Küreselleşmenin Üç Veçhesi: Olgu, Proje, İdeoloji
DÜŞÜNCE ANALİZ - 20.01.2018 16:29
Bu metin, SDAM tarafından, 11-13 Ağustos 2017 tarihleri arasında düzenlenen “Küreselleşmenin Boyutları ve Dinamikleri” temalı Akademik Toplantı'da sunulmuştur.

 

 Süleyman TOPALOĞLU*

Özet

Tanımlanması ve sonuçları itibariyle birbirinden farklılık arz eden değerlendirmelere konu olan; ekonomik, teknolojik, siyasi ve sosyo-kültürel boyutları bulunan küreselleşmeyi, söz konusu boyutları da kapsayan bir şekilde “olgu, proje, ideoloji” olarak üç veçhe bağlamında incelemek gerekmektedir. Küreselleşmenin olgu, proje ve ideoloji veçheleri, birbirinden bağımsız değildir; aralarında karşılıklı bir etkileşim ve geçişgenlik bulunmaktadır. Çoğu zaman küreselleşmenin proje ve ideoloji veçheleri, olguların mahiyetini etkilemekte; bazen de olgular, projenin güncellenmesine ve ideolojinin belirginleştirilmesine/detaylandırılmasına neden olmaktadır. Öte yandan ideoloji yönü, küreselci projelerin uygulanabilmesi için uygun bir zemin oluştururken; projeler de ideolojik unsurları içerebilmektedir. Dolayısıyla küreselleşmenin bir veçhesinin analizi, diğer veçhelerinin de bir yönüyle izahı anlamına gelmektedir. Tebliğimizde, söz konusu üç veçhenin analiz edilmesinden hareketle küreselleşmenin genel mahiyeti değerlendirilecektir.

 

Anahtar Kavramlar: Küreselleşme, Olgu, Proje, İdeoloji.

 

Giriş

Son 30 yıllık süreçte ekonomik, teknolojik, siyasi ve sosyo-kültürel ilişkiler düzleminde yaşanan her türlü gelişme, neredeyse küreselleşme kavramına başvurmadan izah edilemez olmuştur. “Küreselleşen dünyada…” diye başlayan cümleler gündelik yaşam alanlarında dolaşıma sokularak popülerleşmiştir. Bilimsel nitelikli araştırmalar ve yazım dünyasında ise küreselleşme kavramı, deyim yerindeyse “İngiliz anahtarı” mesabesinde işlev görmektedir. Söz konusu yaygın kullanıma direnç gösteren ya da abartılmasından ötürü itirazlarını seslendirenler de, “suskunluk sarmalı”na itilmekte ve her türlü değerlendirmeleri hükümsüz sayılmaktadır. Son yıllara kadar yoğun bir şekilde görülen bu durum, küreselleşme karşıtı hareketlerin ve argümanların belirginleşmesi, hegemonik ilişki biçimlerinin çatırdaması neticesinde değişim emareleri göstermektedir. Ancak esen değişim rüzgârlarına rağmen küreselleşme kavramının ve sürecinin hâlâ kamuoyunun gündeminde önemli bir yer tuttuğu görülmektedir.

Küreselleşme kavramının yaygın kullanımına ve kendisine yüklenen anlam dünyasına ilişkin Zygmunt Bauman'ın şu sözleri dikkate değerdir: “Herkesin dilinde bir ‘küreselleşme'dir gidiyor; bu moda deyim hızla bir parolaya, sihirli bir sözcüğe, geçmiş ve gelecek tüm gizlerin kapılarını açacak bir anahtara dönüşüyor. Bazılarına göre “küreselleşme” onsuz mutlu olamayacağımız şey; bazılarına göre ise mutsuzluğumuzun nedeni.”[1] Bauman'ın da işaret ettiği üzere, küreselleşmeye yönelik yaklaşımlar farklılık arz etmekte; bir yandan “hayranlık putları” inşa etmeye dönük kutsayıcı/aşırı olumlayıcı yaklaşımlar görülürken diğer yandan “korku putları” barındıran yadsıyıcı/aşırı kuşkucu bir yaklaşım biçimi geçerli olmaktadır.

Küreselleşme, kavram olarak dünyanın küçültülmesi ve bir bütün olarak dünya bilincinin pekiştirilmesine gönderme yaparak[2], “gelişmiş” olarak adlandırılan ülkelerde yaşanan ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal olayların dünyanın başka toplumları üzerinde de etkili olduğu ve toplumlar arasındaki karşılıklı bağımlılıkların giderek arttığı bir sürece işaret etmektedir.[3]

1970'li yıllardan itibaren beliren “çok uluslu şirketler”in ekonomik faaliyetleri, 1980'lerde meydana gelen iletişim devrimi ve 1990'ların başında Soğuk Savaş'ın nihayete ermesiyle liberalizmin zafer iddiası, küreselleşme tartışmalarını dünyanın gündemine sokmuştur. Küreselleşme bir taraftan enformasyon, iletişim ve teknoloji boyutları ile ele alınırken, diğer taraftan kapitalizmin daha yüksek bir aşaması olduğu vurgulanarak “sömürü düzeninin yeni adı” olarak kabul edilmektedir. Bunun gibi bir taraftan millî sınırların ve kimliklerin ortadan kalkacağı “dünya vatandaşlığı ve dünya devleti” gibi kavramlar üzerinde durulurken, diğer taraftan “yerelleşme”nin yaşanacağı ileri sürülmektedir.[4]

Hangi perspektiften değerlendirilirse değerlendirilsin küreselleşme hiç kuşkusuz günümüzün en moda kavramlarından biridir. Gerek bilimsel-akademik, gerekse siyasal-bürokratik düzlemlerde çeşitli verilerle kendisine en çok atıf yapılan, en sık anılan kavramların başında gelmektedir. Seven ve destekleyen de, eleştirip karşı çıkan da bir şekilde kendisini küreselleşme kavramıyla içli-dışlı olmak durumunda hissetmektedir. Kimileri için özgürlük, açıklık ve karşılıklı etkileşim temelinde, yeni ve daha iyi bir dünyanın kurulmasında anahtar bir süreç olan küreselleşme, kimileri için de eşitsizlik, sömürü ve “gelişmişler ile az gelişmişler” arasındaki uçurumun açıldığı bir dünyaya kapı aralayan dehşet verici bir süreçtir.[5]

Yaygın kullanımı, kapsayıcı muhtevası ve kuşatıcı gündemine rağmen küreselleşme, barındırdığı müphemlik nedeniyle irdelenmesi gereken bir mahiyete sahiptir. Bu bağlamda, söz konusu müphemliğin -kısmen de olsa- giderilmesine yönelik küreselleşmenin olgu (somut/nesnel yön); proje (siyasi yön) ve ideoloji (sosyo-kültürel yön) veçhelerinin izah edilmesi isabetli olacaktır.

 

Küreselleşmenin “Olgu” Veçhesi

Küreselleşmenin “olgu” veçhesi, dünya çapında sosyal, siyasal ve ekonomik ilişkilerin yoğunlaşmasını içermektedir. Başka bir ifadeyle, küreselleşmeye olgu veçhesinden bakıldığında, kıtalararası ilişkilerin arttığı ve insanî faaliyetlerin bütün boyutlarını kapsayan yaşamın küresel ölçekte yeniden örgütlendiği görülmektedir. Giddens'a göre, ülkeler arasındaki sınırları aşan toplumsal, politik ve ekonomik bağlar, her bir ülkede yaşayan insanların kaderini önemli ölçüde etkilemektedir. Dünya üzerinde hiçbir ülkedeki yaşam, artık diğerlerinden bütünüyle ayrılmış ya da bağımsız değildir.[6]

Kompleks bir süreç olan ve paradoksal öğeler içeren küreselleşme olgusu, bütün küreyi aynı bakımdan ve aynı biçimde etkilemediği gibi tek bir boyuta da sahip değildir.[7] Küreselleşme olgusunun teknolojik, ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel boyutları bulunmaktadır.

Küreselleşmenin olgu veçhesinin lokomotifi teknolojik gelişmelerdir denilebilir. 1980'li yıllarda iletişim ve ulaşım teknolojilerinde yaşanan devrimler neticesinde sermaye, mal ve hizmet trafiği deyim yerindeyse baş döndürücü bir hıza ulaşmış; küresel çapta akışkanlığı sağlayan bir ağ inşa edilmiştir. Söz konusu küresel ağ sisteminin gelişmesi olgusunun temel dayanağını, internet, elektronik posta ve benzeri “bilgi süper otoyolları”[8] oluşturmuştur. Enformasyon ağının tüm dünyada yaygınlaşması, dünyanın her yerindeki değişikliklerin anında öğrenilmesini, dünyanın herhangi bir yerindeki bir olaya hemen müdahil olunmasını, bankada hesap işlemleri yapılmasını, borsaya girilmesini vs. sağlamıştır. Böylece hiç kimse yerinden hareket etmek zorunda kalmadan ve çok zaman harcamadan elektronik bilgi-sistem alt yapısı üzerinden işlerini yapabilme olanağını bulmuştur.[9]

Ulaşım ve iletişim teknolojilerinin ivme kazanmasının en önemli sonuçlarından biri zaman ve mekân mefhumunun dönüşüme uğraması; “zaman-mekân sıkışması”dır. David Harvey'e göre, küresel süreçlerin hızlanmasıyla birlikte dünya kendisini daha küçük hissetmekte, uzaklıklar kısalmakta ve dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen bir olayın etkisi kısa sürede çok uzak yerlerdeki insanlar tarafından hissedilmekte,[10] dolayısıyla zaman-mekân sıkışması meydana gelmektedir. Zamansal ve mekânsal sıkışma bütün bireylerin, toplulukların veya kültürlerin kendilerini bir diğerine kapatmasını imkânsız hale getirmektedir. Bu durum ise, dünya üzerindeki çeşitli ekonomik, politik, kültürel ve dinsel formların birbirleriyle karşılaşmasına ve çarpışmasına zemin hazırlamaktadır.[11]

Küreselleşmenin olgu veçhesi ekonomik boyut çerçevesinde ele alındığında, ticaretin önündeki her türlü engelin kaldırılarak tam serbestleşmenin sağlanması amacı göze çarpmaktadır. Bir diğer önemli unsur, rekabet ortamının tesis edilerek tüm ülkelerin kapılarının yabancı sermaye yatırımlarına ve yabancı firma ürünlerine açılması, bu kapsamda artan “çokuluslu” firma faaliyetleridir.[12] Başka bir deyişle küreselleşme, ülkeleri, kapılarını sonuna kadar büyük şirketlere açmaya, devletin işlevlerini küçültüp özelleştirmeye, ekonomiyi serbest bırakmaya, “verimli” ve rekabetçi olmaya, her şeyi ve herkesi “piyasa güçlerine” teslim etmeye zorlamaktadır.[13]

Olgu veçhesinin siyasi boyutu bağlamında ise, ulus-devlet formunun kontrol mekanizmalarının belirli ölçülerde zayıflatıldığı, egemenlik unsurunun gevşetildiği ve dönüşüm sürecine zorlandığı görülmektedir. BM, NATO, AİHM, DTÖ, IMF ve Dünya Bankası gibi küresel mahiyetteki kurumsal yapılanmaların ulus-devletlerin egemenlik alanlarına daha fazla müdahil oldukları -en azından müdahale girişimlerinde bulundukları- bir süreç yaşanmaktadır. Küreselcilerin girişimleri karşısında ulus-devlet yanlıları da direnç göstermeye devam etmektedir.

Küreselleşme olgusunun kültürel boyutlarına bakıldığında ise, yaşam tarzının aynileştiği, tüketim ürünlerinin ve alışkanlıklarının benzeştiği, yerel örf, adet, gelenek ve göreneklerin aşınmaya başladığı bir süreç müşahede edilmektedir. Öte yandan yerel unsurlar, -bazen küresel olduğu iddia edilen Batılı unsurlarla sentezlenerek- ön plana çıkarılmaya çalışılmaktadır.

Son olarak küreselleşmenin olgu veçhesinin önemli unsurlarından olan sosyal boyuta temas etmek yerinde olacaktır. Kitle iletişim teknolojilerinin yaygınlık arz etmesi neticesinde sosyal hareketlerin mahiyetinde dönüşümler yaşanmaya başlamış ve “yeni” olarak nitelenebilecek toplumsal hareketler teşekkül etmiştir. Dünyanın eskiye nispetle daha çok birbirine bağlı bir ağ oluşturması sebebiyle, domino taşı etkisi daha geniş bir alanda ve daha hızlı gerçekleşmektedir. Önce sanal âlemde, sosyal ağlar vasıtasıyla inşa edilen birliktelikler daha sonra mekânda birliktelik yoluyla toplumsal hareketlere dönüşebilmektedir. Ya da ortaya çıkan bir toplumsal hareket, sanal âlemin etkisiyle sınır tanımaz bir mahiyette dalga dalga yayılabilmektedir.[14]

 

Küreselleşmenin “Proje” Veçhesi

Küreselleşmenin “proje” veçhesi, daha çok siyasi bir muhtevaya sahiptir. Neo-liberal bir proje olarak küreselleşme, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli “yeni dünya düzeni”ne tekabül etmektedir. Başka bir deyişle, “dünya vatandaşlığı” adı altında küresel oligarşik bir klik tarafından kürede dönen siyasetin denetim altında tutulması amaçlanmaktadır. 1989 yılında Francis Fukuyama'nın -daha sonra 1992 yılında “Tarihin Sonu ve Son İnsan” adıyla kitaplaştıracağı- “Tarihin Sonu” adlı makalesinde liberalizmin, nihai olarak mutlak bir zafer kazandığını ve dünyanın geri kalanı için de kaçınılmaz bir son teşkil edeceğini iddia ettiği tez, küreselleşmenin proje veçhesinin mahiyetini açığa çıkarmaktadır.

Proje bağlamında küreselleşmenin, ABD emperyalizminin son biçimi ve kapitalizmin yeniden yapılandırılması[15] olduğu söylenebilir. Küreselci projenin gerçekleşmesine dönük olarak makro ölçekteki siyasi/toplumsal birliktelik formlarının kabile, kavim ve mezhep gibi mikro düzeyde küçük birimlere ayrılması tasarlanmaktadır. Bu bağlamda ulus-devletlere ise, Bauman'ın yerinde ifadesiyle,  küresel şirketlerin girişimlerini sekteye uğratmayan “yerel polis karakolları" rolü biçilmektedir.[16] Başka bir ifadeyle, “bağımsız” olarak adlandırılsa bile devletler, son kertede ABD imparatorluğunun birer eyaleti konumuna indirgenmektedir.

Küreselleşmenin proje veçhesinde etnik ve mezhepsel gruplar tahrik edilerek kanlı çatışmalar tetiklenmekte, çok kültürlülük ve çoğulculuk söylemleri siyasi operasyonlar için enstrüman olarak kullanılmakta; farklılıklar, zenginlik ögesi olarak görülmek yerine küreselci projenin uygulanmasına zemin hazırlamaya dönük çatışma aparatlarına dönüştürülmektedir. Burada kastedilen, küresel projelerin öncesinde farklılıkların ya da iç faktörlerden kaynaklı sorunların olmadığı değildir. Dikkat çekilmek istenen, yerel düzlemde mevcut bulunan farklılıkların ve bu farklılıklardan neşet eden hak taleplerinin keskinleştirildiği, farklılıkların “daha fazla farkında olunmasının” teşvik edildiğidir. Başka bir ifadeyle, küresel sistemle “benzerlikler” üzerinden “uyuşma”; içeride ise “farklılıklar” üzerinde “çatışma” hususu siyasi bir proje olarak dayatılmaktadır.

Küreselleşme projesinin sosyal boyutunda ise, kadın sorunları istismar edilerek aile kurumu tahrip edilmekte, çoğulculuk ve görecelilik söylemleri üzerinden her türlü ahlakî-dinî zemin ortadan kaldırılıp “kültürel bir başıboşluğa” meydan verilmektedir. Ayrıca büyük stratejik güçlerin, kendi küresel projelerini gerçekleştirme istikametinde verdikleri taktik mücadelelerinde, gittikçe çoğalan ve çeşitlenen toplumsal hareketler önemli bir kaynak haline gelmektedir.[17] “Renkli devrimler” olarak nitelenen ve Batı/ABD lehine neticelenen toplumsal olayların -iç dinamikleri barındırsa bile- küresel projelerin birer uzantısı olduğu sır değildir.

Öte yandan her ne kadar bazı yeni toplumsal hareketler, küreselleşmenin kendisine veya çeşitli boyutlarına tepki olarak ortaya çıksa da, bu tür hareketlerin de bir tür küresel projeler içerdiği dikkatlerden kaçmamaktadır. Özellikle küresel ölçekte gerçekleşen bazı toplumsal hareketlerin, karşı konulduğu düşünülen küresel güçler tarafından desteklendiği görülmektedir. Mesela şirket küreselleşmesine karşı gelişen bazı hareketlerin şirketlerden destek alması bu türdendir. Küreselleşmeden nemalanan güçlerin, kendi alternatiflerini de bizatihi kendilerinin belirlediği ya da karşıt hareketleri kısmi destekle kontrol altında tutmaya çalıştıkları aşikârdır.[18]

Son olarak Yahudilerin tarih boyunca önemli sosyal gerçekliklerinden olan “yurtsuzluk/vatansızlık” durumunun, küredeki tüm kültürlerin tasdik edip “ideal” olarak algılayacakları bir formata büründürülerek dayatıldığı ileri sürülebilir. Söz konusu muhtevaya sahip proje, tarihsel olarak daima güvenlik kaygıları bulunan Yahudilerin kendilerini dünyanın her yerinde güvende hissetmeleri amacına matuf olmalıdır.

Özdeyişle proje veçhesiyle küreselleşme,  bütün dünyanın ABD merkezli küresel imparatorluğun siyasi hegemonyası altında toplanmasını ve buna direnen unsurların çeşitli gerekçelerle tasfiye edilmesini içermektedir. Kapitalizm ve küreselleşmenin en ünlü savunucularından Thomas Friedman'ın açık bir şekilde ifade ettiği üzere, “Küreselleşme biziz, yani Amerika'dır.”[19]

 

Küreselleşmenin “İdeoloji” Veçhesi

Küreselleşmenin “ideoloji” veçhesi, olgu ve proje veçhelerine nazaran daha az farkında olunan ve nadiren gündem edilen bir muhtevaya sahiptir. Olgu veçhesi, daha somut/nesnel ögeler içermekte; proje veçhesinin ise -siyasal bir karakterde olmasından ötürü- çıktıları daha net tespit edilebilmektedir. Buna karşın ideoloji veçhesi, zihinsel ve duygu durumlarının yoğun olduğu kültürel örüntüler barındırdığından daha soyut bir mahiyettedir ve bu cihetle küreselleşme tartışmalarında arka planda kalmaktadır. Hâlbuki küreselleşmenin ideoloji veçhesi, olgu ve proje veçhelerine göre -küresel insan modelinin teşekkül ettirilmesi açısından- daha merkezi bir konumdadır ve küreselleşmenin genel mahiyetinin tam olarak idrak edilmesi bakımından önem arz etmektedir.

Küreselleşmenin ideoloji veçhesi, olgu ve proje veçhelerinin içselleştirilmesine hizmet edecek zeminin ve insan unsurunun meydana getirilmesine olanak tanımakta; küreselci projeleri akamete uğratacak potansiyele haiz unsurların bertaraf edilerek “sosyal kontrol”ün sağlanmasını amaçlamaktadır. Küreselleşme ideolojisinin oluşturmaya çalıştığı küresel insan modelinin belirgin özelliklerinden biri, bilhassa internet teknolojileri vasıtasıyla -bilincinde olmasa da- küresel mahfillere zihinsel ve duygu durumsal bağlamda “biat” etmesidir. Böylelikle küresel mahfiller dünyanın her yerinde kendileri için doğal müttefikler kazanmakta, kültürel ajanlar devşirmekte ve projelerini sekteye uğratacak yerli unsurlara karşı zihni sömürgeleştirilmiş odakları harekete geçirebilmektedir.

Küreselleşme ideolojisinin en önemli boyutu “tüketimizm” olarak ifade edilebilir. Zira küreselleşmeyi, “kürede değer namına ne varsa alınıp üretim bandından geçirdikten sonra pazara sunulması” olarak tanımlamak da mümkündür. Küreselleşmiş bir toplumsal yapıda bireyler, İvan Illich'in yerinde tabiriyle “tüketim köleleri”[20] hâline getirilmektedir. “Tüketiyorum, öyleyse varım!” şiarından hareketle küreselleşme, kapitalist oburluğun küre sathında tecessüm etmiş hâli olarak belirmektedir. İnsanın varoluş durumu tükettiği nesnelere endekslenmekte; küresel mahfillerin ürünü olan moda olgusu ve trendler, hayatın mihenk taşı olarak dayatılmakta; küresel markalara ve küreselleşmiş nesnelere ilave sosyal statü, prestij unsurları yüklenerek marka değeri, insan değerinin önüne geçirilmektedir. Söz konusu hususlar, bireyleri daha çok tüketebilmelerine imkân verecek maddi geçim standartlarını yakalamaya sürüklemekte, böylelikle Erich Fromm'un deyimiyle “olmak” durumunun yerini “sahip olmak” durumu almakta[21] ve -sürekli olarak meta bombardımanına maruz kalan- tek boyutlu mekanik bireylerden müteşekkil “performans-yorgunluk toplumu”[22] inşa edilmektedir.

Küreselleşme ideolojisinin ayartıcılığı/baştan çıkarıcılığı neticesinde yaygınlaşan küresel insan modeli, hız[23], haz ve yenilik tutkunudur; sınır tanımaksızın hızlıca haz veren her tür yenilik ögesine adeta kutsiyet atfeder. Geleneksel ögeleri ise -ne kadar işlevsel olursa olsun- değer hükmü bakımından kıymetsiz olarak etiketleyerek sonu gelmez köksüz bir yenilik müptelalığını benimser. Kadim olana hürmetsizliğin yapısallaşması neticesinde “hatıra kaybı ve manevi bağsızlık” virüsleri bünyesinde yer edinir. Nihayetinde post-modernizmin önemli mottolarından olan “Anything goes” (Ne olsa gider!/Her şey uyar!/Ne olsa mubahtır!”[24]) anlayışını karakter edinerek hiçbir dinî ve ahlâkî sınır olmaksızın her şeye müsait hâle gelir. Söz konusu birey tipinin cari olduğu bir toplumda kültürel başıboşluk meydana gelir, insanlar arası ilişkiler “kullan-at kültürü”nün etkisi altında süregider.

Küreselleşme ideolojisi, Batı menşeli küresel bir kitle kültürü meydana getirerek zevkler ve renkler arasındaki farklılıkları silikleştirmekte, kültür endüstrisi[25] vasıtasıyla “Hollywood etkisi” oluşturulmakta, Herbert Marcuse'un ifade ettiği gibi “tek boyutlu”[26] insanlardan oluşan kitleler “modern/küresel sürüler” hâline getirilmektedir. Oluşturulan “yeni küresel sürü”nün diğer “sürüler”den en belirgin farkı ise, kendisini fazlasıyla “özgür” hissetmesi ve belirli odaklar tarafından yönlendirildiği olgusunu idrak edememesidir. Zira kültürel emperyalizm olarak nitelenebilecek dünyanın “McDonaldlaştırılması[27] ve Cocacolonileştirilmesi” süreci[28], klasik sömürgeleştirmeye göre daha sofistike yöntemler ve rafine bir etkileşim dili aracılığıyla devreye sokulmaktadır. Dolayısıyla algılar, beğeniler ve tercihler, kadim geleneklerden ve yerli dinamiklerden ziyade küresel rüzgârlara göre şekillenip “homojenleşmekte” ve Batı merkezli insan ve evren tasavvuru küreye yayılmaktadır. Yerel unsurlar ise ancak küresel sermayenin pazar ihtiyacı hâsıl olduğunda Batı kültürüyle harmanlanarak kendine yer bulabilmekte ve sembolik/nostaljik değer atfedilmesinden öteye geçememektedir. Bu durumdan dinler de nasibini almakta; postmodernist bir yaklaşımla “büyük anlatılar”ın devrinin geçtiği belirtilmekte ve nihayetinde dinler “görecelilik” parantezine alınarak hakikat flulaştırılmaktadır. 

Küresel insan tipinin ve küreselleşmiş toplumların teşekkülüne yönelik kitle iletişim teknolojileri (KİT) ideolojik silah olarak kullanılmaktadır.[29] Küresel şirketlerin medya alanına girmeleri, medya kartellerinin oluşmasına neden olmuş; ideolojik manipülasyon yapma olanağını arttırmıştır. Ayrıca küreselci mekanizmalar bünyelerinde halkla ilişkiler uzmanları, sosyologlar, iletişim uzmanları, psikologlar ve kültür bilimciler gibi uzman kadrolar aracılığıyla hedef kitlesini tanımakta ve bu kitleye dönük algı operasyonlarına girişerek egemen ideolojinin yeniden üretilmesini sağlamaktadır. Küreselleşme sürecinde KİT'ler vasıtasıyla doğru bilgilendirme yerine malumat bombardımanı cari olmakta, insanları şeyleştiren, metalaştıran ve yabancılaştıran bir mahiyete sahip olan küreselleşme gerçekliği, simülasyon evreni[30] inşa edilmek suretiyle ters-yüz edilmekte; farkındalık düzeyi yüksek kimseler ise “suskunluk sarmalı[31]”na itilmektedir.

Küreselleşmenin ideolojik veçhesinin önemli unsurlarından biri de, küreselleşme sürecinin tanımlanmasına ve değerlendirilmesine yönelik açık veya örtülü birçok yönlendirilmenin bulunmasıdır. İlk olarak, küreselleşme sürecinin kaçınılmaz bir son olduğuna dair yapılan vurgular dikkat çekmektedir. Söz konusu vurgular, Francis Fukuyama'nın Batı'nın ilerlemeci tarih anlayışı doğrultusunda iddia ettiği “Tarihin Sonu” dayatmasında olduğu gibi tamamen ideolojik değerlendirmelerdir. Zira küreselciler ütopist bir tutumla henüz cari olmayan bir durumu, -bazı olgusal gelişmeleri fazlasıyla abartarak- sanki olmuş gibi sunmaktadır. Hâlbuki küreselleşme, “toplumsal değişmenin tek şartı, doğrusal süreci ya da son süreci değildir.”[32] Öte yandan kaçınılmaz kader olduğu iddia edilen küreselleşme, “dünya barışı, uzlaşma kültürü, kitlesel refah, özgürleşme” gibi ayartıcı nitelemelerle “dünya cenneti” olarak lanse edilmekte, Batılı/küreselci olan ile evrensel/rasyonel olanı eşitleyen bir bakış açısı dayatılmakta; sürecin reel gerçekliklerine dikkat çeken kimseler ise marjinal, otoriter, yabancı düşmanı, bağnaz ve açık toplum düşmanı olarak etiketlenmektedir.

İkinci olarak, Küreselleşme üzerine beylik hale gelmiş bazı önermeler de, ince telkinler içermektedir. Çok tekrarlanan “küreselleşme ülkelere hem yeni fırsatlar vermekte, hem de yeni tehlikeler (veya rizikolar) yaratmaktadır” ifadesi bunun başlıca örneğidir. Bu ifade, eğer küreselleşme döneminde vaat edilen nimetlerden nasibini alamayan ülke varsa, mevcut fırsatlardan istifade edememesinden kaynaklandığını ve tehlikelerin başına gelmesinden kendisinin sorumlu olduğunu ima ederek, muhtemel eleştirilerin önünü almaya çalışmaktadır.[33]

Son olarak, küreselci mahfillerin egemenlik durumlarının daimî ve engellenemez olduğuna dair algı yönetimlerine dikkat çekmek yerinde olacaktır. Bu hususa tamamlayıcı bir unsur olarak küreselcilerin, küreselleşmenin olumsuzluklarının eleştirilmesi noktasında “alternatifin yine kendileri olduğu” düşüncesini benimsetmeye çalıştıkları da görülmektedir. Bu bağlamda, küreselleşme denilince ilk akla gelen isimlerden olan dünyaca ünlü para spekülatörü George Soros'un “piyasa fundamentalizmi” kavramsallaştırması ve yine meşhur küreselcilerden Thomas Friedman'ın küreselleşme hakkındaki argümanlarını “Lexus ve Zeytin Ağacı” gibi sembolik unsurlar üzerinden kurgulaması, küresel kapitalizmin yaşadığı bunalımları yine küreselci kapitalist mantık çerçevesinde çözümleme girişimleri olarak yorumlanmalıdır. Başka bir deyişle, küreselciler, eleştirel bazı hususlara temas etmekle kendilerini kürenin gidişatı karşısında sorumluluktan kurtarmaya ve alternatif olarak yine kendilerini ön plana çıkarmaya yönelik ideolojik saptırmalara başvurmaktadır.

 

Sonuç ve Değerlendirme

Küreselleşme, ekonomiden siyasete, sosyal politikadan kültüre, hemen hemen yeryüzünün her alanındaki değişimi ifade etmek için kullanılan “sihirli” bir sözcük haline gelmiş; geniş bir alanda kullanılan “klişe”ye dönüşmüştür.[34] Kimileri küreselleşmenin karşı koyulmaz cazibesinden dem vururken; kimileri ise kaçınılmaz bir son/kader gibi sunmaktadır. Ancak küreselleşme kavramı, yaygın kullanımına rağmen hâlâ önemli ölçüde muğlaklıklar barındırmakta ve tek boyutlu değerlendirmelere konu olmaktadır. Bu nedenle çok boyutlu-karmaşık bir süreç olan ve bünyesinde çelişkiler barındıran küreselleşmenin, isabetli bir tahlile tabi tutulabilmesi için “olgu, proje, ideoloji” veçhelerinden hareket edilmesi gerekmektedir. Olgu veçhesi, sürecin somut/nesnel unsurlarının göz ardı edilmesini engellerken; proje ve ideoloji veçheleri ise küresel mahfillerin siyasi projeksiyonlarını ve ideolojik manipülasyonlarını anlamamıza imkân sağlamaktadır.

Küreselleşme süreci, liberal ideolojinin ve kapitalist ekonomik yaklaşımın küreselleşmesi anlamına gelmekte; bireylere ve uluslara küresel kimlik, küresel rol ve küresel pratikler yüklemektedir.[35] Ancak neo-liberallerin kendilerinden emin iddialarına, hatta iyimser kehanetlerine rağmen küreselleşme projeleri, “büyük bir hayal kırıklığı[36]”yla neticelenmektedir. Zira küre çapında yoksulluk, işsizlik, istikrarsızlık, savaş ve terör yapısallaşmakta; vaad edilen “sanal dünya cenneti” yerine “reel dünya cehennemi” inşa edilmektedir. Küreselleşmenin olgusal yönleri de her yerde aynı düzeyde ve yoğunlukta yaşanmamaktadır. Başka bir deyişle küreselleşmenin “nimetleri”nden herkes aynı oranda istifade edememektedir. İddia edilenlerin aksine İslamofobi, ırkçılık, yabancı düşmanlığı yayılmakta ya da vasıfsız insan olarak nitelendirilenlerin seyahat, ticaret, eğitim vb. özgürlükleri sınırlandırılabilmektedir. Bunun yanı sıra tek kutuplu/homojen dünya tasarımı, çok kutuplu-aktörlü[37] bir yapıya evrilmekte; küreselci projelerin ve ideolojinin dayatmalarına maruz kalan yerli unsurların tepkisellik neticesi daha fazla güçlenme eğilimine girdiği ve konsolide olduğu dikkat çekmektedir. Küreselleşme ideolojisinin neticesinde ise, benmerkezci, nihilist, konformist, hedonist, hız tutkunu, köksüz yenilik müptelası, yalnızlaşmış ve yabancılaşmış küresel insan modeli yaygınlık kazanmaktadır.

Sosyologların büyük bir kısmı da, küreselleşmenin yarattığı ve yaratacağı sonuçların belirsizliğinden, bireylerin ontolojik güvenliklerini yitirmelerinden, dünyamızın yaşanılabilir olmaktan çıkmasından, eskisi gibi artık toplumları bir arada tutan güç odaklarının, ulusal ölçekli siyasal düzenlerini kaybetmesinden ve dolaysıyla ortamın belirsiz, kuralsız ve kendi başına buyruk hale gelmesinden yakınmaktadır.[38] Bu durum, küreselleşmenin olgu, proje, ideoloji veçhelerinin bütüncül yaklaşımla bir arada değerlendirilmesinin ne denli isabetli olduğunu ortaya koymaktadır.

 

  Kaynakça

1.       Abdullah ÖZKAN: “Küreselleşme Sürecinin Medya ve Kültür Üzerindeki Etkileri”, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi-TASAM, Tasam Yayınları, Rapor No: 15, İstanbul Mayıs 2006.

2.       Anthony GİDDENS: Sosyoloji, Çev: Cemal Güzel, Ayraç Yayınevi, Ankara 2000.

3.       A. Bora ELÇİN: “Küreselleşmenin Tarihçesi”, Ankara 2012.

4.       Byung-Chul Han: Yorgunluk Toplumu, Açılım Kitap, Üçüncü Baskı, İstanbul 2017.

5.       Cem SOMEL: “Az Gelişmişlik Perspektifinden Küreselleşme”, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Sayı:18 Ankara Şubat-Mart-Nisan 2002.

6.       David HARVEY: Postmodernliğin Durumu, Çev: Sungur Savran, Metis Yayınları, İstanbul 1999.

7.       Duygu DUMANLI KÜRKÇÜ: “Küreselleşme Kavramı ve Küreselleşmeye Yönelik Yaklaşımlar” The Turkish Online Journal of Design, Art and Communication-TOJDAC, April 2013, Volume:3, Issue:2.

8.       Erich FROMM: Sahip Olmak Ya da Olmak: İki Varoluş Biçimi Üzerine Bir Deneme, Çev: Aydın Arıtan, Say Yayınları, İstanbul 2016.

9.       George RİTZER: Toplumun McDonaldlaştırılması-Çağdaş Toplum Yaşamının Değişen Karakteri Üzerine Bir İnceleme, Çev: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, Dördüncü Baskı, İstanbul 2016.

10.    Herbert MARCUSE: Tek Boyutlu İnsan-İleri İşleyim Toplumunun İdeolojisi Üzerine İncelemeler, Çev: Aziz Yardımlı, İdea Yayınevi, Dördüncü Baskı, İstanbul 2016.

11.    Ivan ILLICH: Tüketim Köleliği, Çev: Mesut Karaşahan, Pınar Yayınları, Dördüncü Baskı, İstanbul 2011.

12.    Işıl BAYAR BRAVO: “Küreselleşme ve Görünümleri Üzerine”, Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 10, Ankara Güz 2010.

13.    İhsan ÇAPÇIOĞLI: “Küreselleşme, Kültür ve Din”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Ankara 2008, Sayı: XLIX-II.

14.    Jay GRİFFTHS: Tik Tak-Zamana Kaçamak Bir Bakış, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2003.

15.    Jean BAUDRİLLARD: Simülarklar ve Simülasyon, Çev: Oğuz Adanır, Yedinci Baskı, Ankara 2014.

16.    Joseph E. STİGLİTZ: Küreselleşme-Büyük Hayal Kırıklığı, Çev: Deniz Vural ve Arzu Taşçıoğlu, Dördüncü Baskı, Plan B Yayınları, 2002.

17.    Mehmet KAYA: “Küreselleşme Yaklaşımları”, Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı: 13, Diyarbakır 2009.

18.    Mehmet Zeki DUMAN: “Neo-Liberal Küreselleşmenin Zaferi”, Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 1, 2011.

19.    Mustafa ACAR: “Ekonomik Siyasal ve Sosyal Kültürel Boyutlarıyla Küreselleşme: Tehdit mi Fırsat mı?” Liberal Düşünce Dergisi, Sayı: 25-26, Kış-Bahar 2002.

20.    Mustafa TALAS ve Yaşar KAYA: “Küreselleşmenin Kültürel Sonuçları”,  TÜBAR, Sayı: XXII, Güz 2017.

21.    Nihat AYDENİZ ve Diğerleri: “Küreselleşme Olgusuna Temel Yaklaşımlar”, Batman Üniversitesi Uluslararası Katılımlı Bilim ve Kültür Sempozyumu, Batman 18-20 Nisan 2012.

22.    Seda ÇAKAR MENGÜ: “Küreselleşme İdeolojisinin Etki Alanında Halkla İlişkilerin Rolü”, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi.

23.    Sezgin KIZILÇELİK: Küreselleşme ve Sosyal Bilimler, Anı Yayıncılık, Ankara 2012.

24.    Sezgin KIZILÇELİK: Frankfurt Okulu, Genişletilmiş Üçüncü Baskı, Anı Yayıncılık, Ankara 2013.

25.    Sezgin KIZILÇELİK: Zalimler ve Mazlumlar: Küreselleşmenin İnsani Olmayan Doğası, Anı Yayıncılık, Genişletilmiş 3. Baskı, Ankara 2012.

26.    Suat SEZGİN: Küreselleşmenin Medya ve Toplum Üzerine Etkileri, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi.

27.    Taner TATAR: Kürede Dönen Siyaset, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2008.

28.    Taner TATAR: Malatya İnönü Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Sanayi Sosyolojisi 2013-2014 Ders Notları.

29.    Taner TATAR: “Yeni Toplumsal Hareketler ve Küresel Projeler”, Ortadoğu Analiz Dergisi, Ankara Eylül 2013, Cilt: 5, Sayı: 57.

30.    Veysel BOZKURT: Değişen Dünyada Sosyoloji-Temeller, Kavramlar, Kurumlar, Ekin Kitabevi Yayınları, Bursa 2015.

31.    Yakup ÇOŞTU: “Küreselleşme Üzerine Bazı Düşünceler”, Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, Ankara 2005/1-2, Cilt: IV, Sayı: 7-8.

32.    Zeki KARTAL: “Kavramsal ve Tarihsel Yönleri İle Küreselleşme” Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Eskişehir Aralık 2007, Cilt: 8, Sayı: 2.

33.    Zygmunt BAUMAN: Küreselleşme-Toplumsal Sonuçları, Çev: Abdullah Yılmaz, Ayrıntı Yayınları, Dördüncü Baskı, İstanbul 2012.



* Malatya İnönü Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyoloji Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Öğrencisi.

   E-posta adresi: mir.sosyolog7@gmail.com

[1] Zygmunt BAUMAN: Küreselleşme-Toplumsal Sonuçları, Çev: Abdullah Yılmaz, Ayrıntı Yayınları, Dördüncü Baskı, İstanbul 2012, s.7.

[2] Duygu DUMANLI KÜRKÇÜ: “Küreselleşme Kavramı ve Küreselleşmeye Yönelik Yaklaşımlar” The Turkish Online Journal of Design, Art and Communication-TOJDAC, April 2013, Volume: 3, Issue: 2, s.3.

[3] İhsan ÇAPÇIOĞLU: “Küreselleşme, Kültür ve Din”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Ankara 2008, Sayı: XLIX-II, s.154.

[4] Taner TATAR: Kürede Dönen Siyaset, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2008, s.16.

[5] Mustafa ACAR: “Ekonomik Siyasal ve Sosyal Kültürel Boyutlarıyla Küreselleşme: Tehdit mi Fırsat mı?” Liberal Düşünce Dergisi, Sayı: 25-26, Kış-Bahar 2002, s.13.

 

[6] Anthony GİDDENS: Sosyoloji, Çev: Cemal Güzel, Ayraç Yayınevi, Ankara 2000, s.67.

[7] Mehmet KAYA: “Küreselleşme Yaklaşımları”, Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı: 13, Diyarbakır 2009, s.2.

[8] Abdullah ÖZKAN: “Küreselleşme Sürecinin Medya ve Kültür Üzerindeki Etkileri”, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi-TASAM, Tasam Yayınları, Rapor No: 15, İstanbul Mayıs 2006, s.9.

[9] Işıl BAYAR BRAVO: “Küreselleşme ve Görünümleri Üzerine”, Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 10, Ankara Güz 2010, s.3.

[10] David HARVEY: Postmodernliğin Durumu, Çev: Sungur Savran, Metis Yayınları, İstanbul 1999, s. 291-341; Aktaran: İhsan ÇAPÇIOĞLU, a.g.m. s.155.

[11] Yakup ÇOŞTU: “Küreselleşme Üzerine Bazı Düşünceler”, Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi, Ankara 2005/1-2, Cilt: IV, Sayı: 7-8, s.98.

[12] A. Bora ELÇİN: “Küreselleşmenin Tarihçesi”, Ankara 2012, s.14.

[13] Zeki KARTAL: “Kavramsal ve Tarihsel Yönleri İle Küreselleşme” Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Eskişehir Aralık 2007, Cilt: 8, Sayı: 2, s.16.

[14] Taner TATAR: “Yeni Toplumsal Hareketler ve Küresel Projeler”, Ortadoğu Analiz Dergisi, Ankara Eylül 2013, Cilt: 5, Sayı: 57, s.11.

[15] Küreselleşmenin, kapitalizm ve liberalizmden ayrı olarak kavranılması mümkün değildir.(Sezgin KIZILÇELİK: Zalimler ve Mazlumlar: Küreselleşmenin İnsani Olmayan Doğası, Anı Yayıncılık, Genişletilmiş 3. Baskı, Ankara 2012, s.8.)

[16] Zygmunt BAUMAN, a.g.m., s. 73.

[17] Taner TATAR: a.g.m., s.18.

[18] Taner TATAR: a.g.m., s.12.

[19] Nihat AYDENİZ ve Diğerleri: “Küreselleşme Olgusuna Temel Yaklaşımlar”, Batman Üniversitesi Uluslararası Katılımlı Bilim ve Kültür Sempozyumu, Batman 18-20 Nisan 2012, s. 1016.

[20] Ivan ILLICH: Tüketim Köleliği, Çev: Mesut Karaşahan, Pınar Yayınları, Dördüncü Baskı, İstanbul 2011.

[21] Erich FROMM: Sahip Olmak Ya da Olmak: İki Varoluş Biçimi Üzerine Bir Deneme, Çev: Aydın Arıtan, Say Yayınları, İstanbul 2016.

[22] Byung-Chul Han: Yorgunluk Toplumu, Açılım Kitap, Üçüncü Baskı, İstanbul 2017.

[23] Oluşturulan hız toplumuyla ilgili bir değerlendirme için bkz: Jay GRİFFTHS: Tik Tak-Zamana Kaçamak Bir Bakış, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2003.

[24] Sezgin KIZILÇELİK: Küreselleşme ve Sosyal Bilimler, Anı Yayıncılık, Ankara 2012, s.40.

[25] Frankfurt Okulu'nun “Kültür Endüstrisi” hakkındaki görüşleri için bkz: Sezgin KIZILÇELİK: Frankfurt Okulu, Genişletilmiş Üçüncü Baskı, Anı Yayıncılık, Ankara 2013, s.415-465.

[26] Herbert MARCUSE: Tek Boyutlu İnsan-İleri İşleyim Toplumunun İdeolojisi Üzerine İncelemeler, Çev: Aziz Yardımlı, İdea Yayınevi, Dördüncü Baskı, İstanbul 2016.

[27] George RİTZER: Toplumun McDonaldlaştırılması-Çağdaş Toplum Yaşamının Değişen Karakteri Üzerine Bir İnceleme, Çev: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, Dördüncü Baskı, İstanbul 2016.

[28] Bu duruma dünyanın “Amerikanlaştırılması” da denilebilir. Ancak bugün dünyanın bir başka Amerika daha besleyemeyeceği hatta bugün bir Amerika'nın bile fazla olduğu söylenmektedir. (Taner TATAR: Malatya İnönü Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Sanayi Sosyolojisi 2013-2014 Ders Notları, s.211.)

[29] Suat SEZGİN: Küreselleşmenin Medya ve Toplum Üzerine Etkileri, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, s.9.

[30] Simülasyon teorisi için bkz: Jean BAUDRİLLARD: Simülarklar ve Simülasyon, Çev: Oğuz Adanır, Yedinci Baskı, Ankara 2014.

[31] Taner TATAR: Kürede Dönen Siyaset, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2008, s.16.

[32] Mustafa TALAS ve Yaşar KAYA: “Küreselleşmenin Kültürel Sonuçları”,  TÜBAR, Sayı: XXII, Güz 2017 s.152.

[33] Cem SOMEL: “Az Gelişmişlik Perspektifinden Küreselleşme” Doğu Batı Düşünce Dergisi, Sayı:18 Ankara Şubat-Mart-Nisan 2002, s.196.

[34] Veysel BOZKURT: Değişen Dünyada Sosyoloji -Temeller, Kavramlar, Kurumlar, Ekin Kitabevi Yayınları, Bursa 2015, s.337.

[35] Seda ÇAKAR MENGÜ: “Küreselleşme İdeolojisinin Etki Alanında Halkla İlişkilerin Rolü”, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, s.172.

[36] Joseph E. STİGLİTZ: Küreselleşme-Büyük Hayal Kırıklığı, Çev: Deniz Vural ve Arzu Taşçıoğlu, Dördüncü Baskı, Plan B Yayınları, 2002.

[37] Bilhassa Çin'in küresel bir aktör olarak önlenemeyen yükselişi, ABD'nin bile -Trump yönetimiyle birlikte- anti-küreselleşmeci sinyaller vermesine neden olmaktadır.

[38] Mehmet Zeki DUMAN: “Neo-Liberal Küreselleşmenin Zaferi”, Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 1, 2011 s. 672.

 

 



Yorumlar Yükleniyor..
Yavuz Selim Mah. Mehmetçik Sokak. No:71/2 Esenler - İSTANBUL  Email: sdamstrateji@gmail.com
Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.