiş, daha sonra tehdit yapısı değiştiği gerekçesiyle bu sistemler, Türkiye açısından sürpriz sayılacak bir şekilde geri çekilmiştir.

15 Temmuz darbe girişiminde, Adana'da bulunan İncirlik Üssü'nün darbeciler tarafından aktif kullanılması ve sonrasında yaşanan gelişmeler, darbenin NATO desteğinde yapıldığı algısını güçlendirmiştir. İlerleyen süreçte NATO'da görevli subayların Avrupa ülkelerine iltica etmesi de NATO'nun darbe girişimindeki rolüne dair şüpheleri artırmıştır.

Kasım 2017'de Norveç'te gerçekleştirilen tatbikatta Türkiye'nin açıktan hedef alınması, güvenliğini NATO'ya emanet etmesinin sakıncalarını göstermiş; alternatif güvenlik arayışlarına ivme kazandırmıştır. Nitekim NATO'dan gelen bütün karşı açıklamalara rağmen Türkiye, Rusya'dan S-400 hava savunma sistemlerini alacak olan ilk NATO üyesi olarak resmi anlaşmayı imzalamıştır.

 

Türkiye'nin NATO ile İlişkisinde Avantaj ve Dezavantajları

NATO, Sovyet tehdidine karşı kurulmuş bir savunma örgütü olduğu için 1991'de Sovyetlerin dağılması ile NATO'nun “varlık sebebi” ortadan kalkmıştır. Ancak ABD, NATO ile elde ettiği Avrupa-Akdeniz-Karadeniz hattında konuşlanma “meşruiyetini” bırakmak istememekte, küresel liderliğini sürdürmek için NATO'yu bir araçsallaştırmaktadır. Bu amaçla Soğuk Savaş sonrası yapılan zirvelerle NATO'nun Doğu Avrupa'ya doğru genişlemesi teşvik edilmiş, Sovyetlerden boşalan alanlar doldurulmak suretiyle Avrupa'da yeni bir güvenlik ortamı tesis edilmeye çalışılmıştır.

NATO, salt askerî bir örgüt olmaktan öte, liberal demokratik değerlerin korunması misyonunu da üstlenmiş bir teşkilat olarak kuruluş anlaşmasında ekonomik işbirliğini de teşvik etmiştir.[9] Komünist Blokun çöküşü ile rakipsiz kalan NATO, meşruiyetini yitirmemek için üst üste düzenlediği zirvelerle yeni tehdit tanımlamaları yapmış; bu bağlamda “terörizm”, siber saldırılar, NATO sınırları dışındaki istikrarsızlık ve çatışmalar yeni tehdit kategorileri olarak kabul edilmiştir. ABD'de düzenlenen 11 Eylül saldırıları ABD tarafından “terör saldırısı” olarak isimlendirilmiş, bunun üzerine NATO'nun kolektif savunma ilkesi harekete geçirilmiştir. Bölgesel gelişmeler karşısında güvenliğini riskte gören Türkiye'yi korumak içinse böyle bir adım atılmamış; aksine Türkiye, “Trident Javelin (Üçlü Mızrak)” tatbikatında da görüldüğü gibi doğrudan ya da dolaylı olarak NATO'nun ve müttefik ülkelerin tehdidi altına girmiştir.

Buna rağmen etkili ordusu ve insan kaynaklarıyla Avrupa-Atlantik bölgesinin vazgeçilmez güvenlik aktörlerinden olan Türkiye'nin, olası tehditler karşısında, NATO'da sahip olduğu veto yetkisiyle sahadaki karşılığı zayıf da olsa teorik anlamda güvende olduğu öne sürülebilir. NATO'dan çıkması durumunda Türkiye,

i. NATO kaynaklı -teoride kalsa da- güvenlik şemsiyesini kaybetmek ile yüz yüze kalacak,

ii. Güvenliğini sağlamak için savunma giderlerini arttıracak,

iii. Başka ikili ya da çok taraflı uluslararası örgütlere girmek durumunda olacaktır.

Türkiye gibi bir ülkenin kimi etkisiz dünya ülkeleri gibi “tarafsızlık ve izolasyonizm” politikaları izlemesi gerçekçi değildir.

Türkiye'nin jeopolitik konumu ile birlikte tarihini de göz önünde bulundurarak bir araya gelme ihtimalinin daha fazla olduğu İslâm ülkeleriyle ekonomi-güvenlik yapıları oluşturup güçlendirmesi, kriz dönemlerinde manevra kabiliyetini arttıracak; Türkiye'yi tek taraflı hareket etmekten kurtaracaktır. Güvenlik aktörü olarak sahip olduğu güçlü ordu ve askerî geleneği sayesinde etkisi ve ağırlığı dünyada kabul gören Türkiye'nin kamuoyu oluşturma ve yönetme, güçlü siyasi aktör olma konusunda güven duyabileceği en etkili gücü İslâm dünyası oluşturmaktadır. Trump'ın Kudüs kararı üzerine yaşanan gelişmeler ve BM'deki oylama bunu ispatlar niteliktedir.

Türkiye'de bir kesim tarafından Rusya, NATO'nun alternatifi olarak sunulmaktadır. Ancak ikili ilişkilerin tarihi göz önüne alındığında Türkiye'nin Rusya ile stratejik ilişki kurması, gerçekleşmesi zor bir seçenek olarak görünmektedir.

Türkiye'nin NATO ile ilişkisini topyekûn terk edip yüzünü Doğu'ya dönmesi çağrısı işlevsel zeminden yoksun bir temennidir. Diğer taraftan Türkiye'nin Batı'ya mecbur olduğu imajı da bugünün politik açıdan bölünmenin kıyısındaki Batı Blokunu ve Türkiye gerçeğini göz ardı ettiğinden anakronik bir tespittir.

ABD'nin önceliği artık NATO aracılığı ile ittifak sınırlarının güvenliğini sağlamak yerine küresel düzlemde azalmaya başlayan özgül ağırlığını muhafaza etmektir. AB ülkeleri ise Brüksel Antlaşması'ndan bu yana kendi güvenliklerini kendilerinin sağlayacağı kapasiteye erişmeye çalışmakta, bunu gerçekleştirmek için yeni savunma örgütleri kurmayı denemektedir.[10]

Uzun vadede doğuda Rusya, ortada Avrupa/AB ülkeleri, batıda ise ABD'den oluşması muhtemel üçlü güvenlik yapılanmasında Türkiye'nin eski alışkanlıklarıyla bloklar arasında tercih yapmaya girişmesi, Türkiye gibi genç nüfuslu bir ülkenin enerjisini boşa harcamasına sebebiyet verecektir. Türkiye'nin bir yandan uluslararası sistemin araçlarını kullanarak dış politikadaki taleplerini dile getirmesi, öte yandan sistem içi boşluklardan istifade ederek sistemin muhalif kabul ettiği dünya ile irtibatını sağlıklı bir zemine oturtması,       “korkular ve temenniler” üzerinden dış politika yapımından, ayakları yere basan sağlam politikalar üretmeye geçmesini hızlandıracaktır.

Tüm bu veriler göz önünde bulundurulduğunda NATO'ya karşı güçlü bir güvenlik bloku oluşmadığı sürece Türkiye'nin NATO'dan ayrılmayı tercih etmesi gerçekçi olmayacaktır. Bununla birlikte gerek İslâm dünyasıyla gerek ABD ile birlikte hareket etmeyecek diğer güçlerle beraber blok oluşumu arayışının sürdürülmesi, ABD'nin NATO'yu kendi amaçları için araçsallaştırması karşısında zorunlu görünmektedir.

 

Analizimize PDF Formatında Ulaşmak İçin Tıklayınız.


[1] Arnavutluk, 2009 yılında NATO'ya üye olmuş bir diğer İslâm ülkesidir. Etki ve kapasite açısından Türkiye ile kıyaslanamayacak derecede küçüktür.

[2] ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Danimarka, İzlanda, Norveç, Portekiz

[3] http://www.mfa.gov.tr/nato-tarihce.tr.mfa Erişim Tarihi: 01/01/2018

[4] Kuruluş anlaşmasında veto kelimesi geçmese de kararlar oybirliği ile alındığı için “veto yetkisi” doğal olarak bulunmaktadır. Türkiye bu yetkisini, eski NATO Genel Sekreteri Rasmussen'in seçiminde kullanmış, onun seçilmesini geciktirmiştir. Ayrıca, 2010'da İsrail'in Mavi Marmara yardım gemisine uluslararası sularda düzenlediği saldırıdan sonra Türkiye, İsrail'in Akdeniz'deki NATO tatbikatlarına katılmasını veto etmiş, bu vetosunu 2012'de kısmen geri çekmiştir. Mayıs 2016'da İsrail'in NATO Genel Merkezinde daimi bir ofis açması da Türkiye'nin vetosunu kaldırması ile gerçekleşmiştir.

[5] Türkiye'deki başlıca NATO üsleri: İzmir Çiğli Üssü, Konya'daki 3. Ana Jet Üs Komutanlığı, Şile Üssü'ndeki NATO hava savunma füzeleri, Balıkesir 9. Ana Jet Üssü, Muğla Aksaz'daki Deniz Üssü. Ankara, Amasya, Bartın, Çanakkale, Diyarbakır, Eskişehir, İzmir, İzmit, Kütahya, Lüleburgaz, Sivas, Erzurum, Rize, Van, İskenderun, Mardin, Ordu ve Konya'da NATO'ya bağlı Birleştirilmiş Hava Harekât Merkezleri bulunmaktadır. https://www.yenisafak.com/gundem/nato-kusatmasi-2831145  Erişim Tarihi: 03/01/2018

[9] Madde 2: Taraflar, özgür kurumlarını güçlendirerek, bu kurumların üzerine kurulu olduğu ilkelerin daha iyi anlaşılmasını sağlayarak ve istikrar ile refah koşullarını geliştirerek barışçıl ve dostça uluslararası ilişkilerin daha da geliştirilmesine katkı yapacaklardır. Uluslararası ekonomi politikalarında çatışmayı ortadan kaldırmaya yönelecekler ve taraflardan herhangi biri ya da hepsi ile ekonomik işbirliğini teşvik edeceklerdir.

https://www.nato.int/cps/fr/natohq/official_texts_17120.htm?selectedLocale=tr  Erişim Tarihi: 03/01/2018

 



Yorumlar Yükleniyor..
DİĞER TÜM YAZILAR
Kategoriye ait diğer yazılar
Atikali Mah. Müezzin Bilal Sokak No:14/4 Fatih / İSTANBUL  Email: sdamstrateji@gmail.com
Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.