Irak'taki İslâmî Hareketler
ÜLKELER VE İSLâMî HAREKETLER - 10.07.2018 14:20
Çalışma, Irak ile ilgili genel bilgiler sunmakta ve Irak'ta bulunan İslâmî Hareketleri incelemektedir.

Abdulkadir TURAN

IRAK' IN COĞRAFÎ VE İDARÎ YAPISI

Resmi adı el-Cumhuriyyetü'l-lrakıyye olan ülkenin başkenti Bağdat'tır. Irak nüfusu, 2018 yılında yapılan sayıma göre 39.339.753'tür. Ülkenin resmi dili Arapçadır, Irak halkının dörtte üçünden fazlası Arapça konuşur. Ülke nüfusunun % 77'si Arap, % 19'u Kürt, % 1,7'si Türk'tür, bunların yanı sıra her birinin oranı % 1'den daha az olan Farisiler (İranlılar), Lurlar, Nasturiler ve İber - Kafkas Çerkezleri de bulunmaktadır.

Irak'ın resmi dini İslâm olup halkın % 97'si Müslüman'dır. Müslümanların % 57'si Şii/Caferi, % 43'ü Sünni'dir, Sünnilerin çoğunluğu Şafii'dir. % 2 oranında bulunan Hıristiyan nüfusun üçte ikiye yakını Ortodoks, üçte bire yakını Katolik, az bir kısmı da Protestan'dır. % 0.7 oranında Yezidi, % 0,2 oranında Sâbiî, çok az sayıda da Yahudi mevcuttur.

Kuzeyde Türkiye ile 331 kilometrelik bir sınırı bulunan Irak'ın toprakları doğuda İran, güneyde Suudi Arabistan ve Kuveyt, batıda Ürdün ve Suriye ile çevrilidir; Basra Körfezi'ndeki dar bir kıyı şeridiyle de dünya denizlerine açılır. [1]

Irak, petrol rezervi bakımından dünya sıralamasında ikincidir. Dünya petrol rezervlerinin % 10'una, Ortadoğu petrol rezervlerinin ise % 15'ine sahiptir. Irak'ta petrol 1902 yılında keşfedilmiştir ancak asıl üretim artışı 1927'den sonra sağlanabilmiştir. [2]

Irak, siyasi yapı olarak tek partili bir Cumhuriyetle yönetilmektedir. Ülke, idarî açıdan muhafaza denilen18 vilayete ayrılmıştır; bunlardan başkent Bağdat özel bir statüye sahiptir. Muhafazaların en yüksek sivil yöneticisi İçişleri Bakanlığı'nın önerisiyle Cumhurbaşkanı tarafından tayin edilen ve muhafız diye adlandırılan validir. Muhafazalar kâim-makam (kaymakam) tarafından yönetilen kazalara, kazalar da müdîr tarafından yönetilen nahiyelere ayrılmıştır.[3] Ülkenin kuzeyinde bulunan Erbil, Dohuk ve Süleymâniye muhafazaları Kürdistan Bölgesel Yönetimi adı altında özerk bir yönetime sahiptir.

 

IRAK'TA SİYASİ SÜREÇ

Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı sonrasında mağlup kabul edilmesiyle 30 Ekim 1918'de imzaladığı Mondros Ateşkes Antlaşması siyasi açıdan Osmanlı Devleti için ölüm fermanı olurken, sömürgeci devletler bunu fırsat bilip bu ölüden ganimet paylaşma yoluna gitmişlerdir. Bu paylaşma hesapları elbette yeni değildi. Özellikle İngilizler 1878 Berlin Anlaşması sonrası bu bölgelerde petrol kaynaklarının tespiti ile meşgul olmuş, Birinci Dünya Savaşı yıllarında da bu bölgeleri işgal yoluna gitmişlerdir. Mondros Ateşkes Anlaşması'ndan sonra güvenlik bahanesiyle 4 Kasımdan itibaren İngilizlerin Musul ve Kerkük'ü işgal etmesi İngilizlerin asıl amaçlarının anlaşılması açısından büyük bir önem taşımaktadır.

İngilizler işgaller sırasında ve öncesinde Irak halkını zayıflatarak içten yıkma hesapları yapmıştır. Bu nedenle özellikle mezhep ve ırk ayrımları güden politikalar izlemişlerdir. Diğer taraftan da merkezi şehirleri işgal etmek suretiyle Osmanlı'yı tümüyle yok etme planlarını uygulamaya koymuşlardır. Irakla ilgili geniş çapta ve uzun vadeli planlar yapmış olan İngiltere, Irak'taki stratejisini dört temel esasa dayandırmıştır:

1. Ülkede, mezhebe ve ırka dayalı iç karışıklıkların çoğaltılması için çalışmalar yapılması .(Bu konuda yapılan en önemli çalışma Şii ve Sünni din adamlarını birbirinden kopararak iki tarafın karşı karşıya getirilip ihtilaflar üzerinden ayrıkların başlamasını sağlamak olmuştur.)

2. Halka tüketim kültürünü ve konforizmi aşılamaya çalışarak daha yüksek standartlarda maddi yaşam düzeylerini ileri sürerek bunların elde edilmesi için bağımlı vaatlerde bulundular. Böylelikle toplumun asıl sorunları halkın gündeminden uzaklaştırılıp ülkenin sömürülmesine karşı halkın bilinçlenme ve düşünme olasılığının en aza indirilmesi.

3. Batı kültürü bütün dallarıyla birlikte halka dayatılmaya çalışılarak halkın Batı'ya tam bir bağımlılık içinde olmasını sağlamak.

4. Dindar halkın ve özellikle Iraklı gençlerin ahlaki olarak çökertilmesi için gece kulüplerine, içki salonlarına ve fesat yuvalarına düşürülmeye çalışıldı. Bu şekilde gençler arasında ahlak düşüklüğünün sağlanışıyla birlikte sömürücü emellerinin fazla bir direnişle karşılaşmaksızın hedefine varabilmesini sağlamak. [4]

1916'daki Sykes-Picot Antlaşması ile İngiltere ve Fransa Arap Yarımadası'nı kendi aralarında paylaşırken; Irak, İngiltere'ye bırakılmıştır. I. Dünya Savaşı'nın ardından 19-26 Nisan 1920'deki San Remo Konferansı'nda söz konusu antlaşmaya bağlı kalınarak Irak bir kez daha İngiltere'ye bırakıldı. Bunun üzerine İngiltere, Milletler Cemiyeti üzerinden kurulan yeni vesayet sistemi ile Irak'ı manda yönetimine alarak; 23 Ağustos 1921'de Şerîf Hüseyin'in oğlu Faysal'ı Irak Kralı olarak ilan etti. Kraliyet ilanından sonra meşruti yönetim oluşturuldu, Mart 1925'te ilk anayasa yürürlüğe girdi ve daha sonra parlamento toplandı.

1925'te Milletler Cemiyeti, Kasım 1918'den beri İngilizler tarafından işgal altında tutulan Musul vilâyetinin Irak'a dâhil edilmesi konusunda tavsiye kararı aldı. Temmuz 1926'da Türkiye, İngiltere ve Irak arasında imzalanan bir antlaşma ile Musul Irak topraklarına katıldı. 1932'de hükümeti vesayet ve denetimi altında tutan manda yönetimi, Iraklıların bağımsızlık talebi karşısında çöktü, Irak bağımsız bir devlet olarak Milletler Cemiyeti'ne kabul edildi. Ancak İngiltere, bu tarihe kadar Irak Petrollerinin işletme hakkını “Irak Petrol Şirketi”  diye kendi güdümündeki bir şirkete devrettirmiş, aynı şekilde Irak'ı siyasi olarak denetim altına alacak adımlarını tamamlamıştı.[5] Irak'ın Sünni ve Şiileri, Sünni bir idare altında itaat altına alınmış;  yalnız kalan Şeyh Mahmud Berzencî liderliğindeki Kürt itirazı da 1926'da en azından fiilen bitirilmişti. Ama yüzyıllardır Bağdat'tan yönetilmeyen,  Musul ve Süleymaniye merkezli olarak kendilerine ait bir idare altında olan Kürtler, itirazlarını sürdürüyorlardı.  Bununla birlikte ülke nüfusunun toplam %52 civarını, Arap nüfusun ise %70 civarını oluşturan Şiiler de büyük ölçüde yönetim dışında bırakılmışlardı. Dolayısıyla Irak devleti İngiltere tarafından kurulurken tartışmalara açık bırakılmıştı.

Kral Faysal Eylül 1933'te ölünce yerine oğlu Gâzî geçti. Onun döneminde 1937'de Türkiye, İran ve Afganistan ile Sâdâbâd Paktı imzalandı. Buna göre pakta üye ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar karşılıklı görüşmelerle çözümlenecekti. Aynı dönemde İngiltere ile ilişkiler bozulmaya başladı. Kral Gāzî'nin bir kaza sonucu hayatını kaybetmesiyle oğlu II. Faysal henüz dört yaşında iken kral oldu; nâibliğini de aynı aileden Abdülilâh üstlendi.

Irak siyasetinin yönlendiriliş biçimi Irak'ta İngiltere'ye karşı tepkileri artırırken İngiltere II. Dünya Savaşı sırasında, 1941'deki bir grup subayın isyanını bahane ederek ülkeyi yeniden istila etti. İstila II. Dünya Savaşı'ndan sonra bitti ise de 1958'e kadar İngiltere Irak'ı istikrarsız tuttu; bu süreçte çoğu Nuri Said Paşa'nın başkanlığında tam 24 hükümet kuruldu. Bu istikrarsızlık içinde Sovyetler Birliği Irak üzerindeki etkisini artırdı, bunun üzerine 1955'te, Türkiye, İran, Pakistan ve İngiltere'nin de katıldığı Bağdat Paktı imzalandı.

Irak'ta Kraliyet, 14 Temmuz 1958'de Hür Subaylar (ed-Dubbâtü'l-ahrâr) grubunun General Abdülkerîm Kasım başkanlığında yönetime el koyup kralı öldürmesiyle son buldu. Onun döneminde Komünistler Irak siyasetinde ve Irak gençliği içinde yer edindi, bununla birlikte BAAS partisi de öne çıkmaya başladı. BAAS'çılar, diğer Arap milliyetçileri ile birlikte Irak'ın Mısır ve Suriye'den oluşan (daha sonra Yemen'in de katıldığı) Birleşik Arap Cumhuriyeti'ne katılmasını isterken komünistler buna karşı çıkıyorlardı. General Abdülkerim Kasım, komünistlerin üzerine varıp onları etkisizleştirirken güç dengesi BAAS'çıların lehine döndü. BAAS'çılar, 1963'te Abdüsselâm Arif liderliğinde General Abdülkerim Kasım'ı devirip öldürerek iktidara el koydular.

Arif, Komünist subaylara karşı şiddetli bir mücadeleye girişirken BAAS'çılar ve Nasırcılarla bozuştu, iktidara geldikten dokuz ay sonra BAAS liderlerinin bir bölümü İspanya'ya sürgüne gönderildi.   Yönetim süreci iç mücadele ve Kürtlerle savaş ile geçen Abdüsselam Arif 1966'da bir helikopter kazasında ölünce yerine kardeşi Abdurrahman Arif geçti ancak o da 17 Temmuz 1968'da General Ahmed Hasan el-Bekr liderliğinde yine bir BAAS darbesiyle düşürüldü.

BAAS Partisinin ikinci döneminde devletin başında Ahmed Hasan el-Bekr var idiyse de öne çıkan isim başkan yardımcısı Saddam Hüseyin idi. BAAS'çılar, bu süreçte özelikle Kürt muhalefetiyle anlaşıp rahatlamak istiyorlardı.  1972'de Sovyetler Birliği ile 15 yıllık bir anlaşma imzalayıp Irak Petrol Şirketi'ni de millileştirince halk arasında tutulmaya başladılar. 1972 ve 1974 yılları arasında Irak'ın petrol geliri 575 milyon dolardan 5,700 milyar dolara çıkmış, halk bu düzenlemeden ve BAAS'ın İsrail karşıtı söyleminden memnun kalmıştı.

Halk desteğini gittikçe artıran BAAS, Mart 1970'te Kürt muhalefetin lideri ve Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) genel başkanı Molla Mustafa Barzânî ile dört yıl içinde bir otonom Kürt bölgesinin kurulmasını öngören bir anlaşmaya vardı. Ancak Barzanî Kerkük'ün otonom bölge dışında bırakılması konusunda ikna olmamıştı;  BAAS da antlaşamaya sadık kalmadı, bununla birlikte İran ile problem yaşamaya başladı, bunun üzerine İran Şahı KDP'yi destekledi. Irak ordusu, 1974'te KDP karşısında ağır bir yenilgiye uğrayınca Türkiye, İran ve Irak arasında görüşmeler başladı. Ekim 1974'te Ürdün Kralı Hüseyin'in Irak ve İran temsilcileri arasında düzenlediği hazırlık toplantıları Mart 1975'te iki ülke arasında imzalanan Cezayir Antlaşması ile sonuçlandı. Cezayir Antlaşması Kürt problemini BAAS'ın lehine hallederken 1930'lardan beri İran-Irak arasında süregelen sınır (Şattülarap) meselesini de İran'ın lehine çözdü. İran, sınırları kapatarak desteğini kesince Kürt hareketi çöktü; Barzânî ülke dışına çıktı ve 1979'da ABD'de öldü. 1979'deki İran devrimine kadar İran ile Irak arasında problem de yaşanmadı.

16 Temmuz 1979'da devlet başkanı olan Saddam Hüseyin, İran'la 1975'te yaptığı antlaşmaları lağvedip 22 Eylül 1980'de İran'a savaş ilân etti. İki tarafın bir birini sekiz yıl boyunca tükettiği ve Irak'ın Batı ile Arap müttefikleri tarafından desteklendiği bu savaş ancak 18 Temmuz 1988'de İran'ın Birleşmiş Milletler'in ateşkes kararını kabul etmesiyle bitti. İran, 1990'da 1975 antlaşmasını tanıdığını duyurunca iki ülke arasında barış sağlandı.[6] Savaş, İran'ı destekleyen Kürtleri 1988 Halepçe katliamı ile Irak'tan kopma noktasına götürürken; İran'ı destekleyen güneydeki Şiileri ise Saddam'ın yeni katliamları ile baş başa bıraktı.

Saddam,  savaştan sonra Şiilere yönelik şiddetli operasyonlar yaparken 2 Ağustos 1990'da Kuveyt'i de işgal etti, 8 Ağustos'ta ise ilhak ettiğini duyurdu. Kuveyt'in işgali ABD ve müttefiklerinin İran'la savaş sırasında güçlendirdikleri Irak'a müdahale etmesi ve ABD'nin Irak'ı istilası için bahane oluşturdu.

“Kasım ayı sonunda Birleşmiş Milletler Saddam'a 15 Ocak 1991'e kadar Kuveyt'ten çekilmesini, aksi takdirde kendisine karşı güç kullanılacağını bildirdi. 17 Ocak günü Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri beklenen saldırıyı başlattılar. Beş haftalık hava bombardımanından sonra 23 Şubat'ta başlayan kara harekâtı 27 Şubat'ta Irak ordusunun yenilgisiyle sona erdi. Bazı gözlemcilere göre işgal ve savaş en az 100.000 kişinin ölümü ve 300.000 kişinin yaralanmasıyla sonuçlandı; 2,5 milyon insan yer değiştirdi ve 170 milyar doların üzerinde zarar meydana geldi. Savaşın bitmesinden birkaç gün sonra Güney Irak'ta Şiîler ve Kuzey Irak'ta Kürtler tarafından ayaklanmalar başlatıldı. Sağlam kalan ordu birlikleri önce güneydeki isyanı büyük bir şiddetle bastırdılar ve sadece Şiîler'i öldürmekle kalmayıp yerleşim merkezlerini, dinî yapılarını da yok ettiler; ardından kuzeye yöneldiler. Ağır hava bombardımanı sonucu Kürtler arasında Türkiye ve İran sınırlarına doğru büyük çapta bir kitlesel göç başladı. Çözüm olarak Nisan 1991'de 36. paralelin kuzeyinde İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri'nin girişimiyle hava sahaları Irak uçaklarına kapalı güvenli bölgeler kuruldu; aynı çözüm Ağustos 1992'de 32. paralelin güneyinde Şiî nüfus için uygulandı.”[7]

Bununla birlikte ABD, Saddam'ı yerine uygun bir kişi bulamamasından dolayı devirmekte isteksiz davrandı.  Eylül 1991'de çıkarılan bir yasa ile çok partili siyasî sisteme geçildiyse de BAAS Partisi'nin ülke yönetimindeki hâkim konumu değişmedi.

Kuveyt'teki Irak işgalinin bitmesinden sonra BM Güvenlik Konseyi Irak'ın tüm kitle imha silahlarını bırakmasını ve BM denetimine izin vermesini şart koşmuş ve bu süreçten sonra “kitle imha silahları” ABD'nin Irak'a müdahalesinin odağını oluşturmuştur. BAAS rejiminin verdiği güvencelere rağmen 12 yıl boyunca verdiği ödünlere rağmen ABD'nin yönlendirdiği BM Güvenlik Konseyi, tatmin olmamış; ABD, buna dayanarak Mart 2003'de Irak'ı işgal etmiştir. 1991'den farklı olarak ABD 20 Mart'tan itibaren Bağdat'ın merkezini füzelerle hedef alarak Saddam'ın düşürülmesini hedeflemiştir. 2003 Temmuz'una kadar yaşanan kanlı süreçte ABD Başkanı Georg W. Bush 1 Mayıs'ta savaşın bittiğini ilan etmiş;  BAAS rejimi düşmüş, BM'nin BAAS'la ilgili yaptırım kararları kaldırılmıştır.[8]

İşgal sonrasında Irak'ı yeniden yapılandırmak üzere ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in yakın dostu olarak bilinen emekli General Jay Garner atanmış; Afgan kökenli Zalmay Halilzad da ABD'nin Irak temsilcisi olarak belirlenmişti. Garner ve Halilzad'ın Irak muhalefeti olarak bilinen ve başını Kürtlerle Şiilerin çektiği koalisyonla birlikte 15-18 Nisan'da gerçekleştirdiği toplantılarla Irak'ın federal ve demokratik bir devlet olması kararı alındı.

ABD, Garner yerine Paul Bremer'i yeni Irak temsilcisi olarak atadıktan sonra, ülkeyi yönetmek üzere tayin edilen Geçici Yönetim Konseyi ABD'nin Irak yöneticisi Paul Bremer'in öncülüğünde toplanmıştır. 13'ü Şii, 5'i Sünni Arap, 5'i Kürt, 1'i Türkmen, 1'i Asuri şeklindeki Geçici Yönetim Konseyi'nin üye dağılımı bugünkü Irak Bakanlar Kurulu'nun yapısını teşkil etmiş; Irak, bu yönetim yapısıyla mezhepsel ve etnik esaslı bir yönetime büründürülmüştür.

15 Kasım 2003'te Geçici Koalisyon Otoritesi adına Paul Bremer ve Geçici Yönetim Konseyi Dönem Başkanı Celal Talabani'nin “Siyasal Süreç Anlaşması”nı imzalamasıyla, Irak'ın siyasal yapılanma süreci iyiden iyiye belirginleşmeye başlamıştır. 15 Kasım Antlaşması, Geçici Anayasa'nın ilanını gerektiriyordu. 8 Mart 2004'te Bremer'in onaylaması ve Geçici Yönetim Konseyi üyelerinin imzalamasıyla 30 Haziran'dan sonra siyasal sürece temel yönünü verecek olan Geçici İdari Yasa denen Geçici Anayasa resmiyet kazanmıştı. Irak'ı 18 Vilayet olarak ele alan bu anayasa Bağdat ve Kerkük dışındaki herhangi üç vilayetin bir araya gelmesiyle bir özerk bölge oluşturabileceğini öngörüyordu.[9]

8 Mart 2004'teki söz konusu anayasa ile birlikte Kürdistan Bölgesel Yönetimi kurulmuş ve yaklaşık 75,000 kişilik bir peşmerge gücü de bu yeni kurulan yapının güvenlik aygıtına dönüştürülmüştür.[10] Bundan sonra KDP ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) arasındaki çatışmalar dışında Kürdistan Bölgesel Yönetimi istikrarlı bir sürece girerken Irak'ın diğer kesimleri kanlı bir döneme girmiştir.

Yeni Irak'ta sembolik konumdaki Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı Kürtlere; Meclis Başkanlığı Sünni Araplara bırakılırken icranın başı Başbakanlık Şii Araplara bırakılmış, böylece Irak'ta Şii bir yönetimin önü açılmıştı.

Irak'ta oluşan bu denklemden Sünni Araplar memnun kalmamış, Sünni Araplar, ilkin ABD güçleri ile savaşırken Selefi grupların, muhtemelen başta Suudi Arabistan olmak üzere kimi bölge ülkelerinin de müdahalesiyle ABD karşıtı direniş gittikçe Irak'ta farklı mezhep mensupları arası bir savaşa bürünmüştür. Zamanla ABD'nin yüz binlerin ölümüyle neticelenen yıllara yayılan katliamları ve Ebu Gureyb Cezaevi işkenceleri başta olmak üzere vahşetleri, farklı mezheplerden olanlara atfedilen eylemlerin gölgesinde bıraktırılmıştır.  

Fiziki İslâm mirasının yok olma noktasına getirildiği Irak'ta el-Kaide örgütü yerini Irak Şam İslâm Devleti (İŞİD) denen örgüte bırakmış, daha sonra sadece İslâm Devleti adını kullanan örgüt, Irak'tan Suriye'ye uzanmış, 10 Haziran 2014'te Musul'u ele geçirmiş, örgütle Şii Haşdi Şabi milis yapılanması arasındaki savaş Irak'taki yarayı derinleştirmiştir.

İŞİD'in Musul'u ele geçirmesinden dört ay sonra 8 Eylül 2014'te Haydar el-İbadi'nin Irak Başbakanlığına getirilmesi ile Irak Şiileri ile İngiltere ve ABD arasındaki ilişkiler yeni bir boyuta ulaşmıştır. el-İbadi yönetimi Kürt Bölgesel Yönetimi'nin Musul'un merkezine girmesine izin vermeden İŞİD Temmuz 2017'de Musul'dan çıkarılmıştır.

Kürtler ile Irak merkezi hükümeti arasındaki tartışmaların merkezini Kerkük kenti ve “tartışmalı bölgeler” denen Kürt yoğunluklu nüfusa sahip oldukları halde Bölgesel Yönetimi oluşturan üç vilayet Erbil, Süleymaniye ve Duhok'a idari olarak bağlı olmayan yerleşim alanları oluşturmuştur. Buraların statüsünün referandumla belirlenmesi Irak Anayasası'nca kabul edilmişken Irak merkezi hükümeti referandumun yapılmasına izin vermemiştir. Buna çekişmeye petrol gelirlerinin dağılımı ve memur maaşlarının ödenmesi gibi tali konular da eklenirken Mesut Barzani liderliğindeki Kürt yönetiminde Irak'tan tamamen ayrılma düşüncesi pekişmiştir. Nihayetinde Bölgesel Yönetim, 25 Eylül 2017'de bağımsızlığı referanduma götürmüş, referandumdan yüzde doksanın üzerinden “Evet” oyu çıkmışsa da Irak, Türkiye ve İran hükümetleri bu kararı tanımamış; Türkiye ve İran, Bölgesel Yönetime kısmî ambargo uygulamaya başlarken Irak ordusu ve Haşdi Şabi milisleri 16 Ekim'de, Kürtlerin yönetimindeki Kerkük'e girmiş; birkaç gün içinde “tartışmalı bölgeler” olarak adlandırılan yerleşim alanlarının tamamını ele geçirmiştir.

Irak hükümetinin Türkiye ve İran'ın yanında ABD ve müttefiklerinin desteğini alması üzerine Irak Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani görevinden ayrılmış, 25 Eylül Referandumu Irak Anayasa Mahkemesi'nin de aldığı karar gerekçe gösterilerek askıya alınmıştır. Bu süreç Irak merkezi hükümetini güçlendirmiş görünmektedir. Ancak Irak hükümetinin İran ve ABD ile ilişkilerinin henüz netlik kazanmaması bu hükümetin temel problemini teşkil etmektedir.

 

IRAK-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

Türkiye, Irak'la hep iyi ilişkiler içinde bulunmuştur. Türkiye, Musul'un Irak'a bırakılmasından memnun kalmamasına rağmen bu sorun ikili ilişkilerin olumsuz bir seyir izlemesi için bir sebep olmamış; özellikle Türkiye-Suriye ilişkilerinin iyi bir seyir izlemediği 1970'li yıllardan sonra Irak, Türkiye'nin Arap dünyasına açılan kapısı ve ekonomik işbirliğinde öne çıkan bir ülke olmuştur. 

Türkiye, Irak-İran Savaşı'nda tarafsız kalış ise de Irak'a daha yakın durmuş; Irak ile Kürt muhalefeti arasındaki çatışmalarda da Irak'ı desteklemiştir. Ancak Irak'ın Kuveyt'i işgalinin Türkiye tarafından tepkiye karşılanması ve ABD'nin Irak'a müdahalesinde Türkiye'nin ABD'yi desteklemesi Irak ile Türkiye arasındaki ilişkileri bozmuştur.

2004'ten sonra Irak yeniden yapılandırıldığında Türkiye, Irak merkezi hükümetinden çok Bölgesel Kürt Yönetimi'ne yakın durmuş; ticari ilişkilerini daha çok Kürt yönetimiyle gerçekleştirmiştir. Ancak Bölgesel Yönetimin 25 Eylül 2017 tarihinde bağımsızlık referandumuna gitmeyi kararlaştırmasıyla Türkiye-Irak ilişkileri yeni bir seyir izlemeye başlamıştır. Türkiye, Bölgesel Yönetimle ilişkilerini en alt düzeye indirmiş ve Bölgesel Yönetime karşı Irak merkezi hükümetini desteklemeye başlamıştır.

Irak Başbakanı Haydar el-Ebadi'nin 25 Ekim 2017 tarihinde Türkiye ziyaretiyle başlayan yeni süreç PKK'yle mücadeleyi de kapsasa da daha çok Bölgesel Yönetime karşı ortak tavır noktasında kalmıştır.

2017 yılı ilk 10 ayı itibarıyla Türkiye-Irak ihracatı (Bölgesel Yönetim dâhil) 7,66 milyar ABD dolarıdır, bu rakamlarla Irak, Türkiye'nin üçüncü büyük ortağı konumundadır. Türkiye, önümüzdeki süreçte bu oranı 12,1 milyar dolara çıkarmayı tasarlamaktadır.

Türkiye, enerji kaynakları bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Irak'ın petrol ve doğalgaz kaynaklarının küresel pazarlara ulaştırılmasında coğrafi avantaj bakımından ön plana çıkmaktadır.

Türkiye'nin Irak politikasında geçmişten bu yana öne çıkardığı Türkmen unsuru, son dönemde özellikle öne çıkmaya başlamıştır.

“Türkiye, Irak'ın üç kurucu unsurundan biri olan ve bu ülke ile arasında bir dostluk köprüsü olarak addettiği Türkmenler'in durumunu yakından takip etmektedir. Türkiye, Irak halkının ayrılmaz bir parçası olarak Türkmenler'in, ülkelerinin yönetiminde daha fazla yer edinmeleri gerektiği görüşünde olduğunu her vesileyle dile getirmektedir.”[11]

 

IRAK'TAKİ İSLÂMÎ HAREKETLER

İhvan-ı Müslimin Hareketi

Irak'ta Ehl-i Sünnet mensupları arasındaki en yaygın harekettir. Hâlen Hizbü'l-İslâm (İslâm Partisi) olarak Irak yönetiminde kısmî pay sahibi ve Ehl-i Sünnet Arap Müslümanların Irak siyasetindeki en önemli sözcüsüdür.

İhvan-ı Müslimin fikriyatı Hizbü'l-İslâm'ın kurucusu ve İhvan-ı Müslimin'in Irak temsilcisi Prof. Muhsin Abdülhamid'e göre ilk kez 1940'lı yılların başlarında Basra ve Bağdat civarına ulaştı. İhvan-ı Müslimin'in ilk teşkilatlanması ise 1941-1946 yılları arasında Bağdat Mühendislik Fakültesi'nde görev yapan hocalardan Hüseyin Kemaleddin'in mühendislik, hukuk ve tıp fakülteleri öğrencileri arasında, Ahmed Abdülhamid'in ise lise öğrencileri arasında ilk ders halklarını oluşturmaları ile gerçekleşti.

Bu dönemde fakültelerde görev yapan İngiliz hocaların öğrencileri ifsat etme ve komünizmin Irak gençleri arasında yayılmasına karşı şuurlandırma çalışmaları içinde olan Mısırlı öğretim görevlileri, Iraklı gençler İhvan'ın Bağdat'la birlikte Basra ve Erbil çevrelerinde de yayılmasını sağladılar.

Öğrenim gördüğü el-Ezher Üniversitesi'nde İmam Hasan el-Benna ile tanışıp İhvan-ı Müslimin'e katılan ve Irak'ta İhvan-ı Müslimin'in mürşidliğine tayin edilen Muhammed Mahmud es-Sevvaf, Hüseyin Kemaleddin'in temelini attığı teşkilatın başına geçti. Musul'un ünlü Tay Arapları aşiretinden 1915 doğumlu Sevvaf, İhvan-ı Müslimin'in kısa sürede Iraklılar arasında yayılmasına öncülük etti.

Bazı üniversite öğretim görevlileri ve âlimlerle birlikte İhvan-ı Müslimin'i el-Uhevtü'l-İslâmiyye (İslâm Kardeşliği) Teşkilatı adı altında kuran Sevvaf, Filistin ve Cezayir gibi konularda Iraklı aydınların fikirlerini yönlendirirken aynı zamanda Nizameddin Abdülhamid başkanlığında İhvan'ın Erbil Şubesi'ni de kurarak Irak Kürtleri arasında da teşkilatlanmaya gitti. Sevvaf'a bu çalışmalarında daha sonra Yemen'de İhvan-ı Müslimin'in teşkilatlandıran Kürt âlim Abdülkerim Zeydan yardımcı oldu. İki âlimin çalışmaları ile İhvan, 1950'li yıllarda Irak'ın önde gelen hareketlerinden biri haline geldi.

Abdülkerim Kasım liderliğindeki 14 Temmuz 1958 sosyalist darbesinden sonra İhvan'a yönelik operasyonlar başladı, çok sayıda İhvan mensubu tutuklanırken Musul, Kerkük gibi şehirlerde Ihvan'ın önde gelen isimleri şehit edildi. Sevvaf tutuklandı, dergisi Livau'l-Uhvetü'l-İslâmiyye kapatıldı.

Sosyalistler, Sevvaf ve İhvan'ı Irak'ta bir halk devrimi yapmaya kalkışmakla suçlarken hakikatte Sevvah tam bir manevi liderdi, siyasetle ilgisi zayıftı. Onun bu hâli İhvan arasında da problemlere yol açtı. Kimi İhvan mensupları Arap milliyetçiliğine meylederken Abdülkerim Zeydan gibi hareket önderleri Sevvaf'ı eleştirip ondan kısmen uzaklaştılar. Sevvaf, bu koşullar altında 1959'da serbest bırakıldıktan sonra Irak'ı terk edip Suudi Arabistan'a yerleşmek zorunda kalırken İhvan, büyük bir önderlikten yoksun kaldı. Sevvaf döneminde İhvan, Erbil'de büyük bir şubeye sahip olmuş, 1947'de Filistin topraklarında bir İsrail devletinin kurulması kararına karşı Irak'ta görülmemiş büyüklükte bir gösteriyi Erbil'de yapmıştır. Aynı dönemde İhvan, Musul, Kerkük ve Basra'da da önemli bir hareket olarak öne çıkmıştır. [12]

Sevvaf'ın Irak'ı terk etmesinden sonra çalışmalarını gizlice sürdüren İhvan, birkaç mürşid değişikliğinin ardından Dr. Abdülkerim Zeydan'ın önderliğinde karar kıldı. Abdülkerim Zeydan hareketin siyasi yönünü öne çıkarıp irşad yönünü ihmal ettiğinden ve Kerh şubesi üzerinde odaklanıp diğer şubeler üzerinde durmadığından hareket Irak'ta zayıfladı, onun yerini Irak gençleri arasında BAAS Partisi almaya başladı.

Bununla birlikte Abbülkerim Zeydan'ın başkanlığındaki hareket, 1960'ta Hizbü'l-İslâm adı altında on sekizli yaşını doldurmuş, İslâm karşıtı herhangi bir kuruluşla bağı olmayan, yasal haklara ve güzel ahlaka sahip her Iraklının katılabileceği bir parti kurdu. Parti, Arap, Kürt, Türkmen, Sünni, Şii bütün etnik yapı ve mezheplerden kurucuların bir araya geldiği nadide bir kuruluş olarak belirdi. Kuruluş gerekçesini İslâm dünyasının içinde bulunduğu durum, gayri İslâmî partilerin Irak gençliğinde yol açtığı tahribat ve diğer sorunlar karşısında İslâm'ın yüklediği sorumlulukla açıklayan parti, aralarında hiçbir fark gözetmeden Irak'ı oluşturan bütün etnik unsurların ve Kerbela, Necef dahil mezhep farkı gözetmeden bütün Irak'ın partisi olmayı vaat ediyor, komünizm karşıtlığını özellikle vurguluyordu. Parti, İslâm'ın ahkâmını fert, toplum ve devlet bazında hayatın bütün alanlarında İlahi rızayı gözeterek uygulamayı ana hedefi olarak ifade ediyor, her tür ayrımcılık yanlısı hareket ve dinisizlikle mücadele üzerinde duruyordu.

Parti, İran Şahı'nın 1960'ta İsrail'i tanıdığını ilan etmesi üzerine Genelbaşkan Abdurezzak es-Semrai aralarında Ayetullah Burucerdî ve Mevdudî gibi Sünni ve Şii alimlere mektuplar göndererek onları Şah'ın tutumu konusunda harekete geçirmeye çalıştı.

İhvan, 1960-68 yılları arasında Irak'ta iktidar olabilmek için siyasi mücadele, halk devrimi ve askeri darbe seçeneklerini tartıştı, kimi bölünmelere de yol açan bu tartışmalarda harekete bağlı subayların BAAS'çılardan önce darbe yapma önerisi hareketin önderleri tarafından kabul görmedi.

17 Temmuz 1968 darbesiyle iktidara gelen BAAS, kısa sürede bütün muhalifleri gibi Abdülaziz el-Bedrî gibi önemli İslâmî önderleri de tutuklattı, evlerinden alınan İslâm önderlerini işkencelerle öldürülmüş ve aileleri onlardan bir daha  haber alamamışlardır. BAAS rejiminin 1969'da İhvan'a yönelik “terör estirmesi” üzerine İhvan, legal faaliyetlerine son verdi. İran-Irak Savaşı sırasında İhvan'a yönelik baskılar devam ederken 1991'deki Kuveyt istilasından sonra ilan edilen genel aftan İhvan da faydalandırıldı. Ancak 1996'da İhvan mensupları yeniden gözaltına alındı, hatta hareketin önde gelen isimlerinin hanımları ve kızları da işkenceye tabi tutuldu. Bu dönemde Saddam Hüseyin'in ilgili güvenlik amirleri ile yaptığı bir konuşmada “Irak toplumu içinde İhvan'dan eser kalmadı mı?” diye sorduğu, amirlerin “Hayır!” cevabı verdiği ifade edilir ki bu durum Saddam Hüseyin'in İhvan'a karşı nasıl bir tutum içinde olduğuna işaret etmektedir.[13]

2003'te Saddam Hüseyin karşıtı Irak muhalefeti ile birlikte hareket eden İhvan, günümüzde Hizbü'l-İslâm olarak Irak hükümeti içinde yer almaktadır. Partinin liderlerinden Cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık el-Haşimî, Malikî döneminde görevini bırakmak durumunda bırakılmış ve Georg Bush yanlısı Malikî tarafından Amerikan yanlısı ilan edilerek itibarsızlaştırıldı, hareketin önderi Prof. Muhsin Abdülhamid de Bağdat'ı terk edip Erbil'e yerleşmek durumunda kaldı. Bununla birlikte Hizbü'l-İslâm, İhvan'la bağını reddederek halen Irak Meclis Başkanlığı ve Anbar Muhafazası Valiliği gibi bazı önemli makamları uhdesinde bulundurmakta, Sünni Müslümanların Irak Parlamentosu ve hükümetinde en önemli temsilcisi olarak yer almaktadır.

İhan-ı Müslimin, Inam siyasi kanadı Hizbü'l-İslâm'ın yanında Irak'ta kendi adıyla var olmasa da “Tayyare el-Adl vel-İhsan (Adalet ve İhsan Hareketi)” olarak hizmetlerine devam etmekte;[14] Hizbü'l-İslâm mensupları da kendilerini İhvan mensubu değil, İhsan Hareketi mensubu olarak tanıtmaktadır. İhsan Hareketi, hâlen Irak'ta Arap, Kürt ve Türkmenleri aynı çatı altında buluşturabilen farklı Ümmet hareketi konumundadır.  

Ziyad er-Rawi liderliğindeki İhsan Hareketi, kendisini Irakî ve İslâmî bir hareket olarak tanıtmakta, hedeflerine ulaşmada sivil yöntemleri benimsediğini beyan etmektedir. Hareket, Aralık 2017'de gerçekleştirdiği kongresinde Irak'ın bağımsızlığı, insan haklarına saygı ve Irak'ın sanayi, tarım gibi bütün alanlarda kalkınması gibi temaları vurgulamıştır.[15]

 

Hizbü'-d-Dava el-İslâmiyye (İslâmî Davet Partisi-Dava Partisi)

1957'de Irak Şiilerinin önde gelen âlimlerinden Muhammed Bakır es-Sadr, Muhammed Mehdi el-Hâkim ve Murtaza el-Askerî gibi şahsiyetler tarafından kurulmuştur. Hareket, kuruluşu sırasında İslâm Şeriatını Irak'ta hâkim kılmayı ana hedefi olarak belirlemiştir.

Hareket, 1957'de Ayetüllah Muhsin el-Hekim'in evinde yaptığı toplantılarda esaslarını belirlemiş, 1958'de kuruluşunu tamamlamıştır. Hareket kuruluş aşamasında amaçlarını, beşeri esaslara göre düzenlenen bir toplum yerine yaşamın bütün alanlarında İslâmî bir toplum inşa etmek üzere:

-İslâm'ı toplumsal yaşama hâkim kılmak

-İslâmî düşünceyi canlandırmak

-İslâm beldelerini kâfirlerin istilasından kurtarmak

-Büyük (evrensel) İslâm devletine çekirdek olmak üzere (Irak'ta) bir İslâm devleti inşa etmek

-Dünyayı İslâm'a davet olarak açıklamıştır.

Hareketin kuruluş amaçlarına bakıldığında geniş bir entelektüel birikime ve özgünlüğe sahip olduğu görülmektedir.

Hareket, hedeflerine ulaşma konusunda, düşünsel değişim meydana getirerek İslâmî bir toplumu inşa etmek, İslâm ümmetini gayri İslâmî yapılara karşı harekete geçirmek için siyasi bir yapı oluşturmak, İslâmî bir devrim gerçekleştirmek ve İslâmî ahkâmları uygulamak üzere dört aşama belirlemiştir.

BAAS iktidarından sonra Necef Havzası'nın baskıya uğramasından sonra Muhammed Bakır es-Sadr, Havza'nın siyasi bir parti ile ilişkisinin doğru olmayacağını düşünerek partiden ayrılmıştır. Parti 1980'de ise hareket olarak kalma veya parti olarak varlığını sürdürme konusunda tartışmalara konu olmuş, neticede partinin merkezi parti olarak kalmayı sürdürmüş, böylece Hareketü'l-Davetü'l-İslâmiyye (İslâmi Davet Hareketi) partiden ayrılmıştır.

Muhammed Bakır es-Sadr gibi Irak'ta kalan şahsiyetler Saddam Hüseyin tarafından işkence ile katlettirilirken Dava Partisi önderleri İran İnkılabı'ndan sonra İran'a sığınmış, İran-Irak Savaşı'nda silahlı güçleri ile İran'ın yanında yer almışlardır.

Saddam Hüseyin'in devrilmesi sürecinde Irak Muhalefeti'nin en önemli yapılarından biri olarak uluslar arası sistemle temasa geçen Dava Partisi, Saddam'ın devrilmesinden sonra İbrahim el-Caferi liderliğinde legal faaliyetlerine başlamış, 2004'te hükümet ortağı olmuş, el-Caferi Cumhurbaşkanı yardımcılığını üstlenmiştir. Parti, 2008'te yapılan kongresinde partinin genel başkanlığına Nuri el-Maliki getirilmiştir. Bunun üzerine el-Caferi, partiyi terk etmiş ve Tayyare el-Islahı'l-Vatanî (Vatanın İslahı Hareketi)'yi kurmuştur. Nuri el-Maliki ise Şii partileri buluşturarak Kanun Devleti Koalisyonu'nu kurmuş ve 2012'de Devlet Başkanı 1. Yardımcılığına getirilmiştir. Irak Başbakanlığı da hareketin liderlerinden Salih el-İbadî'ye verilmiştir.[16] Günümüzde Irak devleti ABD ve İngiltere ile işbirliği içinde ikili tarafından milliyet ve mezhep politikaları doğrultusunda yönetilmektedir.

Evrensel bir İslâm iktidarı amacından uluslararası güçlerle Irak'ta işbirliği esasına evirilen Dava Partisi'ndeki değişim İslâm dünyasında görülen İslâmî partilerde görülen en keskin dönüşümlerden birini temsil etmektedir. Dava Partisi'nin bu değişiminde Ayetullah Muhammed Bakır el-Hekim'in bir suikasta uğramasının da etkisi olmalıdır.

1939 Necef doğumlu Ayetullah el-Hekim, Muhammed Bakır es-Sadr'ın tutuklanmasından sonra 1980'de İran'a sığınmış ve 1982'de Irak İslâm Devrimi Yüksek Meclisi'ni ve Meclis'in askeri kanadı Bedir Tugaylarını kurmuştu. Şii-Sünni ilişkileri konusunda mutedil kabul edilen Ayetullah el-Hekim, Saddam karşıtı koalisyonun lideri konumundayken 2003'te İran'dan döndükten üç ay sonra Ağustos 29 Ağustos 2003'te bombalı bir araçla düzenlenen faili meçhul suikastta yüzlerce taraftarı ile birlikte hayatını kaybetti.[17] el-Hekim'in ortadan kaldırılması Irak Şii muhalefetinde Dava Partili olsalar da ABD ve İngiltere ile yakın bağlara sahip kişilerin önünü açtı, katlinin şekli aynı zamanda Irak Şiirleri üzerinde travma etkisi yaparak onların ABD ve müttefikleri ile daha çok yakınlaşmalarına yol açtı.

el-Hekim ailesi günümüzde Şii koalisyona dahil olsa da Malikî-İbadî ikilisinden daha mutedil bir çizgiyi temsil etmektedir. Irak İslâm Devrimi Yüksek Meclisi'nin yerini alan Irak İslâm Yüksek Meclisi'nin başına el-Hekim'in oğlu Abdülaziz el-Hekim geçmiş, onun kanserden vefatı (2009) üzerine oğlu Ammar el-Hekim, söz konusu Meclis'in başını geçmiş ama Ammar el-Hekim, Temmuz 2017'de Meclis'ten ayrılarak Milli Hikmet Akımı Partisi'ni kurmuştur. Şii Ulusal Koalisyonu içinde yer alan Milli Hikmet Akımı'nın el-Hekim ailesinin Şii aşiretler arasındaki ününden dolayı geleceğin Irak'ında söz sahibi olacağı düşünülmektedir.[18]

 

et-Tayyare el-Sadr (Sadr Akımı)

Mukteda es-Sadr liderliğindeki Şii Harekettir. Es-Sadr ailesinin Irak Şiileri arasındaki popülerliği ve Mukteda es-Sadr'ın aksiyoner liderliği üzerinde kurulmuş güçlü bir siyasi akımdır. 2017 sonlarında el-İstikame adlı bir parti de kuran es-Sadr hareketi daha önce Kitletü'l-Ahrar (Ahrar Bloku) adı altında güçlü bir grubu temsil etmektedir. [19]  Şii Ulusal Koalisyonu ile problemler yaşayan Sadr Akımı, İbadî'nin başbakanlığından sonra onun çağrısı üzerine koalisyona geri döndü.[20] Mayıs 2018'de yapılması beklenen Irak seçimleri için Sadr Akımı yeni arayışlar arasına girmiştir. Şiilerin Irak'ta Dava Partisi'nden sonra en güçlü hareketi olarak bilinen Sadr Akımı, diğer Şii partilere göre İran'a mesafeli durmakta, zaman zaman Arap milliyetçiliği vurgusu yaparken Sadr'ın zaman zaman Suudi Arabistan ile de görüştüğü bilinmektedir. 

Çok sayıdaki Şii hareketin yanında Münir el-Ubeydi başkanlığındaki Irak Âlimler Meclisi[21] gibi pek çok Sünni cemaat ve kurum da Irak'ta faaliyet göstermektedir.

 

IRAK BÖLGESEL KÜRT YÖNETİMİ'NDEKİ İSLAMÎ HAREKETLER

Ayrı bir kategoride ele alınabilecek olan Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ndeki İslamî hareketlere burada sadece özetle değineceğiz.

Irak Kürdistanı'nda siyasî yaşam bütün olarak İslamî yapıların etkisinde şekillenmiştir. Kürdistan'ın modern tarihinde öne çıkan iki liderden Kürdistan'ın Kralı olarak tarihe geçen Şeyh Mahmud Berzencî, Kadirî tarikatın; Şeyh Mahmud'dan sonra kendisinden söz ettiren Molla Mustafa Barzanî ise Nakşibendî tarikatı mensubuydu. Her iki lider de hareketlerini ailelerinin tarikat şeyhliği buluşturuculuğu üzerinden kurmuşlardı, halkları nezdinde ilk meşruiyetlerini ailelerinin tarikat konumundan almışlardı.  

Bölgenin en büyük partisi Barzanî'nin Kürdistan Demokrat Partisi/Partiya Demokratike Kürdistan (KDP/PDK) Nakşibendî; ikinci partisi Celal Talabanî'nin Kürdistan Yurtseverler Birliği/ (KYB/YNK de Kadirî tarikatının birikimi üzerine kurulmuştur. Son dönemde kendisinden söz ettiren GORAN (DEĞİŞİM) Haraketi de KYB'den kopmuştur. Bu hareketler geleneksel dindar köklerin biriminden yararlanıp seküler bir siyaset üzerinden varlıklarını sürdürmektedirler.  

Kürdistan'daki İslamî hareketler ise sözü edilen siyasi yapılarla benzer bir şekilde yine geleneksel köklere sahip ama onlardan farklı olarak seküler siyasete değil, 20. yüzyılın İslamî hareketleri biçiminde siyaset yapan hareketlerdir. Başka bir ifadeyle Kürdistan'daki İslamî hareketlerle seküler hareketler arasında kök benzerliği ama siyasi gelişim farkı söz konusudur.

Kürdistan'daki İslamî hareket, geleneksel köklerin İhvan-ı Müslimin'in Irak'taki faaliyetleriyle buluşmasına dayanmaktadır. Daha önce ifade edildiği üzere Bağdat merkezli Irak İhvan-ı Müslimin hareketinin kurucu liderlerinden bir kısmı Kürttür. Hareket, Erbil, Süleymaniye gibi Kürt illerinde de hızla yayılmıştır. Ancak Irak İhvanı'nın kurucu Kürt liderleri Bağdat'ta kalırken ve Bağdat koşullarında siyaset yaparken Erbil ve Süleymaniye çevresindeki İhvan mensupları, İhvan'ın Arap eksenli bir siyaset yaptığı eleştirisiyle ama ondan öte Kürt Bölgesiyle Bağdat arasındaki kadim ayrılıktan dolayı Bölge'ye has bir hareket kurma ihtiyacı duymuşlar; bölgedeki karaktere uyum sağlayıp İhvan-ı Müslimin'in mücadele tarzından farklı olarak silahlı mücadeleyi seçmişlerdir. Bu silahlı mücadele, onları Irak karşısında ayakta tuttuğu gibi Bölge'de köklü bir silahlı mücadeleye sahip seküler partilere, özellikle Sol görüşlü ve geçmişte İslamî hareketlere karşı fütursuzca silah kullanan Talabanî'nin KYB'sine karşı da korumuştur.  

Kürdistan İslamî Hareketinin kurumsal başlangıcı 1954'te Halepçe merkezli olarak kurulan, İhvan-ı Müslimin bağlantılı Kürdistan Âlimler Birliği'ne dayanır. Alimler Birliği'nin önderlerinden ve yine tarikat kökenli Şeyh Osman Abdülaziz, İhvan'la arasına mesafe koyarak Kürdistan İslamî Hareketi'ni kurmuştur. Şeyh Osman, teşkilat olarak kendisiyle İhvan-ı Müslimin arasına mesafe koysa da İhvan-ı Müslimin'in fikriyatına sahip çıkmış, başta Seyyid Kutup olmak üzere Kürt gençlerinin İhvan önderlerinin eserlerini tanıyıp okuması için çalışmalar yapmış, o eserleri Kürtçeye çevirtmiştir. İran devriminden sonra ve İran-Irak Savaşı sırasında İran'la da iletişime geçip bir süre İran'da kalan Şeyh Osman, silahlı mücadeleyi seçmesinden dolayı Irak İhvanı ile yaşadığı derin ayrılığa rağmen fikrî olarak İhvan'a bağlı kalmayı sürdürmüştür.

Kürdistan İslamî Hareketi, 1991'in sonlarında Saddam'a karşı kurulan Kürt Cephesi'nin içinde yer almış, 1992'de seçimlere katılıp oyların yüzde 5'ini almıştır.

Şeyh Osman'ın kardeşi Şeyh Ali Abdülaziz de İhvan'la arasına mesafe koyarak el-Nahda (Direniş) Hareketi'ni kurmuş ancak hareket pek etkili olmamıştır.

Şeyh Osman'ın hareketinin günümüzde iki önemli uzantısı Şeyh Ali Abdülaziz'in oğlu Şeyh İrfan Ali Abdülaziz'in Bizutnawai İslamî (İslamî Diriliş) Hareketi ile Ali Bapir'in Komala İslamî (İslam Cemaati) Partisi'dir. Bizutnawai İslamî, daha çok geleneksel İhvan-ı Müslimin anlayışı üzerinde varlığını sürdürürken Komala İslamî akidevî olarak Selefîliğe yakın ama siyasi olarak İran'la dirsek teması hâlinde bir harekettir. Komala İslamî, Erbil ve Süleymaniye'de yoğun etkinliklere sahiptir ve geleneksel olarak Süleymaniye merkezli siyasi partilerle (YNK, GORAN) birlikte hareket etmektedir. Ali Bapir, hareketinin kuruluş sürecinde Selefî/Cihadî gruplarla ilişkili olmakla itham edilip hapsedilmiş ama kendisi ve hareketi suçlamaları reddetmişlerdir. Bunun üzerine hareketi, Batılılar tarafında o kategoriden çıkarılmıştır.   

Kürdistan'da yine İhvan-ı Müslimin'in devamı ve hâlen gerek İhvan-ı Müslimin gerek Suudi Arabistan gibi Arap ülkeleri ile ilişkilerini sürdüren bir hareket de Selahadin Behadin liderliğindeki Yekgirtuya İslamî (Kürdistan İslamî Birliği) Hareketi'dir. Daha çok Duhok ve Erbil'de olan hareket, siyasi parti olarak Kürdistan Bölgesi'nin en güçlü İslamî hareketidir. Geleneksel olarak kuzeyin partisi Barzanî'nin KDP'si ile birlikte hareket eden Yekgirtu, istikrarlı olarak hem Irak hem Kürdistan hükümetlerinde yer almış ama Kürdistan'ın bağımsızlık referandumundan sonra Irak hükümetinden olduğu gibi Kürdistan hükümetinden de ayrılmıştır.[22]

 

IRAK'TAKİ İSLÂMÎ HAREKETLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Irak'ta İslâmî hareketler, geçmişten bu yana mezhepsel ayırım doğrultusunda şekillenmişlerdir. İhvan-ı Müslimin hareketi bu ayrımı bir dönem aşmışsa da İhvan'ın baskı altına alınması ve liderlerinin Suudi Arabistan'a sığınmasıyla bu ortak platform da elden çıkmış, İhvan da mezhepsel ayrım üzerine şekillenmek durumunda kalmıştır.

Irak'ta İslâmî hareket mücadele aşamasında, özellikle Şii kesiminde İslâm dünyasının en entelektüel birikimlerinden birini ortaya koymuş ama devletleşme biçimi, bu hareketi uluslararası güçlerin işbirlikçisi konumuna getirmiştir. Benzer ithamlar hâlen Hizbü'l-İslâmî olarak iktidar ortağı olan Irak İhvan-ı Müslimin'i için de yapılmaktadır.

Irak'ın ABD tarafından istilası, İslâmî hareketi rayından çıkarmış; İslâmî hareketler direnişi uç yapılanmalara bırakmış, bu uç yapılanmalara karşı dururken ABD istilasına karşı bir duruş sergileyememesi onu uluslararası emperyalizmin başı ABD ile aynı safa düşürmüştür.

Irak'ta İslâmî hareketin yeniden ıslahı “ittihat” fikriyatına dönmesi, güçlü bir ittifak oluşturarak ülkeyi ABD güdümünden çıkarmasıyla mümkündür. Böyle bir atılım, İslâmî harekete itibarını iade edeceği gibi Irak'ın da kurtuluşunu sağlayacaktır.

 

ÜLKE KÜNYESİ

Resmi Adı

Irak Cumhuriyeti

Başkenti

Bağdat

Resmi Dil

Arapça, Kürtçe

Bağımsızlık Tarihi

1932

Devlet Başkanı

Fuad Masum

Başbakan

Haydar el-İbadi

Din

İslam (% 57 Şii, % 43 Sünni)

Yüz Ölçümü

438.317 km2

Para Birimi

Irak Dinarı

Gayri Safi Milli Hasıla

156.3 Milyar ABD Doları

Nüfus

39.3 Milyon

Üyesi Olduğu Başlıca Uluslararası Kuruluşlar

Birleşmiş Milletler, Arap Ligi, İslam İşbirliği Teşkilatı, OPEC, OAPEC (Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Örgütü), Bağlantısızlar Hareketi, Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), DTÖ (Dünya Ticaret Örgütü-gözlemci), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü)

 

Çalışmaya PDF Formatında Ulaşmak İçin Tıklayınız.

[1] Erdoğan Akkan: “Irak (Fizikî ve Beşerî Coğrafya)” , DİA, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1999, Cilt: 19 ss. 83-84.

[2]  Prof. Dr. Hayati DOĞANAY ve Yrd. Doç. Dr. Selçuk HAYLİ: “Irak'ın Başlıca Coğrafi Özellikleri ve Petrol Yatakları”, https://goo.gl/2VJ8oW  Erişim Tarihi: 06.03.2018

[3] Erdoğan Akkan, a.g.m., s.83.



Yorumlar Yükleniyor..
Yavuz Selim Mah. Mehmetçik Sokak. No:71/2 Esenler - İSTANBUL  Email: sdamstrateji@gmail.com
Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.