Bosna Hersek'deki İslami Hareketler
ÜLKE DOSYASI - 19.09.2018 16:51
Çalışma, Bosna ile ilgili genel bilgiler sunmakta ve Bosna Hersek'de bulunan İslâmî Hareketleri incelemektedir.

  Sümeyya Turan-Fahrettin Turan[1]

 

COĞRAFYASI,  İDARÎ YAPISI VE TARİHİ

Bosna Hersek'in Coğrafi Yapısı

Bosna Hersek Yugoslavya Federal Cumhuriyeti'nin dağılması ile bağımsızlığını 1 Mart 1992 yılında ilan etmiş bir Balkan devletidir. Güneydoğu Avrupa'da asıl ismiyle Balkanlar'da 51.197 km2'lik yüzölçümü ve yaklaşık 4.500.000 kişilik nüfusu olan bir ülkedir. Bosna Hersek Devleti, Bosna ve Hersek olarak adlandırılan iki ayrı bölgeden oluşmaktadır.

Bosna kelimesi, Sava nehrine dökülen Bosna suyundan gelmekte; Hersek ise adını Ortaçağ sonlarında kurulan Hercegovına Dukalığı'ndan almaktadır.

Bosna, Saraybosna, Travnik, Tuzla gibi şehirleri içine alan ülkenin kuzeyine denilmekte; Hersek ise daha çok Dalmaçya ve Adriyatik'e yakın Mostar, Konyis gibi şehirlerin bulunduğu bölge için kullanılmaktadır. Bosna bölgesinde günümüzde daha çok Boşnak ve Sırplar yaşamaktadırlar. Hersek bölgesinde ise Boşnak ve Hırvatların yoğun olarak yaşadığı görülmektedir. [2]

Bosna Hersek'te ülkenin iki entitesi Boşnaklar ve Sırplar, ülkenin topraklarını neredeyse yarı yarıya paylaşmıştır. Boşnak ağırlıklı Bosna Hersek Federasyonu (FBİH) sahip olduğu 26.345 km²  alan ile ülke topraklarının % 51'lik; Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska) ise 24.840 km² alan ile ülke topraklarının % 49'luk kısmına sahiptir. Bosna Hersek'te bu iki yapı arasında hukuksal anlamda sınır yoktur. Fakat uluslararası güç ile kontrol altında tutulan yaklaşık 1400 km uzunluğunda bir ayrım bulunmaktadır.[3]

Kuzey, batı ve güneyden Hırvatistan; doğudan Sırbistan; yine güneyden Karadağ ile çevrili olup Adriyatik Denizi'ne Neum şehrinin bulunduğu yerde yalnızca 20 km'lik bir kıyısı bulunmaktadır. Ülkenin coğrafyası merkez ve güneyde dağlık, kuzeybatıda tepelik, kuzeydoğuda düzlük bir karakter sergiler. Devletin başkenti ve en büyük şehri Saraybosna, bir havza tabanında kurulu olup çevresi başta İgman Dağları olmak üzere yüksek dağlarla çevrelenmiştir. Karasal iklim hâkimdir. Hava sıcaklıkları, en sıcak aylar olan Temmuz ve Ağustos aylarında 39 dereceye çıkarken, en soğuk günler ise Aralık ve Ocak aylarında yaşanmakta, bu aylarda sıcaklık  –25,-30 dereceye kadar düşmektedir.

 Bosna Hersek'in dini İslâm'dır. Devletin yürütme organı, Müslüman Boşnakların elindedir. Bosna'da üç farklı etnik kimlik yaşadığı için  ( Sırplar, Hırvatlar ve Boşnaklar)  Sırpça-Hırvatça, Boşnakça olmak üzere üç resmi dili vardır.  Resmi para birimi Konvertibl Mark (KM) olup günlük hayatta Euro da yaygın olarak kullanılmaktadır. Daha önce sabit kur sistemiyle Alman Markına bağlanan KM, (1 KM=1 DEM) 2002 başından itibaren Euro'ya endekslenmiştir. 

 1945 yılında Avusturya işgalinden kurtulan ve Yugoslav devletine katılan Bosna Hersek sol üst köşesinde Yugoslav bayrağı, diğer tarafı ise kırmızı olan bir bayrağı kullanmaya başlamıştı. Kırmızı renk sosyal devlet anlamına gelmekteydi. 1992 yılında Bosna Hersek Yugoslavya'dan ayrılıp bağımsız bir devlet olduğunu ilan edince kullanılan bayrak mavi zemin üzerine beyaz çapraz bir şerit ve beyaz zambaklardan oluşuyordu. Mavi renk kalkan anlamına geliyordu ama Sırplar, bu devleti tanımayarak hem Boşnaklara ve hem de Hırvatlara karşı savaş ilan etti. 1995 yılına kadar süren ve Sırplarla Hırvatların işkence ve katliamlarına maruz kalan Bosna Hersek Cumhuriyeti'nin bayrağı yine değiştirilip bugünkü haline getirildi. Bu bayrakta tarihi yansıtan hiçbir öğe bulunmamaktadır. Sırplar bayrak konusunda da olumsuz bir tutum içinde oldular ve beyaz zambakları Bosna bayrağına koydurmadılar. Bayrak zemini koyu mavidir, yukarıdan aşağıya doğru sarı bir üçgen inip ve tam ortasından da beyaz yıldızlar geçmektedir. Bayrakta bulunan sarı üçgenin köşeleri Boşnak ve Hırvat halkını temsil etmektedir.  Beyaz yıldızların anlamı ise Avrupa'dır.

Gelişmekte olan ülkeler arasında sayılan Bosna Hersek'in gayri safi yurt içi hâsılası 17.457 milyar dolardır (2017, İMF). Bosna Savaşı öncesi ağır sanayiye bağlı ekonomik yapıya sahip olan ülkede savaş esnasında fabrikalar ve makineler hasar görmüş, bazı makineler ise çalınmıştır. Şu an ülke ekonomisi %7,8 tarım, %26,8 sanayi ve %64,4 hizmet sektöründen oluşmaktadır. [4]

Ülkede,

  • 1.Mart – Milli Bağımsızlık Günü
  • 1.Mayıs – İşçiler Günü
  • 25 Kasım – Devlet Günü
  • Ramazan Bayramı
  • Kurban Bayramı
  • 25 Aralık – Katolik Dini Bayramı (Noel)
  • 1 Ocak- Yılbaşı
  • 7 Ocak- Ortodoks Dini Bayramı

günlerinde tatil yapılmaktadır. Bundan da anlaşıldığı üzere ülkede İslâm ve Hıristiyanlık, bir arada yaşanmaktadır.

Bosna Hersek'in İdari Yapısı

Bosna Hersek'te idari yapı 1995'teki Dayton Antlaşması ile Bosna'nın bir İslâm devleti olmasını engelleyecek şekilde düzenlenmiştir.

Bosna Hersek'te iki entite ile bir küçük özerk bölgeden oluşan bir idari yapılanma vardır. İki siyasi entiteden biri Bosna Hersek Federasyonu (FBİH) diğeri ise Sırp Cumhuriyeti'dir (RS). Özerk bölge ise yaklaşık on iki kilometre kare alana sahip ve uluslararası denetime tabii olan Brćko'dur.  Brćko, Bosna Hersek Sırp Cumhuriyeti'nin ülkenin kuzey ve güney kısmında bir şerit halinde uzanan topraklarını yarı yarıya bölen bir konumda, diğer bir deyişle Sırp Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünün önüne geçen bir konumdadır. Bu açıdan sadece on iki kilometre karelik bir alana sahip olsa da Brćko, Bosna Hersek'te önemli bir konuma sahiptir.

Brćko'da Sırp, Boşnak, Hırvat olmak üzere üç etnik yapı vardır. Brćko, Birleşmiş Milletler (BM) yönetimine tabidir. Bölgenin özerk hükümeti ve özerk polis teşkilatı vardır.

Bosna Hersek'in merkezi devlet yapısında, bakanlar kurulu ve başbakandan oluşan merkezi bir hükümet iş başındadır. Merkezi hükümetin dokuz bakanlığı, ülkedeki üç etnik halk tarafından eşit olarak paylaşılmaktadır. Hükümette başbakan da dâhil olmak üzere her bakanın iki yardımcısı bulunur ve örneğin bakan Boşnak ise yardımcılarından birisinin Sırp diğerinin Hırvat olması gerekir.

 Bosna Hersek merkez yönetiminde en yetkili kurum cumhurbaşkanlığı konseyidir. Konseyin Hırvat ve Boşnak üyeleri Bosna Hersek Federasyonu'ndan seçilirken, Sırp üye Sırp Cumhuriyeti'nden seçilir. Sırp Cumhuriyeti'nde yaşayan bir Boşnak ya da Hırvat sadece Sırp temsilciye oy verebilir ve aynı şekilde Bosna Hersek Federasyonu'nda yaşayan bir Sırp sadece Boşnak ya da Hırvat temsilciye oy verebilir.

Başbakanlık konseyinde 4 yılda bir seçilen biri Boşnak, biri Sırp, biri Hırvat olmak üzere üç üye vardır; cumhurbaşkanlığı 4 yıllık süre içerisinde bu üç ayrı etnik unsur arasında sırasıyla 8 ayda bir el değiştirir.

Merkezi hükümette bir başbakan, bakanlıklar ve çift meclis bulunmaktadır. Meclislerden biri Bosna Hersek Halk Meclisi; diğeri, Bosna Hersek Temsilciler Meclisidir. Bosna Hersek Halk Meclisi 15 üyelidir. Üyelerin 10'u Bosna Hersek Federasyonu'ndan, 5'i Sırp Cumhuriyeti'nden seçilmektedir. Bosna Hersek Federasyonu'ndan seçilen 10 milletvekilinden beşi Boşnak, beşi de Hırvat'tır. Dolayısıyla Meclis, hep Hıristiyan çoğunluğa sahip olacak şekilde düzenlenmiştir. Bosna Hersek Halk Meclisi, parlamentonun diğer kanadı Bosna Hersek Temsilciler Meclisi'nde kabul edilen bir kararı veto etme hakkına sahiptir.

Bosna Hersek Temsilciler Meclisi ise 42 üyeden oluşur, üyelerin 28'i Bosna Hersek Federasyonu'ndan, kalan 14'ü ise Sırp Cumhuriyeti'nden seçilir. Temsilciler Meclisi, bir başkan ve iki yardımcı tarafından yönetilir. Tıpkı Bosna Hersek Bakanlar Kurulu'nda olduğu gibi, Meclis başkanı Hırvat ise, yardımcılarından birinin Boşnak diğerinin de Sırp olması gerekir. Bosna Hersek Parlamento Başkanlığı'nı ise Sırp, Hırvat ve Boşnak olmak üzere üç kişi yürütmektedir.

Federal Bosna Hersek Federasyonu, Sırp Cumhuriyeti ve Brčko bölgelerinin ayrı ayrı kendi Cumhurbaşkanı, başbakanı, bakanları ve milletvekilleri vardır. Sırp Cumhuriyeti merkezi bir yapıya sahip iken, Bosna Hersek Federasyonu ise adem-i merkezi bir yapıyla kendi içerisinde 10 kantona bölünmüştür. Bu 10 kantonun da kendi içinde başkanı, başbakanı, bakanları ve milletvekilleri vardır. Özetle ülkede 5 Cumhurbaşkanı, 1 özerk bölge (Brčko) başkanı, 10 kanton başkanı, 14 başbakan, 180 bakan ve bunun birkaç katı kadar milletvekili vardır. [5]

Bosna Hersek Tarihi

 Bosna, Osmanlı İmparatorluğu tarafından Fatih Sultan Mehmet Dönemi'nde 1463 yılında feth edilerek Rumeli Eyaletine bağlı sancak olarak ilan edilmiştir. Bu dönemde Bosna'da yoğunlukla yaşayan halklar, bugün olduğu gibi Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlardı. Hıristiyan bölgede üç mezhep benimsenmiştir. Boşnaklar yoğunlukla Bogomil, Sırplar Ortodoks ve Hırvatlar Katolik mezhebine mensuptur. Fetihten sonra okunan II. Mehmet'in Bosna Fermanı ile halk din ve sosyal hayatta özgür bırakılmıştır.

            Boşnakların yoğunlukla mensup olduğu Bogomil mezhebinin inanç esasları diğer Hıristiyan mezheplere göre farklıdır. Bogomiller, Teslise inanmazlar, Hz. İsa'nın Tanrının oğlu değil peygamber olduğunu kabul ederler, Papanın ve kilisenin otoritesi ile ruhbanlığı kabul etmezler. Bogomiller daha çok İncil'i kaynak olarak alırlar, Katoliklerin ve Ortodoksların İncil'i tahrif ettiklerini iddia ederler. Kilise, haç ve ikonları kabul etmeyen Bogomiller bunlara karşı saldırılarda bulunmaları ve Papanın otoritesini kabul etmemelerinden dolayı Engizisyon mahkemelerinde yargılanarak idam ile cezalandırılmışlardır. Ortodoks ruhban sınıfına karşı çıkıp, lüks hayatı, özel mülkiyet edinmeyi ve içki içmeyi reddederler. Teslisi reddederken Düalistçidiler. Dünyayı kötülüğün sembolü olan şeytanın yarattığına inanırlar, Tevrat'ı kabul etmezler, Hz. Meryem'in kutsallığını reddederler. Ortodoks ve Katolik kiliselerini ise “şeytanın mabetleri” olarak isimlendirirler. Kimi araştırmacılar Bogomilleri Hıristiyanlıktan öte İslâm'a yakın bulunmuş; Müslüman olan Bogomilleri “Poturalar” olarak adlandırmışlardır. Poturalara göre Hz. İsa'nın son akşam yemeğinde müjdelediği İslâm Peygamberi Hz. Muhammed'dir. Ancak Bogomil inancında ahirete imanın olmaması onları İslâm'ın yolundan tamamen ayırır.[6]

 Bogomiller Osmanlı'nın bölgeyi fethi ve bölgeye yerleştirilen Müslüman topluluklar ile İslâm'dan etkilenmiştir ve kitleler halinde İslâm dinini kabul etmişlerdir. İslâm'ın yayılmasında tasavvuf da önemli rol oynamıştır. Bu süreçte Osmanlı bölgeye çok sayıda cami, medrese, han, hamam, mektep, kütüphane, dükkânlar inşa edip zengin vakıflar kurmuşlarıdır. Ayrıca nehirleri bol olan bölgede yapılan köprüler işlevsel olmuştur. Bölge Osmanlı mimarisine uyum sağlamıştır.

Bosna'da hem bölge halkının Müslümanlaşması hem de Osmanlı'nın farklı bölgelerinden aldığı göçler ile Müslüman nüfus hâkim hale gelmiştir. 1580 yılında stratejik öneminden dolayı Bosna sancağı eyalet haline getirilerek buraya beylerbeyi atanmıştır. Hersek sancağı Bosna eyaletine bu dönemde bağlanmıştır. [7]

Bosna'da Osmanlı hâkimiyeti 1878 yılına kadar sürmüştür. Bu yılda yapılan Berlin Anlaşması ile Bosna Hersek resmi olarak Osmanlı toprağı kabul edilmiş fakat yönetimi Avusturya-Macaristan'a verilmiştir.[8] Bosna'nın Osmanlı toprağı sayılması ilkesi, 1908'e kadar devam etmiştir. Ancak İttihat ve Terakkî'nin iktidar olmasıyla 1908 yılında Avusturya-Macaristan, Bosna topraklarını ilhak etmiştir.

Bosnalı Müslümanlar bu durumdan memnun kalmamıştır ve Osmanlı'nın çeşitli bölgelerine göç etmişlerdir. Gerçekleşen göçler neticesinde bölgedeki Müslüman nüfus dengesi bozulmuştur. Bu süreçte Hıristiyanlara çeşitli özgürlükler veren Avusturya-Macaristan, Bosnalı Müslümanlara Osmanlı ile olan halifelik bağlarını kesmek için çeşitli imtiyazlar vermiş; Devlet kontrolünde reisülulemalık makamı ve dört üyeli ulema meclisi oluşturmuştur. Bu durumdan şüphelenen Müslümanlar, Osmanlı'ya başvurmuşlardır fakat yollanan ulemaya Bosna'ya dönüş yasağı getirilmiştir. Uzun süren anlaşmazlıklar Müslümanlara özel özerk bir yapı oluşturulması ile tatmin edici bir sonuca ulaşmıştır.[9]

1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın ilk kurşunu Saraybosna'da sıkılmıştır. Avusturya-Macaristan veliahtı ve eşinin bir Sırp milliyetçisi tarafından vurulması, sebepleri daha önce oluşan savaşın kıvılcımı olmuştur. Savaş sonrası Bosna Hersek kurulan Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı'na bağlanmıştır. Bu krallığın adı daha sonra Yugoslavya Krallığı olarak değiştirilmiştir ve ömrü II. Dünya Savaşı'na kadar sürmüştür.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun yıkılması üzerine Hırvat, Sloven ve Boşnakların bir araya gelmesiyle Yugoslavya Krallığı kurulmuştur. Daha çok Sırpların etkisindeki devlet, kısa sürede Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı'na dönüşmüş, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Müslümanlara tanıdığı hakların tamamını ellerinden almıştır. Müslüman Boşnaklar, bu süreçte yurtlarını terk ederek Türkiye'ye göç etmeye başlamışlar. Bu durum Bosna'daki Müslüman nüfusu olumsuz etkilemiştir. 1919'da Müslümanlara ait 9 milyon dönüme yakın arazi kamulaştırıldı, Müslümanların yaklaşık yüzde 10'u işsiz bırakıldı. Aynı yıl Yugoslav Müslüman Örgütü (Yugoslavenska Müslimanska Organizacija/YMO) kuruldu, başkanlığına Dr. Mehmed Spaho getirildi.[10] Spaho, Viyana'da hukuk eğitimi almış, doktorasını tamamlamış, Müslümanların sevdiği bir şahsiyetti. Bosna Sanayi ve Ticaret Odası'nın da sekreteriydi.[11] YMÖ, 1935'te Yugoslav Radikal Partisi ile birleşmiş, bu birleşmeden sonra Yugoslav Radikal Birliği'ni kurmuşlardır. Ancak Spaho'nun 1939'da ölmesiyle Müslümanlar siyasi önderlik açısından zayıf kalmışlardır.[12]

 Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Müslümanlara karşı girişilen katliamların en korkuncu 1924 yılında Sahovıcı ve Pavıo Polje kasabalarında yapılmış ve içlerinde yaşlı, kadın ve çocukların da olduğu 600 Müslüman öldürülmüştür. Daha sonra bu baskılar ve işkenceler artarak devam etmiştir. [13] Bu vakadan sonra çok sayıda Boşnak Türkiye'ye göç etmiştir.

II. Dünya Savaşı sırasında Yugoslavya Nazi işgaline uğradı. İşgalden sonra Nazi güdümünde kurulan Hırvat Krallığı'na bağlanan Bosna Hersek'te Müslümanlar toplanarak Nazi ordusuna katılmaya zorlanmıştır. Müslümanlar bu dönemde Nazilere ve Sırp Partizanlara karşı direniş göstermişlerdir.

II. Dünya Savaşı'nın sonunda bölgede Josip Broz Tito öncülüğündeki partizan hareket ile Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti kurulmuştur. Bosna Hersek Sosyalist Cumhuriyeti kurularak bu federal yapıya dâhil edilmiştir. Tito dönemi boyunca Müslümanlara yönelik baskılar devam ederken 1964 yılında ilk kez kendi kaderini belirleme fırsatı tanınan Boşnaklar, Yugoslavya'nın 1974 anayasasında kurucu unsurlardan biri olarak tanınmışlardır.

Josip Broz Tito'nun 1980'de ölümü, sistemde mevcut olumsuzlukların ve yeni huzursuzlukların gün yüzüne çıkmasını doğurmuş ve aşırı milliyetçilik kendini göstermiştir. Aşırı milliyetçiliğin de kaçınılmaz sonucu çatışma olmuştur.

1980'li yıllardan beri başlayan aşırı milliyetçilik, ayrılıkçı akımların da etkisiyle, ülke genelinde çatışmalara ve Federal Devlet'ten ayrılma taleplerinin gündeme gelmesine sebep olmuştur. 1991 yılında Hırvatistan ve Slovenya'nın birlikten ayrılmalarıyla Yugoslavya fiilen parçalanmaya başlamıştır.  Bu parçalanmanın ardından Hırvatistan Devlet Başkanı Tudjman ile Miloseviç, Bosna Hersek'in nasıl bölüneceği konusunda pazarlığa girişmişlerdir. Tudjman, Bosna'da Hırvatların yaşadığı bölgeleri, Miloseviç ise Sırpların yoğun olarak yaşadıkları bölgeleri kendi ülkelerine dâhil etmek istiyordu. Bu pazarlığın neticesinde Tujman ve Miloseviç arasında Karaderdova anlaşması imzalanmış ve bu istekler karşılıklı olarak kabul edilmiştir. Müteakiben, Bosna Hırvatları Bosna Hersek Hırvat Cumhuriyetini, Bosnalı Sırplar ise Bosna Hersek Sırp Cumhuriyetini kurduklarını ilan etmişler ve istedikleri bölgeleri ele geçirmek için Boşnak Müslümanlara karşı saldırılara başlamışlardır.

 15 Ekim 1991'de Bosna Hersek Parlamentosu'nda Kasım 1990'daki seçimlerde çoğunluğu elde eden Müslüman Demokratik Hareket Partisi (SDA) bağımsızlık kararı aldı. Bu bağımsızlık kararı 29 Şubat ve 1 Mart 1992'de yapılan referandum ile Müslümanların ve Hırvatların büyük çoğunluğu tarafından kabul edildi. Sırplar ise bu referandumu boykot ettiler. 7 Nisan 1992'de Bosna Hersek, Avrupa Topluluğu ve ABD (Amerika Birleşik Devletleri) tarafından bağımsız bir devlet olarak tanındı. [14]

Bugünkü Bosna Hersek Cumhuriyeti toprakları ise Avusturya- Macaristan İmparatorluğu'nun idaresi altında bulunduğu sırada (1878-1918) Bosna Hersek vilayetini oluşturan ve 1918'den sonra Sırp Hırvat ve Sloven Krallığı'nın bir parçası sayılan alanı içine almaktadır. 1929'da Yugoslav Krallığı, "Banovina" denilen dokuz büyük idari bölüm halinde teşkil edilince Bosna Hersek'in sınırlarında bazı değişiklikler olmuştur. Nihayet Yugoslavya'da eski tarihi sınırlarına uygun ayrı bir Bosna Hersek Cumhuriyeti ortaya çıkmıştır. Merkezi Saraybosna (Sarajevo) olan bu cumhuriyet 109 birime ayrılmıştır. 1990'da yapılan seçimlerden sonra memleketin genel durumunda ve idari sisteminde bazı yeni oluşumlar meydana gelmiş­tir. Kasım 1990'da yapılan serbest seçimlerin sonuçları Hırvatistan, Slovenya ve Makedonya'da olduğu gibi bağımsızlık yanlısı eğilimlerinin artmasına yol açtı. Müslüman Demokratik Hareket Partisi (SDA) lideri Aliya İzzetbegoviç Bosna- Hersek Cumhuriyeti devlet başkanlığına seçildi (Aralık 1990).[15]

            Bosna Hersek'in bağımsızlığının tanınması, beklenen barış ortamı ümitlerini yerine getiremedi. Tam tersine Avrupa'nın, 1949'da Yunan İç Savaşı'nın sona ermesinden sonra ilk defa yaşadığı ve sonuçları itibariyle hiç ön görülemeyen bir anlaşmazlığa dönüştü. Şubat 1992 sonlarından itibaren, bağımsızlık için yapılacak referandumdan kısa bir süre önce çatışmalar başlamış, bu çatışmalarda 1320 kişi hayatını yitirmiş yaklaşık 700.000 kişi de ya ülkeyi terk etmiş veya ülkenin başka bölgelerine kaçmak zorunda kalmıştır. [16]

1992 yılının Mayıs ayında da Sırbistan ve Karadağ, Yugoslav Federal Cumhuriyeti adı altında yeni bir devlet oluşturma kararı aldılar. Bu sırada Bosna ve Hersek içindeki Sırplar, JNA'nın (Yugoslavya Halk Ordusu) ülkeden çekilirken bıraktığı silah ve malzemelerle birlikte Sırbistan'ın da yardımıyla, Bosna ve Hersek topraklarının yaklaşık 1/3'ünü ele geçirmişler, başkent Saraybosna'yı da kuşatma altına almışlardır. Sırplar, Slovenya ve Hırvatistan'daki askerlerini de Bosna'ya kaydırmışlardır.

            Bu çatışmalarda düzenli askeri birliklerin yanı sıra, birçok paramiliter grupların da yer aldığı bilinmektedir.  Bunların arasında, Sırpların Beyaz Kartallar, Kaplanlar, Sırp Gönüllü Muhafızları, Boşnakların Vatanseverler Ligi ve Yeşil Bereliler, Hırvatların Hırvat Savunma Kuvvetleri gibi yerel grupların yanı sıra, Sırp ve Hırvat gizli polisi de çatışmalarda yer almışlardı. Yerel grupların yanı sıra, Rusya'dan Hıristiyan Slavlar, Yunanistan'dan Yunan Gönüllü Muhafızları gibi örgütlerin Sırplar için, Almanya ve Avusturya'dan Neo-Nazi gönüllülerinin Hırvatlar için, İran Devrim Muhafızlarının Boşnaklar için bölgedeki çatışmalarda yer aldıkları iddia edilmektedir.

 Tüm bunların yanı sıra Aliya İzzetbegoviç Lizbon'dan Saraybosna'ya dönünce havaalanında Sırp ordusu tarafından alıkonuldu ve Lukovica'ya götürüldü. İzzetbegoviç, Saraybosna TV'ye canlı yayın konuğu oldu ve kaçırıldığını anlattı (2 Mayıs 1992). Bu yayın sayesinde tüm dünya Bosna'da yaşananları öğrendi. Boşnaklar misilleme olarak Sırp General Kukanyat'ı kaçırdı ve mübadele teklif edildi. Sırplar İzzetbegoviç'i Birleşmiş Milletler aracılığıyla serbest bırakmayı kabul etti. Bu olaylar üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 30 Mayıs 1992'de yeni kurulan Yugoslavya Federal Cumhuriyeti üzerinde ekonomik yaptırımlar uygulanması kararı aldı.

Bu çatışmaların akabinde Türkiye'nin tavrı,  sorunların Yugoslavya'nın kendi iç meselesi olduğu, ülkenin toprak bütünlüğünün korunarak şiddete dönüşmemesi yönündeydi. Türkiye'nin Yugoslavya ile olan en önemli bağı bölgedeki Müslümanlar, özellikle de Boşnaklardı. Türkiye'nin, Bosna Hersek'e yönelik politikasında, Boşnak lider Aliya İzzetbegoviç'in şahsı çok önemli bir yer tutmaktadır. Türkiye'de Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın, İzzetbegoviç'e ve Bosna'ya yaklaşımı oldukça yakın ve alakalı bir seviyedeydi. İzzetbegoviç, kitabında: “Türkiye'de, Bosna'nın büyük dostu Turgut Özal'la buluştum.” demektedir. Devamında da Cumhurbaşkanı Özal'ın, Boşnak bir kökene sahip olduğunu dile getirdiğinden söz etmiştir, İzzetbegoviç'in güvenliği, bu dönemde büyük bir önem arz etmekteydi. 1992 Mayısında Sırpların İzzetbegoviç'i tutuklaması üzerine, Türkiye hemen tepki vererek Belgrat büyükelçisini çağırmış, durumu kınamış ve kabul edilemez olarak nitelendirmiştir.[17]

            Sırp saldırıları tahammül edilemez seviyelere gelince, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) olağanüstü toplanması gündeme gelmiştir. Bu doğrultuda, Doğru Yol Partisi (DYP) lideri Süleyman Demirel başbakanlığındaki DYP-Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) hükümeti pasif tavır takınmakla suçlanmış, Kütahya milletvekili Mustafa Kalemli, Konya milletvekili Necmettin Erbakan ve 136 arkadaşı tarafından yapılan çağrıyla Bosna Hersek başta olmak üzere dış politikadaki gelişmeler sebebiyle Meclis'in olağanüstü toplanması talep edilmiştir. Bu talep kabul edilmiş ve 25 Ağustos'ta Meclis olağanüstü olarak toplanmıştır. Hükümet adına Dışişleri Bakanı SHP'li Hikmet Çetin, hükümetin gerekli adımları attığını, aktif politika izlediğini, güç kullanarak müdahale edilmesi düşüncesini her platformda savunduğunu, silah ambargosunun kaldırılması gerektiği düşüncesini savunarak, Saraybosna'yı ilk ziyaret eden dışişleri bakanının kendisi olduğunu belirtmiştir. Anavatan Partisi (ANAP) Milletvekili eski diplomat Kamran İnan ise konuşmasında, yapılacak işin Sırplara ültimatom verilip 24 saatte ateşi kesmedikleri takdirde askeri tüm kuvvetlerini imha edip Boşnakları kurtarmak olduğunu savunmuştur.

 26-27 Ağustos 1992'de Avrupa Topluluğu'nun (AT) Bosna probleminin çözümü için Londra'da düzenlediği Londra Konferansı'na, Türkiye'nin de davet edilmesi, Türkiye'nin Bosna politikasının etkili olduğu yorumlarını getirmiştir. Türkiye'nin İslâm Konferansı Örgütü (İKÖ) içinde etkin olması, Türkiye'nin İKÖ'nün Avrupa'da temsilcisi olmasını sağlamıştır. 26 Ağustos'ta İKÖ Genel Sekreteri Hamid Algabid, İKÖ'nün Bosna Hersek'in toprak bütünlüğünü desteklediğini ve Bosna Müslümanlarına desteklerini açıklamıştır. Konferansta bir araya gelen Türk ve Boşnak yetkililer, iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulması konusunda protokol imzalamışlardır. Söz konusu protokolle Türkiye, Saraybosna'da büyükelçilik açan ilk ülke olmuştur. [18]

ABD ve AB'nin girişimleriyle 1995'te Dayton Antlaşması yapılmış ve Bosna Hersek Cumhuriyeti;  Sırp, Hırvat ve Boşnak bölgelerine bölünmüştür. 43 ay süren savaşta, işgalciler 200.000-250.000 Boşnakı plânlı ve sistemli bir şekilde katletmiş ve yüz binlerce insanı da evlerinden kovmuştur. Ancak Sırplar, en büyük vahşeti ve soykırımı BM'nin Güvenli Bölgesi olarak ilan ettiği Srebrenitsa'da yapmışlardır. 1993'te BM Güvenlik Konseyi kararıyla Srebrenitsa, “Güvenli Bölge” olarak ilân edilmiş ve BM Koruma Gücü'nün koruması altına alınmıştır. Buna rağmen kuşatma altında olan Srebrenitsa'ya, Sırp saldırıları üç yıl boyunca devam etmiştir. 11 Temmuz 1995'te Sırp kuvvetleri güvenli bölge Srebrenitsa'yı işgal etmişlerdir. Fakat BM Koruma Gücü'nün Hollandalı askerleri, Sırpların önünden çekilerek görevlerini yapmamışlardır. Sırp işgalciler, Srebrenitsa ve çevresinde II. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da en büyük soykırımı yapmışlardır. Sırplar bebek, çocuk ve kadınlar dâhil olmak üzere 8.000-12.000 Boşnakı katlederek cesetlerini toplu mezarlara atmış, 30.000 civarında Müslüman'ı silâh zoruyla evlerinden kovmuş, İslâm medeniyetinin önemli tarihi eserlerini tahrip etmiş ve her çeşit vahşeti sergilemişlerdir. [19]

            Bunun üzerine Boşnak ve Hırvatlar yeniden ittifak kurarak Sırplara karşı saldırıya geçmişler ve Sırpları bazı kasabalardan geri çekilmek zorunda bırakmışlardır. Bu sırada BM ile tam bir anlaşma sağlayamayan NATO, hava bombardımanı için Hızlı Reaksiyon Gücü (HRG) oluşturmuştur. HRG Boşnak-Hırvat karşı saldırısı sırasında havadan da destek vererek Sırp güçlerin hava sahasını kullanmasını büyük ölçüde engellemiş ve Sırpların geri çekilmesinde de pay sahibi olmuştur. Bir ay sonra Temmuz 1995'de NATO, BM ile tam olarak anlaşma sağlayamadıysa da prensipte anlaşıp “Deny Flight” operasyonunu başlatarak Belgrad'ı ve hareket halindeki Sırp güçlerini bombalamaya başlamıştır. Birkaç hafta sonra Sırplar barış masasına oturmaya “ikna olmuşlardır.”

             Kasım 1995'te Richard Holbrooke'un aracılığı ile başlayan görüşmelere Boşnakları

temsilen Aliya İzzetbegoviç, Hırvatları temsilen Franko Tudjman, ve Sırpları temsilen

Miloseviç katılmıştır. Üç hafta süren görüşmeler sonrasında 21 Kasım 1995'te Dayton Barış

Antlaşması imzalanmıştır.  İmzalanan antlaşmanın ana hatları şöyledir:

· Bosna Hersek bağımsız bir devlet olarak tanınmaktadır.

· Bosna Hersek Devleti, içinde Bosna ve Hırvat Federasyonu'yla bir Sırp Cumhuriyeti'ni ihtiva etmektedir. Toprakların %51'i federasyona, %49'u ise Sırp Cumhuriyeti'ne aittir.

· Saray-Bosna bir merkez hükümet, milli meclis, başkanlık sistemi ve anayasal mahkemeye sahip birleşik bir yapıda kalacaktır.

· Başkan ve meclis demokratik olarak seçilecektir.

· Kollektif başkanlık sistemi birer Boşnak, Hırvat ve Sırp üyenin katılımıyla sağlanacaktır.[20]

Dayton  anlaşması ile savaşın son  bulmasının ardından yapılan  seçimde ‘bağımsız' Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç olmuştur.
 

 

BOSNA HERSEK'TE İSLÂMÎ HAREKETLER

1. Bosna'da İslâmî Kurumların Yönetimi ve Medreseler

Bosna Müslümanlarının İslâmî faaliyetleri 1882'de kurulan Bosna Hersek İslâm Birliği tarafından yönetilmektedir.

1908'de Bosna Hersek'in Avusturya-Macaristan İmparatorluğunca tamamen ilhakıyla Müslümanların din işlerinin bağımsız olarak idaresiyle ilgili kanun kabul edilmiştir. Bu kanuna göre en yüksek dinî kuruluş, Reîsul-ülemâ başkanlığında dört üyeden oluşan Ülemâ Meclisi'dir. Reis ve Ülemâ meclisi üyeleri, altı müftü ve yirmi dört seçilmiş üyeden oluşan ayrı bir seçici organ tarafından seçilirdi. Reislik görevi için tespit edilen üç adayın ismi imparatora verilir, o da birini reis olarak tayin ederdi. Reis ancak İstanbul'daki şeyhülislâmdan dinî görevi icra edebileceğine dair bir izin aldıktan sonra görevine başlayabilirdi.

Söz konusu kanun, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu dağılmış olmasına rağmen Yugoslavya Krallığınca 1930'a kadar uygulandı. Yugoslavya'da parlamenter rejimin feshinin ardından 1930'da krallık idaresi İslâm dinî cemaati ve anayasa ile ilgili yeni bir kanun çıkardı. Eski bağımsız İslâm dinî cemaatleri Reîsul-ülemâ ile ülemâ meclisinin reis ve iki başkanından oluşan yüksek bir idarî teşkilâtın tek başkanlığı altında birleştirildi. 1936'da bu düzen anayasa ve kanunlarla kalıcı hâle getirildi. Sosyalist Yugoslav idaresi de 1953'de kadar kanunu uygularken bu tarihten sonra din kurumlarının yönetilmesi devletten ayrıldı, bu kurumlara kendi kadrolarını yetiştirme hakkı verildi. Dini kurumlarını Osmanlı dönemindeki düzene yakın bir yapıyla koruyan yegâne topluluk olan Bosna Müslümanları bu tarihten sonra da kurumlarına sahip çıktılar. Yugoslavya'nın dağılmasından sonra ise kurumlarını daha iyi bir aşamaya taşıdılar.[21]

Bosna Hersek İslâm Birliği, Bosna Hersek'te, Balkanlarda ve diğer ülkelerde yaşayan Boşnaklar için şemsiye vazifesi gören bir kurumdur. Sancak, Hırvatistan ve Slovenya'daki meşihatlar da idare ettikleri kurumlar iç işleyişlerinde Bosna Hersek İslâm Birliği'nden bağımsız olsalar da Bosna Hersek İslâm Birliği'nin kurucu üyeleridir. Bosna Hersek İslâm Birliği icra ve yürütmede özgür ve özerktir. Bu statüyü Osmanlı döneminden beri süregelen dini kurumların yasal varlıklarından alır.

İslâm Birliği, devletten bağımsız, ülke genelinde faaliyet gösteren ve Reisülulema tarafından yönetilen bir kurumdur. İslâm Birliği, cemaat, meclis, müftülük, riyaset, Reisulüulema, İslâm Birliği Meclisi, ve İslâm Birliği Anayasa Mahkemesi birimlerinden oluşmaktadır. İslâm Birliği, medrese geleneğinden gelmiş ve Bosna'da bugün modern anlamda bu geleneği sürdürmektedir.

Bosna Hersek'te İslâm Birliği'ne bağlı altı medrese vardır: Saraybosna'da bulunan Gazi Hüsrev Bey Medresesi 1537'de kurulmuş, Bosna'nın en ünlü medresesidir, faaliyetlerine genel anlamda aralıksız devam etmiştir. Tuzla'da 1626'da kurulan ve 1993'te yeniden açılan Behram Bey Medresesi, Gazi Hüsrev Bey Medresesi'nin bir tür Tuzla'daki eş kurumudur, Mostar'da bulunan ve 1553'te kurulup 1995'te yeniden hizmete açılan Karagöz Bey Medresesi, 1706'da kurulmuş olup 1993'te yeniden tesis edilen Travnik'te ki Elçi İbrahim Paşa Medresesi, 1992 yılında Visiko'da kurulan Osman Efendi Redzoviç Medresesi ve 1993'te Cazın'de kurulan Çauşeviç Cemaleddin Efendi Medreseleri de yakın zamanda kurulan medreselerdir. İslâm Birliği'ne bağlı olanlar dışında Osmanlı'dan bu zamana kadar birçok medrese bulunmaktadır.

Bu yönüyle Saraybosna adeta medreseler ülkesidir. Saraybosna medreseleri, Rüştiye'den sonra ve bugünkü lise ayarındaki medreseler gibi olmayıp, yüksek öğrenim veren darülfünun ayarındaki medreselerdir.[22]

2. Bosna'da Tasavvuf

Bosna'da tasavvuf kurumları henüz Osmanlı'nın İslâm fethi gerçekleşmeden faaliyetlerine başlamış, fethi kolaylaştıran kurumlar olarak öne çıkmışlardır. Bilinen ilk tekkeler ise fetihten hemen sonra faaliyetlerine başlamışlardır.

1459'da Saraybosna Gaziler Tekkesi, 1462'de Saraybosna Mevlevî İsa Bey Tekkesi, 1489'da Visoko'da Ayaz Bey Tekkesi Bosna Hersek'te açılmış ilk tekkeler olarak bilinmektedir. Bosna halkı genellikle tasavvuf kurumlarının etkisi altında Müslüman olmuşlardır. 15 ve 16. yüzyıllarda Bosna Hersek'te Mevlevîlik, Halvetîlik ve Nakşîbendîlik etkin tarikatlar olmuşlardır. 17. yüzyıldan itibaren Kadirîlikle birlikte Nakşîbendîliğin toplum hayatında etkili olduğu görülmektedir. Buna karşılık Balkan Müslümanları arasında varlık sahibi bulunan Bektaşilik, Bosna'da oldukça sönük kalmıştır.[23] Günümüzün Bosna'sında Kadirîlik ve Nakşîbendiliğin etkinliği kısmen devam etmekte, bu etkinlik neticesinde halen tekkeler açık olup zikir yapılmaktadır.

Bosna İslâm Birliği, ülkede Müslümanların Noel Kutlamaları'na karşı çıkarken[24] tasavvuf büyükleri ile ilgili farklı kutlamalar yapılmaktadır. Ülkenin fethinde pay sahibi olduğuna inanılan Avaz Dede adına yapılan şenlikler bunların başında gelmektedir.[25]

3. Bosna'da Modern Dönemde İslâmî Hareketler

Bosna, Osmanlı'nın Hıristiyan dünyadan fethedip sömürgecilik sonrası güçlenen Batı dünyasına bırakmak zorunda kaldığı topraklarda bir İslâmi hareket çıkarmış tek coğrafyadır.

Bosna, tamamı Avrupa içinde kaldığı hâlde Avrupa'ya karşı bir kurtuluş savaşı vererek kısmen de olsa özgürlüğüne kavuşmuş ve bunu bir İslâmi hareket üzerinden elde etmiş tek yerdir. Aliya İzzetbegoviç, Batı coğrafyasında ve bir Batı halkı içinde bir İslâmi hareket geliştirmiş ilk liderdir.[26]

Bosna'ya bu istisna yeri, İzzetbegoviç'e bu fazileti kazandıran Bosna'da ki güçlü Müslüman esnaf ve medreselerdir. Müslüman esnaf, Bosna medreselerini ayakta tutarken, medreseler, Boşnak kimliğinin İslâmî özle yoğrulmasını ve bu özle korunmasını sağlamış; Bosna'da güçlü bir İslâmî gelenek inşa etmiştir. Bu gelenek Bosna kadınını modern dönemde tesettürden uzaklaştırmışsa da “Biz Müslümanız ve hep Müslüman kalmalıyız” çizgisinde tutmuş; bu şuur Bosna'da İslâmî hareketin yeniden oluşumu için tohum teşkil etmiştir. Nitekim, İzzetbegoviç'e kendisini nasıl koruduğu sorulduğunda kendisini her sabah mahallelerindeki Haciyska Camii'ne namaza gönderen annesi ile o caminin her sabah namazında yanık bir sesle er-Rahman Sûresi'ni okuyan İmam Mujezinoviç'i işaret etmiştir.[27]

Bosna Hersek, Avusturya-Macaristan işgali altında iken günlük İslâmî yaşam ve medeni hukuk konusunda büyük bir problemle karşılaşmamıştır. Müslüman esnaf ve medrese hocalarının önderliğindeki Boşnak toplumu, milliyetçiliğin hızla yayıldığı ülkede millî taleplerin İslâmî öz içinde ifade edilmesinin öncülüğünü yapmış ve bunda başarılı olmuştur.

20.yüzyılın başında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Slav unsurlara etnik teşkilatlarını kurma hakkını verdikten sonra, 1906-1908 yıllarında, Sırplar, Sırp Ulusal Örgütü'nü (1907), Hırvat Ulusal Örgütü'nü (1908); Boşnak Müslümanlar ise Müslüman Ulusal Örgütü'nü (1906) kurmuşlardır. Böylece İslâm, resmen bir millet adı olarak öne çıkmıştır.

II. Dünya Savaşı'ndan önce, milliyetçiliğin öne çıktığı bir dönemde Bosna Hersek'te Müslümanlara etnik durumlarıyla ilgili üç seçenek sunulduğu bir nüfus sayımı yapılmıştır. Bosnalıların önüne kendilerini Müslüman Sırp, Müslüman Hırvat ya da ulus beyan etmeksizin ( Nationally Undeclared ) Müslüman seçenekleri konmuştur. Sayıma katılanların 72 bini kendilerini “Sırp Müslüman'ım”, 25 bini “Hırvat Müslüman'ım” diye tanımlamış; sadece Müslüman'ım diyenler ise 778 bin kişi olarak kayda geçmiştir. 1953 sayımı da benzer bir sonuç verince 1971 sayımında diğer seçenekler kaldırılmış sadece “Müslüman'ım” seçeneği bırakılmış; böylece 1906 tutumu sürdürülerek, “Müslüman” kavramı, modern dönemde Hindistan örneğiyle eş zamanlı olarak ilk kez resmi olarak bir ulus adı olmuştur.

Aynı dönemde kimi Müslüman aydınlar, Müslüman kimliklerinin yerine etnik kimliklerini öne çıkarmışlarsa da toplumu temsil etme gücüne ulaşanlar Müslüman kimliğini öne çıkaranlar olmuştur.

Ocak 1946'da Yugoslavya Federal Anayasası, Sovyet Anayasası'nın bir kopyası olarak her tür dinî faaliyetin yanında Müslümanların medrese, büyük cami ve İslâmî derneklerini kapatmış, medenî hukukta işleyen Şeriat mahkemelerini yasaklamıştır. Söz konusu anayasadan sonra sadece bir iki medresenin ve belli sayıda mescidin açık kalmasına izin verilmiştir. Ancak bu yasak Bosna'da İslâmî hareketin doğuşunu ve gelişmesini engelleyememiştir.

Bosna'da “Genç Müslümanlar Teşkilatı” 1939'da kurulmuştur. Teşkilat, Aliya İzzetbegoviç, Omer Behmen, Salih Behmen, Eyub Haciç, Hasan Çengiç, Cemaludin Latiç, İsmet Kasumagiç gibi üyeleriyle Bosna toplumunun umudu hâline gelmiş, Mart 1941'de dernekleşme başvurusunda bulunmuş ancak Nazi işgali ve ardından gelen Sosyalist Mareşal Tito, buna izin vermemiştir. Teşkilat, 1944'te medrese hocalarının kuruluşlarından el-Hidaye ile birleşince İzzetbegoviç “Aralarında saygı duyduğum birçok kişi olmasına rağmen, hocalığın ya da şeyhliğin ayrı bir toplumsal sınıf olmaması gerektiği ve onların savunucusu oldukları İslâm anlayışının,  İslâm'ın hem iç hem dış gelişimini engellediği görüşündeydim” ifadeleriyle bu buluşmaya karşı çıkınca teşkilat tarafından dışlanmıştır. Ancak 20. yüzyılda bütün İslâm âleminde yaşanan geleneksel medrese hocaları ve okullarda yetişenler arasındaki tartışmada Bosna'da okullarda yetişenler galip gelmiştir. Teşkilat sonraki süreçte el-Hidaye'den bağımsızlaşırken medrese hocalarına açık hale gelmiştir. Yugoslavya'nın 1945'te Sosyalist Mareşal Tito yönetimine girmesiyle teşkilat için zor günler başlamıştır. Komünist yönetim, Müslüman gençlerin “pes edecekleri ya da öleceklerini” düşünerek teşkilata karşı geniş çaplı bir tutuklama hareketi başlatmıştır. 1 Mart 1946'da İzzetbegoviç ve 14 arkadaşı tutuklanmıştır. İzzetbegoviç, 1949'da salıverilince Hasan Biber adlı teşkilat lideri aracılığıyla yeniden önemli bir görev üstlenmiştir. Ancak İzzetbegoviç'in salıverilmesinden 40 gün sonra teşkilata karşı yeni bir tutuklanma hareketi başlatılarak aralarında Hasan Biber'in de bulunduğu teşkilat liderleri tutuklanmış ve Ekim 1949'da kurşuna dizilmişlerdir.

Teşkilatın önderi olarak öne çıkan İzzetbegoviç, 1969-1970 yıllarında yayımladığı İslâmî Deklarasyonuyla Bosna Müslümanlarının görüşlerini dünyaya duyurmuştur. Aşağıdaki ifadeler Aliya'nın yayımladığı deklarasyonunun en önemli maddelerini oluşturuyordu:

-Tarihte, aynı zamanda siyasi olmayan tek bir İslâmî hareket yoktur. (O, bu hükümle geleneksel dindarlığı ve onun kurumlarını din dışı görmemekle birlikte bir İslâmî hareket olarak kabul etmiyordu.)

-İslâm, hayatın bütün             alanlarını kapsar.

-İslâmî hareket, din ve siyasetin ahenkli bir bütünüdür.

-Müslümanlar kardeştirler. (700 milyonluk İslâm âlemi bir bütündür.)

-İslâmî hareket, manevi ve siyasal bakımdan yeterince güçlendiğinde sadece mevcut gayri İslâmî yönetimleri yerinden etmek için değil, aynı zamanda yeni bir İslâmî yönetim oluşturmak için, iktidarı ele geçirme çabasına girişebilir ve girişmelidir.

-Müslümanların kurtuluşu, İslâm'ın ihyasıyla tarihlerine yeniden hâkim olmalarına bağlıdır. Batılı fikirler, onları kurtarmaya muktedir değildir.

-Diktatör rejimler lanetlidir.

-Eğitime daha fazla yatırım yapalım, kadın haklarını yeniden konuşalım, şiddetten (terörden) kaçınalım, azınlık haklarına önem verelim..

Bu deklarasyonla İzzetbegoviç ve arkadaşları hem akide hem sosyal bağ açısından kendileriyle ümmet arasındaki bütünlüğü ifade etmiş, zayıf olan İslâm dünyasının Rabbine güvenerek hareketlerinin esaslarını duyurmuş oluyorlardı.

İzzetbegoviç'in söyleşi ve yazılarında dikkat çekici İhvan-ı Müslimin izleri görülmektedir. Genç Müslümanlar Teşkilatı, İhvan-ı Müslimin ile bağları konusunda hiçbir zaman açıklama yapmamıştır. Ancak İzzetbegoviç'in danışmanı Sudan İhvan-ı Müslimin mensubu Dr. Fatih Ali Hasaneyn Muhammed Şerif “Drina Köprüsü” adlı eserinde iki yapı arasındaki ilişkiden genişçe söz etmiştir.

Dr. Fatih Ali Hasaneyn'in anlattıklarından anlaşıldığı kadarıyla Genç Müslümanlar Teşkilatı, İhvan-ı Müslimin'den bağımsız olarak Bosna gerçeğinde oluşmuş; 1960'lı yılların sonlarına doğru iki yapı arasında temas olmuştur. Bu tarihten sonra Genç Müslümanlar, fikrî ve muhtemelen ekonomik olarak İhvan'dan istifade etmiş ancak kendi gerçekleri içinde yollarına devam etmişlerdir.[28] Dolayısıyla İhvan'ın hareketle ilgili rolünü fikrî düzeyde kabul etmek yerinde olacaktır. Nitekim, Dr. Fatih Ali Hasaneyn'in verdiği bilgiye göre Dr. Fatih ve arkadaşları, Muhammed Hamidullah'ın İslâm'a Giriş, Seyyid Kutup'un Din Budur, Yoldaki İşaretler ve İstikbal İslâm'ındır, Muhammed Kutup'un İslâm Etrafındaki Şüpheler, Yusuf el-Karadavî'nin Helal ve Haramlar, Mustafa Mahmud'un Ateist Arkadaşımla Yolculuk, Mustafa Sibai'nin Peygamberimizin Hayatından Seçmeler, İmam Nevevî'nin Kırk Hadis, Nedim el-Cesir'in İman Kıssası paket olarak; sonradan ise Moris Bukay'ın İslâm, İncil, Tevrat ve Dinlerin Karşılaştırılması İlmi ve R. Garaudy'nin İslâm'ın Vaadettikleri tercüme edilip basılmış ve Genç Müslümanlar'a dağıtılmıştır.[29]

İzzetbegoviç, siyasi yaşamı boyunca Bosna Hersek halkının desteğini kaybetmeden İslâmî duruşunu sürdürmüş; Dayton Antlaşması müzakereleri sırasında dönemin ABD Başkanı Bill Clinton ekibinin bütün baskılarına rağmen duruşunu değiştirmemiştir. Antlaşmada “Boşnaklar” adının yerine “Bosna Müslümanları” adının kullanılması için ısrarcı olmuştur. Günümüzde Bosna Devleti, çok sayıda antlaşma ile kısıtlanmış olmasına rağmen Genç Müslümanlar Teşkilatı'nın ideolojisini gayri resmi de olsa sürdürmektedir. Bosna'nın İslâmîleşme programı Batı basınında sıklıkla konu olmakta, bir tür tehdit olarak anılmaktadır. İngiltere'nin The Guardian gazetesinde 2010'da yayımlanan “Is Bosnian Islam going the way of Malaysia? (Bosna İslâm'ı Malezya'nın mı yolunda?) başlıklı yazı,  Bosna'nın İslâmîleşmesine ılımlı bir dille dikkat çekilmiş; özellikle Malezya'nın Bosna'daki faaliyetleri Batı için bir tehdit olarak algılanacak şekilde aktarılmıştır.[30]

ABD Ordusu Savaş Koleji Stratejik Çalışmalar Enstitüsü'nün (U.S. Army War College Strategic Studies Institute/SSI) 2014 tarihli “Islamizm and Security in Bosnia Herzogovina (Bosna Hersek'te İslâmcılık ve Güvenlik)” raporu ise Bosna'yı düşmanlaştırmakta ve adeta Bosna'ya savaş ilanında bulunmaktadır.

Leslie S. Lebel tarafından hazırlanan raporda “Bosna'da İslâmcılığın yükselişi açıkça endişe vericidir. İslâmcılık, Bosna'nın ılımlı geleneksel İslâm'ından keskin bir şekilde farklıdır. İslâmcılığın amacı Batı hukukunu kaldırıp yerine şeriat kanunlarını getirmektir. Bunu Batı demokrasisini reddederek değil, Batı demokrasisini kullanarak (seçimlere katılıp yönetimi ele geçirerek) gerçekleştirmek istemektedir. Nihai hedefi dini ve siyasi otoriteye aynı anda sahip Halifenin yönettiği evrensel İslâm imparatorluğunu kurmaktır.” görüşleri dile getirilmiş, Batılıların Bosna'da İslâmcılığın yayıldığı görüşünü Sırp ve Hırvatların kara propagandası olarak kabul etmekle yanıldıkları uyarısında bulunmaktadır.

Rapor, Bosna'da İhvan-ı Müslimin, Vehhabilik ve terörist gruplar olmak üzere üç tür İslâmcılığın bulunduğunu öne sürmektedir.

İhvan-ı Müslimin'le bağlantılı kişiler olarak geçmişte Aliya İzzetbegoviç'i günümüzde ise oğlu Bakir İzzetbegoviç, Haris Silajdžić ve Mustafa Çeriç'i öne çıkarmıştır. Raporda ilk üç ismin Başkanlık Konseyi'nde, son ismin ise Reisülulema olduğuna dikkat çekilmektedir. Rapor, Çeriç dışındaki isimleri aynı zamanda hem İhvan-ı Müslimin hem Suudi Arabistan hem İran'la bağlantılı olduklarını iddia etmektedir.  Rapor, savaş sürecinden kanıtları göstererek İzzetbegoviç'in ılımlı; Haris Silajdžić'in ise seküler görüşünü çürütmeye çalışmakta, bu isimlerin “Mücahidin” olarak bilinen ve bir kısmı savaş sonrasında Bosna'da kalan Bosna dışından gelip Bosna cihadına destek veren Müslüman savaşçılara ilişkisini ispatlama kaygısı taşımaktadır.

Bosna'da kimi Selefî gruplarla ilgili operasyonlardan örnekler veren, Bosna'daki Vehhabî sayısının 2009 verilerine göre 5000'i bulduğunu ifade eden rapor, asıl Genç Müslümanlar Teşkilatı ve İzzetbegoviç üzerinde durmakta; İzzetbegoviç'in İslâm Deklarasyonu'nu analiz ederek onun ılımlılığının diğer ılımlı yaklaşımlar gibi İslâm Devleti kuruncaya kadar süreceğini, sonra yerini dayatmaya bırakacağını öne sürmektedir. Rapor, bu yaklaşımla Bosna'daki İslâmî finans bankacılığını bile tehdit olarak anlatmak ve nihayetinde devletin “Ata” olarak tanımlanan İzzetbegoviç'in ideolojisine göre şekillenerek Batı ve NATO için tehdit olduğu vurgusu yapmaktadır.[31]

Aliya İzzetbegoviç'in etkisi Bosna ile sınırlı kalmamıştır. İzzetbegoviç, İslâm âleminin neredeyse tamamında modern seküler süreç (çağdaş uygarlıkçı dönem)'ten sonra siyasi nizamda Müslüman kimliğin yeniden benimsenmesinde fikrî zemini hazırlayan şahsiyetlerin başında yer almıştır.

Batı, İzzetbegoviç'in öncelikle kendi ülkesindeki etkisini kırmak için İslâm karşıtı sekülerleşmeyi teşvik etmekte, Selefî grupların kimi eylemlerini öne sürerek toplumu İslâm'a karşı örgütlemeye çalışmakta, seküler çizgiye çekemediklerini ise FETÖ yapılanmasına teslim etmenin yolunu aramaktadır.

Türkiye, 17-25 Aralık 2013 vakasından bu yana Bosna'daki FETÖ faaliyetlerini kontrol altına almaya çalışsa da ülkenin karışık hukuki durumu alınan önlemlerin yetersiz kalmasının önünü açmaktadır. Grubun Bosna'da faaliyet gösteren Sema Eğitim Kurumları, 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi'nden sonra ABD merkezli Global Education'a, ardından bu yıl Nisan ayında İngiltere'nin Richmond Park Education'a devredildi.[32] Ancak satışın göstermelik olduğu ve bu okulların hâlâ Boşnakları FETÖ yapılanmasına yöneltmek için çalıştığı bilinmektedir. Bu arada ABD ordusunun sözü edilen 2014 raporunda Bosna'daki İslâmî gruplar anılırken FETÖ yapılanmasından söz edilmemesi dikkat çekicidir.

 

 BOSNA'DA SİYASİ PARTİLER

Bosna'da Müslüman, Sırp ve Hırvatların kendilerine ait siyasi partileri vardır. Bosna'da belli başlı Müslüman partiler şunlardır:

1. SDA (Stranka Demokratske Akcije; Demokratik Hareket Partisi)

Alliya İzzebegoviç ve bir grup Müslüman aydın tarafından 1990'da merkez-sağ bir parti olarak kurulmuştur. Parti, Müslümanlara dayansa da serbest piyasa ekonomisi, eşitlik, manevi değerlerin korunması gibi bütün etnik unsurları ilgilendiren ilkeleri öne çıkarmış ama Bosna'nın savaş ortamında Müslümanlar dışındaki kesimlere açılamamıştır. Savaş sırasında Bosna Müslümanlarının siyasi liderliğini yapan parti, kurucularından Başbakan Haris Silajdziç'in 1996 yılı başlarında ayrılıp Bosna Hersek İçin Partisi (SBİH)'ni kurmasıyla güç kaybına uğramıştır. SDA, üçlü başkanlık kurulunda Müslüman temsilciyi hep seçse de 1997'den sonra SBİH ile koalisyon kurmak zorunda kalmış, 2000 seçimlerinde Müslüman partiler arasında en çok oyu alan parti olsa da koalisyon dışında kalmıştır. İzzetbegoviç'in 2001'de siyasetten çekilmesiyle partinin liderliğini Sulejman Tihiç devraldı. 14 yıla yakın parti başkanlığı yapan Tihiç'in başkanlığının son yıllarında parti İzzetbegoviç'in oğlu Bakir İzzetbegoviç'in denetimine girdi. Tihiç'in ölümünden sonra (2014) ise parti tamamen Bakir'in ekibine kaldı.[33]

            28 Temmuz 1956 tarihinde Saraybosna'da doğan ve mesleği mimarlık olan Bakir, siyasi mirasını sürdürmekle birlikte babasının duyarlılığından uzak bir kişi olarak bilinmektedir. Bakir, halen, üçlü başkanlık konseyinde Müslüman temsilci olarak yer almaktadır.

 

2. BPS (Bosanskohercegovačka Patriotska Stranka; Bosna Hersek Vatanseverler Partisi)

Savaş döneminin büyük Boşnak komutanı Sefer Haliloviç tarafından 1996'da kurulmuştur. Haliloviç, Dayton Antlaşması'na karış çıkarak 1990 Anayasası'nın geri getirilmesini savunmuştur. Haliloviç 2001'de Lahey'deki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanmaya başlayınca parti faaliyetleri durma noktasına gelmiş, yargılamanın bitmesiyle parti faaliyetleri yeniden canlanmıştır.  Haliloviç, 2014 Başkanlık Konseyi seçimlerinde yüzde dokuz oy almış, Bosna Hersek Temsilciler Meclisi'nde bir, FBİH Temsilciler Meclisi'nde (Federal Meclis) ise dört sandalye elde etmiştir.[34]

3. SBİH (Stranka za Bosnu i Hercegovinu; Bosna Hersek İçin Partisi)

1996'da İzzetbegoviç ve arkadaşlarıyla sorun yaşayan Başbakan Haris Silajdzic tarafından kurulmuştur. Silajdzic, etnik kökenli siyaseti reddetme iddiasıyla ortaya atılmış; partisinin kurucuları arasında Sırp ve Hırvatları da yer almıştır. Ancak SDA'ya göre daha seküler bir siyasetten yana olan parti esasta Müslümanların oylarını bölmüş, zamanla bu bölünmenin simgelerinden biri hâline gelmiştir. Merkez-sağ çizgiye sahip parti, 1997-2000 yılları arasında başbakanlığı, 2006-2010 yılları arasında da başkanlık konseyinin Müslüman üyeliğini elde etmiştir. [35]

4. A-SDA (Stranka Demokratske Aktivnosti; Demokratik Etkinlik Partisi)

Una-Sana Kantonu'ndan bir grup SDA üyesi tarafından 2008 yılında kurulmuş yerel bir Boşnak partisidir. Sulejman Tihiç liderliğindeki SDA'nın Aliya Izetbegovic'in yolundan ayrıldığını öne süren bu üyeler, genel merkezle yaşadıkları sorunların ardından partiden ihraç edilmeleri üzerine A-SDA'yı kurmuşlardır. Merkezi Cazin şehrinde bulunan partinin kuruluşundan bu yana genel başkanlığını Nermin Ogresevic yapmaktadır. Ogresevic, üç dönemdir Cazin belediye başkanlığını yürütmektedir. [36] Yolsuzluk, adam kayırma gibi ahlaki problemleri öne çıkaran parti söz konusu kantonda SDA'dan sonra en güçlü siyasi yapıdır. Hem Bosna Meclisi hem Federal Meclis'e üye göndermektedir.

 

 

5. DNZ BİH (Demokratska Narodna Zajednica BİH; Bosna Hersek Demokratik Halk Birliği)

1993'te SDA ile fikir ayrılığına düşen Fikret Abdiç'in partisidir. Parti, Velika Kladusa şehrinin partisi olarak siyaset sahnesinde yer almıştır. Hirvatistan'da savaş suçlusu olarak yargılanıp 20 yıl hapis cezası verilen Abdiç, hapiste iken partide ki etkinliğini sürdürmüştür.[37] Verilen cezayı tamamlamadan 2012'de salıverilen Abdiç 2016 yerel seçimlerinde Velika Kladusa belediye başkanı seçilmiştir.

Fikret Abdiç'in etkisindeki diğer bir parti de LS BİH (Laburistička Stranka BİH; Bosna Hersek İşçi Partisi)'tir. LS BİH, DNZ BİH'ten kopardığı oylarla Velika Kladusa kantonunun Meclis ve Federal Meclis'ine üye gönderen partilerindendir.

Uluslar arası güçlerle işbirliği içinde olduğu bilinen ve SDA çizgisine karşı silahlı eylemler içinde bulunan Abdiç, Bosna- Hersek Müslümanları arasında bölünmenin simge isimlerinden biridir. Abdiç, Boşnak kimliğinin Müslüman yönünün öne çıkarılmasına karşı durmuş, kendisini etnik bir Boşnak milliyetçisi olarak tanıtmış, bu düşünceleriyle özellikle Hıristiyanlarla Müslümanların iç içe yaşadıkları Bihaç bölgesinde kendisine taraftar bulmuştur.[38] Abdiç, Bosna'da çok sayıda Müslüman'ın katlinden sorumlu tutulmaktadır, onun hâlâ siyaset sahnesindeki varlığı Bosna sorununun bugün de devam ettiğinin görünür kanıtlarındandır.

Yine Bosna Hersek siyasetinin önemli isimlerinden ve uzun süre Aliya İzzetbegoviç'in yardımcılığını yapan Eyüp Ganiç, savaş suçlusu olduğu gerekçesiyle 2010'da Londra'da tutuklanmış, beş ay sonra serbest bırakılınca Türkiye üzerinden Bonsa'ya geçmiştir. Ganiç, Saraybosna özel Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nin sahibi olarak kendisinden söz ettirmektedir.

DEVAMINI OKUMAK İÇİN PDF BİÇİMİNİ İNDİREBİLİRSİNİZ

 



Yorumlar Yükleniyor..
Göztepe mahallesi İSTOÇ 3. Cadde N Blok No: 6/103 Bağcılar / İstanbul - Email: sdamstrateji@gmail.com
Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.