Lübnan'daki İslâmî Hareketler
ÜLKE DOSYASI - 03.01.2019 20:23
Çalışma, Lübnan ile ilgili genel bilgiler sunmakta ve Lübnan'da bulunan İslâmî Hareketleri incelemektedir.

 

                                                                                           İlker Kaya*

        

LÜBNAN'DA COĞRAFİ, DEMOGRAFİK VE İDARİ YAPI

Resmi adı el-Cumhûriyyetü'l-Lübnâniyye[1] olan Lübnan, kuzeyinde ve doğusunda Suriye ile komşudur. Güneyinde ise işgal edilmiş Filistin toprakları yer almaktadır. Batıda Akdeniz'e açılan Lübnan, coğrafi olarak iyi bir konumda olmasına rağmen ülke yüzölçümünün büyük bir kısmını Lübnan Dağları (Cebelilübnan) kaplamaktadır.[2]

Başkenti Beyrut olan ülkenin nüfusu 2017 sayımına göre 6.229.794'tür. Nüfusun %95‘i Arap, %4'ü Ermeni ve %1 'i Diğer milletlerden oluşmaktadır. Arapçanın resmi dil olduğu ülkede, ayrıca Fransızca, İngilizce ve Ermenice de konuşulmaktadır. Ülkede çoğu Haçlı istilasına karşı bölgeye yerleşmiş kayda değer bir Kürt nüfus da vardır.  

Lübnan nüfusunun %54'ü Müslüman (%27 Sünni, %27 Şiî), %40'ı Hristiyan (%21 Marunî Katolik, %8 Rum Ortodoks, %5 Rum Katolik, %6 Diğer Hristiyan), %5'i Dürzî ve %1'i diğer dinlerden olanlar teşkil etmektedir. Bu oranlarla Lübnan, din ve inanç bakımından çeşitliliğin fazla olduğu bir ülkedir.

Lübnan ekonomik olarak gelişmekte olan bir ülkedir. Ülke ekonomisinin büyük çoğunluğu hizmet sektörüne dayanmaktadır. Hizmet sektöründe ise bankacılık ve turizm alanları ön plana çıkmıştır.[3]

Adından da anlaşılacağı üzere, el-Cumhûriyyetü'l-Lübnâniyye, tek meclisli ve çok partili bir cumhuriyet rejimiyle yönetilmektedir. Birçok dinsel ve etnik grubun bir arada yaşamasından dolayı yönetim mekanizması farklı bir şekilde işlemektedir. Ülkenin kurucu belgesi konumunda olan 1943 Ulusal Paktı'na göre, siyasi makamlar ülkenin dinsel ve mezhepsel nüfusuyla orantılı şekilde dağıtılmıştır. Buna göre, Lübnan Cumhurbaşkanının Marunî, Başbakanının Sünni, Meclis Başkanının Şiî; meclis üyelerinin ise Hristiyanlar ve Müslümanlar arasında 6/5 oranında olması gerekmektedir.[4]

LÜBNAN'DA TARİHİ ARKA PLAN VE SİYASİ SÜREÇ

Fenikeliler, Asurlular, Babilliler, Persler ve Makedonya Krallığı gibi birçok kavim ve devlete konuk olması açısından Lübnan, kadim bir coğrafyada yer almaktadır. MÖ 64'ten itibaren Roma İmparatorluğu ve ardından da Bizans İmparatorluğu sınırları içerisinde yer almıştır.

İslam, Lübnan'a Yermuk Savaşı (H.15/M.636) ile ulaşmıştır. Hz. Ömer'in halifeliği dönemine denk gelen bu savaşta İslam orduları, Ebu Ubeyde b. Cerrah başkomutanlığında, Yezid b. Ebu Süfyan ve Muaviye komutanlığında Şam, Filistin ve Lübnan topraklarına hâkim oldular. Emeviler döneminde Lübnan; Şam bölgesi içinde yönetildi, sahilleri donanma ve ticaret için kullanıldı ve bölgenin istikrarı için bölgeye Benî Rebîa ve Benî Hanîfe gibi Arap kabileleri yerleştirildi.[5] Ayrıca, Ebu Derda gibi pek çok sahabenin kısa veya uzun süreli Lübnan'da bulunmaları hadis tahsili için bölgeye doğru ilmi seyahatler gerçekleşmesini sağladı.

Abbasîler de Lübnan'ı Şam bölgesi içinde idare etti. Fakat devlet merkezinin Şam'dan Bağdat'a taşınmasının bir sonucu olarak bölgede istikrar sağlanamadı. Abbasîlerin zayıflamasıyla Tolunoğulları Lübnan'ı hâkimiyeti altına aldı. Bu dönemde Şiî İsmâilî-Karamatî hareketi bölgede yayılma fırsatı buldu. H.358/M.969'dan itibaren Mısır'ı ele geçirmiş olan Fâtımîler, Lübnan'ı da hâkimiyetine almış ve uyguladığı politikalarla Lübnan'da Şiî nüfusunun artmasını sağlamıştır. Ayrıca, Hâkim-Biemrillâh döneminde İsmailîlikten türeme Dürzîlik bölgeye yerleşmiştir. Bundan dolayı Fâtımîler dönemi Lübnan'ın demografik yapısını oluşturma açısından önem arz etmektedir. Çünkü merkezi yönetimden uzak kalan Lübnan, önce Fâtımîler hâkimiyetine girmiş, ardından da birçok farklı mezhebin oluşmasına ve yayılmasına zemin hazırlamıştır.

Kudüs yolu üzerinde yer alan Lübnan, 12. yüzyılda Haçlılar tarafından ele geçirildi. Haçlılar bölgeyi üç ayrı yönetime ayırarak yönetmeye başladılar. Selâhaddîn Eyyûbî 1187 Hıttin Zaferi ve 1189 Kudüs'ü fethettikten sonra Lübnan'ı da fethetti. Fakat onun ölümüyle Lübnan tekrar Haçlı hâkimiyetine girdi.

Selâhaddîn Eyyûbî'den sonra Memlûkler'den I. Baybars 1271'de Trablus Kontluğuna bağlı pek çok kaleyi fethetti. Memlûk hâkimiyetinde Lübnan'ın nüfusu Müslümanlar, özellikle Sünni nüfus, lehine gelişti. Memlûkler tam hâkimiyeti, 14. yüzyılın başlarına kadar uğraştığı Dürzîler ve Nusayrileri yenerek ve bölgeye Türkmen aşiretleri yerleştirerek sağlamıştır.[6]

Lübnan, Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferiyle (1516) Osmanlı hâkimiyetine girmiş oldu. Hristiyan nüfusun varlığı, Osmanlının zayıflamasıyla beraber, Lübnan'da Avrupa nüfuzunun artmasına sebep oldu. Tanzimat Fermanı'yla (1839) başlayan uygulamalar Lübnan'da Marunî Hristiyanların güçlenmesine neden olunca bu durumdan rahatsız olan Dürzîler ile çıkan çatışmalar, Lübnan'da iç savaşı başlattı. Osmanlı iç savaşı bitirmek için uğraştıysa da Lübnan'da istikrar sağlanamadı. Çatışmaların son bulması için Fransa, İngiltere, Prusya, Avusturya ve Rusya'nın katıldığı konferansta Osmanlı'ya Lübnan yönetimi için yeni bir teklif çıktı. 1861 Lübnan Nizamnamesine göre, Lübnan Sayda ve Şam eyaletlerinden ayrılarak doğrudan merkeze bağlandı.[7] Batının İslam coğrafyaları üzerinde uyguladığı böl-parçala-yönet politikası bu sefer de Lübnan üzerinden gerçekleşti ve bu düzen Birinci Dünya Savaşı'na kadar sürdü.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, İngiltere ve Fransa arasında imzalanan Syces-Picot(1916) Antlaşması'na göre, İslam coğrafyaları Fransa ve İngiltere arasında pay edilmişti. İngiltere, Irak, Ürdün ve Filistin'i, Fransa ise Suriye ve Lübnan'ı işgal etti. Fransa'nın mandasında Lübnan'da beş ayrı siyasal bölge oluşturuldu ve Fransa, Lübnan'ın kuruluşunu 1920'de ilan etti. Fakat hem Lübnan'ın kozmopolit yapısı hem İkinci Dünya Savaşı'nın Fransa'ya getirdiği ağır yıkım hem de Lübnan'da Hristiyan ve Müslüman liderlerin birlikte hareket etmeleriyle, Lübnan 1941'de bağımsızlığını ilan etti. Lübnan'ın yekvücut olması Fransız birliklerinin 1946'da Lübnan'dan tamamen çekilmesini sağladı.[8]

1975-89 yılları arası Lübnan'da iç savaşın yaşandığı, kaosun hüküm sürdüğü karışık bir zaman dilimdir. Savaşın iki ana nedeninden bahsedilebilir: Birincisi, Fransızların kurduğu Lübnan'ın idare sisteminin başında Hristiyan bir cumhurbaşkanının Müslümanlar tarafından kabul görülmemesidir. İkincisi ise, İsrail tarafından yurtlarından çıkarılan Filistinlilerin Lübnan'a sığınmasıdır.[9]

Lübnan'da bağımsızlığın ardından istikrarın sağlanamamasının nedenlerinden biri gittikçe artan Müslüman nüfusa karşın azalan bir Hristiyan nüfusun varlığıdır. Bu duruma İsrail'in Filistin'i işgalinden bu yana yüz binlerce Filistinliyi yurtlarından sürmesi de sebep olmuştur. Komşu ülkeler olan Ürdün ve Lübnan'a sığınan Filistinliler, özellikle, tarihe ''Kara Eylül'' olarak geçmiş olan, Kral Hüseyin'in 1970'te Filistin Kurtuluş Örgütü(FKÖ)'nün Ürdün'den çıkarılmasıyla, Lübnan'a sığınmak zorunda kaldılar. Bu olaydan sonra Lübnan, Filistinliler için bir karargâh haline geldi.

Bu gelişmelerden rahatsız olan Lübnan'ın aşırı Hristiyan grubu Falanjistler, Müslümanlara karşı İsrail ile işbirliğine gittiler. Lübnan içinde Falanjistler ve Lübnan'ın güneyini işgal eden İsrail Eylül 1982'de Sabra ve Şatilla'da vahşi katliamlar gerçekleştirdiler. İşgal altındaki bölgenin nüfusun çoğunluğunu Şiî Müslümanlar oluşturmaktaydı. Bu olayın da etkisiyle önceden Lübnan siyasetinde etkili olmayan Şiî Müslümanlar Lübnan siyasetinde yer almaya başladılar. Yine bu tarihten sonra Şiî Müslümanlar, çeşitli Şiî-sol grupların aksine, yeni bir cephe olarak ortaya çıkan Hizbullah'a sempati duymaya başladılar.

Lübnan'ın Müslüman ve Hristiyan tarafları 1989'da Suudi Arabistan'ın Taif kentinde bir araya gelerek “Taif Anlaşması”nı imzaladılar. 1943 tarihindeki Lübnan anayasasının yerini alan anlaşmanın uygulamaya konulduğu söylenemez. Suudi Arabistan'ın böyle bir anlaşmaya öncülük etmesi Suriye'nin, Lübnan'la, 22 Mayıs 1991'de ''Kardeşlik, Koordinasyon ve İşbirliği Anlaşması'' imzalamasına yol açtı. Buna göre Suriye ilk kez Lübnan'ı tanımış olmakla beraber iki ülkenin çıkarları ortak sayıldı. Suriye, “Taif Anlaşması”na rağmen, Lübnan'a müdahale etmekten çekinmedi. Hatta anlaşmaya göre, 1992'ye kadar çekilmesi gereken Suriye birlikleri Lübnan'dan çıkmadı.

Lübnan, 14 Şubat 2005'te Suudi ile sıkı bağları bulunan eski başbakan Refik Hariri'nin öldürülmesiyle tekrar karıştı. Suriye bu suikast sebebiyle sorumlu tutuldu. Ülke çapında Suriye aleyhine gösteriler yapılarak Suriye yanlısı başbakan Ömer Karami istifa ettirildi. Ardından başta Hizbullah olmak üzere Suriye tarafları da gösteriler düzenlediler.

Lübnan siyasi arenası 2005'ten beri Hariri suikastını getirdiği cepheleşme ile beraber yürümektedir.[10]

ÇALIŞMANIN TAMAMINA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ


* Manisa Celal Bayar Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Lisans Öğrencisi, ilkerislam9@gmail.com.

[1] DİA, ‘'Lübnan (Fiziki ve Beşeri Coğrafya)'', Diyanet İslam Ansiklopedisi, TDV Yayınları, Ankara 2003, cilt:27, s.243-244.

[5] Mustafa L. BİLGE, ‘'Lübnan (Tarih)'', TDV Yayınları, Ankara 2003, Cilt:27, s.244-246.

[6] Cengiz TOMAR, ‘'Lübnan (Kültür ve Medeniyet)'', TDV Yayınları, Ankara 2003, Cilt:27, s.246-248.

[7] Talha KÖSE(proje koordinatörü), ‘'Lübnan'da İstikrar Arayışları'', SETA Raporu, Ankara 2006, s.8.

[8] Talha KÖSE, s. 9.

[9] Abdulkadir TURAN, ‘'Geçmişin Yükü Altında Ezilen Ülke: Lübnan'', SDAM Analiz, İstanbul, 2017. http://sdam.org.tr/haber/121-gecmisin-yuku-altinda-ezilen-ulke-lubnan/ Erişim Tarihi: 26.12.2018.

[10] Abdulkadir TURAN,  (Erişim: 02.09.2018).

 



Yorumlar Yükleniyor..
Göztepe mahallesi İSTOÇ 3. Cadde N Blok No: 6/103 Bağcılar / İstanbul - Email: sdamstrateji@gmail.com
Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.