Sudan'da Gösteriler: Batı Oyunu Mu Ekmek Davası Mı?
GÜNDEM ANALİZ - 16.01.2019 16:55
Sudan, Batı'nın Afrika kıtasına açılmasıyla istikrarlı bir şekilde ilgilendiği ülkelerdendir. Afrika'nın kuzeydoğusunda Mısır'ın hemen güneyinde yer alan ülke, Kuzey Afrika ile Orta Afrika'yı; doğuda ise Arabistan Yarımadası ile Afrika'yı birbirine bağlayan dolayısıyla Afrika egemenliği için anahtar bir konumdadır. Ülke, Nil nehri kaynakları üzerinde bulunması ve petrol rezervleri ile dış güçlerin ilgisini çekecek bir ekonomik varlığa da sahiptir.

GİRİŞ

Sudan, Batı'nın Afrika kıtasına açılmasıyla istikrarlı bir şekilde ilgilendiği ülkelerdendir. Afrika'nın kuzeydoğusunda Mısır'ın hemen güneyinde yer alan ülke, Kuzey Afrika ile Orta Afrika'yı; doğuda ise Arabistan Yarımadası ile Afrika'yı birbirine bağlayan dolayısıyla Afrika egemenliği için anahtar bir konumdadır. Ülke, Nil nehri kaynakları üzerinde bulunması ve petrol rezervleri ile dış güçlerin ilgisini çekecek bir ekonomik varlığa da sahiptir.

Sudan, bu doğal konumu ve sosyo-ekonomik yapısıyla 1989'dan bu yana siyasi olarak uluslararası güçlerin yoğun ilgisiyle yüz yüzedir. General Ömer el-Beşir komutasındaki Sudan silahlı kuvvetleri 1989'da, seçimle iş başına gelen Devlet Başkanı Sadık el-Mehdî'yi devirdi, ardından bütün siyasi partileri kapattı. Bu devrimle, ülkenin yönetimi Devrimci Hareket Konseyi'ne geçti; General Ömer el-Beşir de, konseyin başkanı olarak Sudan'ın fiili devlet başkanı sıfatına sahip oldu.

Devrimin niteliği ilk anda kafa karıştırıcıydı. Devrimci Hareket Konseyi üyeleri kendilerini Batı'nın Sudan'daki sömürü uygulamalarına karşı milliyetçi-dindar askerler olarak tanıtıyorlardı. Gerçekte ise Ömer el-Beşir, henüz çocukken İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler Hareketi) tarafından özenle yetiştirilip orduya yerleştirilmiş ve devrim konusunda İhvan-ı Müslimin'le ortak çalışmıştı. Ne var ki uluslararası sistemin hem Batı hem Doğu Blokları ile İhvan-ı Müslimin karşıtı olması; Mısır'ın İhvan-ı Müslimin'e karşı mücadelesinin sürmesi ve Suudi Arabistan'ın İhvan-ı Müslimin'le stratejik mücadelesi General el-Beşir ve Sudan İhvan-ı Müslimin hareketini temkinli davranmaya yöneltti.

İhvan-ı Müslimin, hareket olarak, bölgesel stratejiler geliştirme konusunda gelişkin bir yapıdır veya bölgesel yapılarını kendi sahalarında özerk bırakmayı seçmiştir. Filistin Direniş Hareketi HAMAS'ın Hama katliamını yapan ve Suriye'de İhvan-ı Müslimin'i en büyük düşman ilan eden BAAS rejimiyle Suriye iç savaşı öncesinde kurduğu yakınlık; Irak'ta da İhsan Hareketi'nin Irak BAAS'ına karşı Irak Şiîleriyle kurduğu ortaklık bunun görünen örneklerindendir. İhvan-ı Müslimin, Sudan'da da Hasan el-Turabî liderliğindeki yapılanmasına bölgesel bir siyaset alanı tanımıştır.

Geleneksel olarak İhvan-ı Müslimin, askeri devrim yapma geleneğine sahip olmadığı hâlde Sudan kolu askeri devrim yapmış. Ancak;

1. Sudan İhvan-ı Müslimin'i, Mısır İhvan-ı Müslimin teşkilatından 1970'li yıllarda koptuğunu beyan etmiştir.

2. Hasan El-Turabî ve arkadaşları, devrimin kendileriyle dolayısıyla İhvan-ı Müslimin'le ilişkilendirilmemesi için devrimi ilk andan itibaren tasvip etmediklerini ilan etmişler ve danışıklı olarak Ömer el-Beşir'e karşı sert bir muhalefet yürütmüşlerdir.

HASAN EL TURABİ VE ÖMER EL BEŞİR İHTİLAFI

İhvan-ı Müslimin ve Hasan el-Turabî hareketinin danışıklı ihtilafı Ömer el-Beşir'e hareket alanı tanımışsa da

1. Ömer el-Beşir'le Hasan el-Turabî ve büyük deneyime sahip İhvan-ı Müslimin hareketi arasındaki bağı zayıflatmış, el-Beşir'i Sudan'da sivil halk arasında örgütlü bir yapıyla çalışmanın avantajlarından yoksun bırakmıştır.

2. Hasan el-Turabî ve Ömer el-Beşir'in bütün çabalarına rağmen uluslararası sistem, Ömer el-Beşir'in İslamî uygulamalarından rahatsız olmuş ve onu devirmeyi hedefleri arasına almıştır.

Ömer el-Beşir, uluslararası sistemin kendisine yönelik planlamalarına karşı ilk andan dirençli çıkmış, kendisine yönelik darbe girişimlerini İhvan-ı Müslimin'in de örtülü desteğiyle bertaraf etmiş ve Sudan'da kalıcı olduğunu göstermiştir.

 Ömer el-Beşir, Mısır ve Suudi Arabistan'la ilişkilerini iyi tutmaya çalışırken ABD ve Avrupa'ya karşı Çin'le yakınlaştı; Çin'in Afrika'ya açılma siyasetinden yararlandı.[1] Kendisine yönelik uluslararası planları, kurduğu olağanüstü denge siyasetiyle bertaraf etmeye çalıştı, bütün kesimlerinde yoksul, insanların açlıktan öldüğü Sudan'da kısmi bir ekonomik kalkınma sağladı. Sudan, Batı'nın istilasına girdikten sonra ilk kez açlık sorununu geride bıraktı. Ancak iç ihtilaf ve uluslararası güçler, el-Beşir'in ülkede istikrarlı bir yönetim oluşturmasına izin vermedi.

Hasan el-Turabî ve geleneksel İhvan-ı Müslimin hareketiyle başlangıçtaki danışıklı karşıtlık, iki taraf arasındaki diyalogların sınırlı kalması ve geleneksel İhvan'ın Ömer el-Beşir'in başarılarını sahiplenirken başarısızlıklarını eleştirme konusunda iştiyaklı olması reel bir karşıtlığa dönüştürdü. 

El-Beşir, Hasan el-Turabî'nin eleştirilerine rağmen; Türkiye'de Recep Tayyip Erdoğan'ın Necmettin Erbakan'a karşı takındığı tutumla benzer bir şekilde onunla doğrudan karşı karşıya gelmemeye çalıştı.[2] Bununla birlikte el-Beşir, Sudan İhvan-ı Müslimin hareketini onun etki alanı dışına çıkarmak için imkânlarını kullandı. İhvan-ı Müslimin hareketi içinde Ahmet İbrahim el-Tahir'i Turabî'ye karşı öne çıkardı.

El-Turabî, 1994'te yaptığı açıklamalarda “Ömer, sadece Sudan tarihinde değil, bütün Arap İslam âlemi tarihinde önemli bir süreci temsil ediyor.”, “Sudan halkı, şimdi İslam'a geri döndü. Ömer, bu dönüşümün simgesi ve güzel bir örneğidir” şeklinde açıklamalar yaptı.[3] Bu açıklamalar, el-Beşir'e yönelik övgü içeriyor görünse de gerçekte el-Turabî'nin el-Beşir'i küçümsediğine ve ona güvenme konusunda sorunlar yaşadığına işaret ediyordu.

El-Turabî'nin tutumunu bu şekilde sürdürmesi, bir yandan el-Beşir'e karşı muhalefeti üstlenme gibi bir bariyer oluşturma avantajı kazandırırken diğer yandan el-Beşir için yıpranma sorunu da oluşturuyordu.

El-Beşir;

1. Sudan'ı en kısa zamanda bir İslam Cumhuriyeti'ne dönüştürmeyi 2. Sudan'ın Güney Sudan ve Darfur sorunlarını askeri yöntemlerle çözmeyi 3. Muhalifleri kontrol altına tutmayı[4] ve nihayetinde Sudan'ı kalkındırarak Afrika'da büyük bir bölgesel güç düzeyine çıkarmayı hedefliyordu.

El-Turabî ise El-Beşir'in gittikçe tek adamlığa doğru yol aldığını, bunun ülke için riskli olduğunu ve en kısa zamanda Meclis'i açarak yetkilerinin bir kısmını dağıtması gerektiğini belirterek görüşlerinde ısrar etti. 1 Nisan 1996'da, askeri devrimden sonra yapılan ilk devlet başkanlığı seçimlerinde el-Beşir geçerli oyların yüzde 75'ni almayı başardı. Yapılan Meclis seçimlerinde de Turabî, Meclis Başkanı seçildi ve ikili arasındaki mücadele klasik Meclis-Devlet Başkanlığı yetki tartışmalarına dönüştü.

1999 sonbaharında, Turabî Anayasa'nın bazı maddelerini değiştirmeye yönelik bir taslağı Meclis'e sundu. Taslak; Beşir'in vali atama yetkisine sınırlama getiriyor, Beşir'in devlet başkanlığı yanında başbakanlık görevini üstlenmesine son vermesini ve devlet başkan yardımcıları atamasını ve başkanın yetkilerinin bir kısmını ona devretmesini ön görüyordu. 

Turabi ayrıca, başbakana daha geniş yetkilerin verildiği ve Meclis'in öne çıktığı bir sistem değişikliği öneriyordu. Öneriye göre, Meclis'in üçte iki çoğunluğu devlet başkanını görevden alabilecekti. Aralık 1999 başlarında, El-Beşir, değişikliklerin ertelenmesini istedi ancak Turabi, taleplerinde ısrarcı davrandı.

Bunun üzerine el-Beşir, 12 Aralık 1999'da  “Sudan, cumhurbaşkanı sıfatıyla yetkilerini çeşitli anayasal kurumların yardımıyla kullanan tek bir liderliğe sahip olmalı.” diyerek Meclis'i kapattı. Turabî, el-Beşir'in hamlesini Meclis'e karşı askeri darbe olarak niteledi, Beşir'i anayasa ve özgürlükleri yok ederek ihanet etmekle ve kendisini iktidara getiren ve onu destekleyen güçleri aldatmakla suçladı. Turabî'nin suçlamaları ordu içinde de bölünmelere ve moral kırıklığına yol açtı.

Turabi, el-Beşir'le mücadele edemeyince ülkede İslamî hareket adına iktidarı elinde bulunduran yapı Milli İslam Cephesi'ni (NIF) feshetti ve eskiden beri güçlü olduğu Ulusal Kongre Partisi'ni (NCP) El-Beşir'in etki alanı dışına çıkarmaya çalıştı. Parti, tek yasal parti de olsa, resmi olarak hükümette temsil edilmiyordu. Ocak 2000'de yapılan parti toplantısında Turabî genel sekreter sıfatıyla lider olurken, el-Beşir'e sadece onursal başkanlık verildi. 6 Mayıs 2000'de El-Beşir, Turabî'nin parti genel sekreterliği görevinden alınmasını da içeren bir dizi kararı açıkladı. Bunun üzerine aynı yılın Ağustos ayında Turabî, Ulusal Halk Kongresi adı altında kendi partisini kurdu, Ulusal Halk Kongresi, 27 Ekim 2000'de Sudan Cumhurbaşkanlığı Seçimlerini boykot etti.[5]

Sudan'da bu iç ihtilaf sürerken ABD liderliğindeki uluslararası güçler, El-Beşir yönetimini zayıf düşürmek ve devirmek için planlarını sürdürmüştür. ABD için, el-Beşir'e dönük üç olanaktan söz edilebilirdi:

1. Sudan muhalefeti  

2. Güney Sudan sorunu        

3. Darfur sorunu

El-Beşir, Turabî'nin de muhalefetin yanında yer almasına rağmen, Sudan halkı nezdinde büyük bir saygınlığa ulaşmıştı. Bu saygınlığın sadece bir yanı El-Beşir'in Sudan'ı İslamîleştirme çabasıyla ilgiliydi. Asıl yanını ise el-Beşir'in Sudan halkına sınırlı bir ekonomik refah getirmesi, uluslararası güçler karşısında, Afrika ve İslam dünyasında onurlu bir konum kazandırmasıydı. Ondan önce açlıkla anılan Sudan, yönetimiyle birlikte ABD'ye kafa tutan, Arap İslam âleminde ilim talebeleri ve yatırımcıların ilgi odağı olan, Afrika'da ağabey konumuna çıkan bir Sudan hüviyeti oluştu ki Sudan halkı, el-Beşir'in arkasında durarak onu ödüllendirdi. Muhalefetin Sudan'da halkın el-Beşir'e verdiği desteği bitirmesi Sudan'ın ancak ekonomik sorunlar yaşaması ve yönetimin Sudan halkının aleyhine olduğuna inanmasıyla mümkündü.

Uluslararası güçler muhalefete bu yönde sürekli katkıda bulunsalar da Sudan muhalefeti, kendileri için el-Beşir'i devirecek güç olma umudunu oluşturamamıştır.  Bunun üzerine Graham Fuller'in “İslamcılar, azınlık sorunlarını asla çözemeyecekler. Azınlık sorunu, onların çıkmazıdır” tezi ağırlık kazanmıştır ve el-Beşir'e yönelik uluslararası tezgâhın özünü oluşturmuştur.

GÜNEY SUDAN SORUNU

Güney Sudan, 619,745 kilometre kare yüzölçümü ve 13 milyona yaklaşan nüfusuyla, mevcut Sudan'ın üçte biri büyüklüğünde;[6] Afrika'nın zengin petrol sahalarından birini teşkil etmektedir. Ancak bölge, deniz bağlantısına sahip olmadığından kendi başına bağımsız olma kabiliyetinden yoksun görünmektedir.

Güney Sudan'da Müslüman nüfus, yüzde 10 civarındadır. Hâkim nüfus Hıristiyanlardır; nüfusun üçte birini de Paganlar oluşturur. Bölge, eski Sudan hükümetleri döneminde ekonomik yönden ihmal edilmiştir. Öte yandan Hıristiyanlık, bölgenin ruhsal boşluk gereksinimini karşılayamamış, Güney Sudan, dünyada AIDS hastalığının en yaygın olduğu bölgeler arasında yer almıştır.  Bölge, Dünya Sağlık Örgütü'nün HIV virüsü açısından izlediği yerler arasındadır. Bu izlenimlere göre 2012'de Güney Sudan'da HIV virüsü taşıyan kişi sayısı 179 bin olarak belirlenmiş; sadece 2015'te ise 12 bin yeni Güney Sudanlının HIV virüsüne yakalandığı tespit edilmiştir. Bu oranların gerçek rakamların çok altında olduğu da bilinmektedir.[7]

Güney'in ayrılıkçı örgütü Sudan Halk Kurtuluş Cephesi (SPLA), ilk eylemlerini henüz 1955'te, Sudan'ın İngiltere istilasında olduğu dönemde başlatmış ancak El-Beşir'in iktidarının ilk yıllarında örgüt tükenme noktasına kadar gerilemiştir. El-Beşir, Turabî'nin şiddetli muhalefetine rağmen siyasi çözüme de önem vermiştir. Ama “Sudan'ın İslami bir yönetim biçimini benimsemesi, ekonomik alanda bağımsızlığı esas alan politika izlemesi ve şeriat kanunlarını uygulama kararı alması”ndan rahatsız olan Batılı perspektif, Sudan'ı güç durumda bırakmak için SPLA'yı canlandırmış, ABD ve İsrail'in açık, Suudi Arabistan'ın ise gizli desteğiyle SPLA toparlanmış ve El-Beşir yönetimi için en büyük sorunu oluşturmuştur.  Sudan hükümeti ile Güney Sudan güçleri arasında 20 Temmuz 2002'de Machakos Protokolü imzalanmış; çatışmaların sona ereceği ve zenginliklerin eşit olarak paylaşılacağı kabul edilmiştir. El-Beşir uluslararası baskı karşısında “Güney Sudan halkının kendi kaderini tayin hakkı”nı da tanımak durumunda kalmıştır. Neticede 2005'te Kapsamlı Barış Anlaşması'yla Güney Sudan'a özerklik tanınmış ve 2011'de bağımsızlık referandumu yapılması kabul edilmiş ve bağımsız Güney Sudan Devleti ortaya çıkmıştır.[8]

Güney Sudan sorununun bu şekilde sonuçlanması, el-Beşir için en ağır yenilgiyi oluşturmuş; el-Beşir'in bütün Afrika'da söz sahibi olma iddiasını, “ülkesinin birliğini bile koruyamadı” karşı görüşüyle zayıflatmış ve iktidarını sarsmıştır.

Güney Sudan hükümetinin başarısızlığı, Güney Sudan halkının bölünmeyi kabullenmemesi ve uluslararası güçlerin El-Beşir'in gitmesi durumunda Sudan'ın yeninden birleşebileceği yönünde verdiği umut, el-Beşir'e karşı halk desteği sağlamak için muhalefetin kullandığın en önemli argümandır.

Gelirlerinin yarısını ve ihracat gelirlerinin % 90'nını petrolden sağlayan Sudan'ın petrol üretiminin % 75'i Güney Sudan'da yapılmaktaydı, buna karşılık, petrol işletmeleri Kuzey Sudan'dadır. Güney Sudan'ın ayrılması, El-Beşir yönetimini büyük bir ekonomik gelirden yoksun bıraktığı gibi petrol işletmelerini de atıl durumda bırakmış, işsizliğe yol açmıştır. El-Beşir, Sudan'dan ayrılmış Güney Sudan'la petrolün işletilmesi ve satılması konusunda varmaya çalıştığı anlaşmalar da ABD ve İsrail tarafından sabote edilmektedir. Toplam gelirlerinin % 98'ini petrolün oluşturduğu Güney Sudan, ABD ve İsrail'in aracılığıyla 24 Ocak 2012'de Petrol Hattı Anlaşması imzalamıştır, bu anlaşma, Güney Sudan petrolünü Güney Sudan dışında ve Kuzey Sudan'a fayda sağlamayacak şekilde uluslararası piyasalara katmayı amaçlamaktadır.[9]

DARFUR SORUNU

Darfur, Sudan'ın batısında Arap olmayan Müslüman Afrikalıların yaşadığı bir bölgedir. Bölge, adını Arapçada Fur halkının yaşadıkları yer, “Fur Vatanı”  anlamında “Dar-ı Fur” ifadesinden almaktadır. İslam, Furlara bir kimlik bilinci vermiş ve onları özgürlüklerine değer veren bir halk konumuna çıkarmıştır. 493.180 kilometre kare gibi geniş bir alana yayılan ve yaklaşık 10 milyon nüfus barındıran bölgede sürekli yerel sultanlıklar bulunmuş, 1600'dan 1916'ya kadar burada Osmanlı'ya bağlı bir Fur Sultanlığı bulunmuştur.

Osmanlı'nın Afrika'dan tamamen çekilmesiyle Darfur İngiliz sömürgesi olmuş ve bölge halkının karşı çıkmasına rağmen Sudan'la bütünleştirilmiştir.

Darfur, Fur ağırlıklı farklı etnik yapılarıyla Kuzey Afrika'nın Arap kökenli insanları ile daha siyah derili Afrikalıların kaynaşma ve ayrışma hatlarının olduğu yerlerden biri olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla İslamî bir yönetimin, farklı etnik yapılardan Müslümanların ümmet anlayışı içinde bir arada tutacağı görüşü için bir sınama alanıdır.

El-Beşir, bunu dikkate alarak Darfur'u Sudan bütünlüğü içinde tutmak için ilk günden olağanüstü bir çaba gösterdi, bir yandan sert önlemlere başvururken diğer yandan uzlaşma arayışında bulundu. Kabilesel yapıya sahip bölgede Te'ayişe, Hebbaniye, Beni Hülbe, Ruzeygat, Mesîriye ve Ma'alya hükümetle genellikle iyi ilişkilere sahipken Fur, Zagave, Messalit, el-Berti, el-Tama, el-Burhag ve Gulate kabileleri geleneksel olarak hükümet karşıtıdırlar.

“Darfur sorununun görünen sebebi, bu kabileler arasında yaşanan gerilimin dışarıdan yapılan kışkırtmalarla hükümete yöneltilmiş olmasıdır. Afrika asıllı kabileler, kendilerini bu bölgenin sahibi olarak görmekte ve kendileri de Müslüman oldukları halde Arap asıllı Kuzeylilerin elinde bulunan merkezi hükümetin, sonradan bölgeye göç eden Arap asıllı kabileleri kendilerine tercih ettiğini düşünmektedir.” [10]

Darfur sorunu yatışmış görünürken el-Beşir'in askeri devrimiyle tamamen kendisine karşı yeniden canlandırılmış, başta seküler Sudan muhalefetinin Darfur'a yansımasından ibaret iken Hasan El-Turabî'nin el-Beşir'e karşı konumlanmasıyla Hartum'daki İslamî muhalefet de Darfur'a yansımış, böylece bölgede ikili bir yapı oluşmuştur.

El-Beşir'in çözüm çabalarında muhatap aldığı Fur kökenli avukat ve daha önce Komünist Devrimci Demokratik Güçler adına bildiri dağıtmaktan tutuklanmış Abdulvahid Muhammed Nur, 1998'den itibaren Fur kabilesinin gençlerini örgütleyip milis güçler kurdu. Ardından Darfur Kurtuluş Cephesi adı altında Kuzey Darfur'daki Um Baro ve Karnoi bölgelerinde hükümet güçlerine karşı eylemler yaptı. Fur ve Zagava kabilelerinden oluşturulan Darfur Kurtuluş Cephesi, kuruluşundan birkaç hafta sonra Sudan Kurtuluş Hareketi (SKH/ Hareket-i Tahrir es-Sûdan) adını aldı ve bünyesinde Sudan Kurtuluş Ordusu (SKA) adında bir de askeri birim oluşturdu. Hareketin liderliğine Fur kökenli Abdulvahid Muhammed Nur; genel sekreterliğine ise Zagava kökenli Minni Arko Minnawi getirildi.

Bu arada Zagavalar kabilesinden Hasan El-Turabî'nin yakın çalışma arkadaşı Halil İbrahim, Adalet ve Eşitlik Hareketi'ni (AEH/ Hareket el- Adl vel- Müsavât) kurdu. Bu yapılaşma ile sol eğilimli Nur, Güney Sudan'daki ayrılıkçı SPLA ile de işbirliğini gitti, dolayısıyla uluslararası sistemin Sudan'daki uzantılarıyla bütünleşti. Halil İbrahim ise Hasan El-Turabî ile bağını sürdürdü.

21 Temmuz 2001'de bir araya gelen yapılar, El-Beşir hükümetine karşı silahlı isyan başlatma kararı aldılar ve Marra Dağı'ndaki gizli kamplarda militan eğitimine başlamışlardır. Burada yetiştirilen militanların 25 Şubat 2002'de Nyala ile Tur arasındaki bir garnizona yönelik gerçekleştirdikleri ilk büyük eylemde yaklaşık 200 Sudan askeri öldürüldü.[11]

El-Beşir hükümetinin sinirlerini bozmaya dönük bu eylem, Sudan'da büyük infiale yol açtı. El-Beşir'in çözümden yana çabalarına rağmen 2003 yılında silahlı çatışmalar daha da kızıştı. Bölgedeki olaylar, bölge ile bir çözüm talebinden öte gittikçe El-Beşir'i uluslararası sisteme teslim olmaya zorlayan eylemler niteliğine büründü. El-Beşir, eylemlerin bu yeni niteliği karşısında sert önlemlere başvurunca Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısı bölgedeki Arap Cancavid milisleri olarak adlandırılan hükümet yanlısı grupların bütün eylemlerini El-Beşir ve yönetimine yükleyerek El-Beşir ve bazı önemli hükümet yetkililerini insanlık suçu işleme töhmetiyle tutuklama talebinde bulundu. [12] Böylece Müslümanları bütünleştirme iddiasına sahip El-Beşir, “Müslüman katliamı yapan general” imajıyla yüz yüze kaldı ve savcının tutuklama isteminden dolayı yurt dışına çıkma sorunu yaşayan nadir dünya liderlerinden biri oldu.

El-Beşir'in çabalarıyla Darfur Sorunu'nun çözümüne yönelik 2006'da imzalanan Darfur Barış Anlaşmasına göre; Sudan hükümeti, isyancı grupların önereceği üç aday arasından bir ismin “başkan üst düzey yardımcısı” göreviyle Sudan yönetimine alınması, Geçici Darfur Bölgesel yönetiminin kurulması, Temmuz 2010'da Batı, Güney ve Doğu Darfur'un tek bir idari birim olarak birleşip birleşmemesi için halk oylaması yapılması dahi kabul edildi. Buna karşılık hükümet, Ekim 2006'ya kadar Cancavid milislerini silahsızlandıracak; aynı süreçte silahlı solcu SKO/H ve İslamcı AEH mensupları da silahsızlanacaklardı. Ancak anlaşma uygulanamadı.[13]

Sorun, uluslararası sistem tarafından Birleşmiş Milletler zeminine taşındı. BM Güvenlik Konseyi, 31 Temmuz 2007 tarihinde aldığı 1769 sayılı kararla BM ve Afrika Birliği ortak görev gücünün (UNAMID) Darfur'a gönderilmesini kabul etti. Ancak BM'nin bu girişimi dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi çözüm getirmedi, aksine çözümü daha da karmaşıklaştırdı.

Sudan'ın, bugün uğraşmaya devam ettiği Darfur sorunu; dış siyaset gibi iç siyasette de El-Beşir'in en önemli sorunlarından biri olarak durmaktadır.

Darfur sorunu, çok yönlü olarak Türkiye'nin Kürt meselesiyle benzerlik göstermekte; konuyla ilgili araştırma ve analizlerde sorunun bu boyutuna da dikkat çekilmektedir.

SUDAN'DA HÜKÜMET KARŞITI SON GÖSTERİLER

El-Beşir hükümeti, 1989'daki askeri devrimden bu yana sürekli olarak kitlesel gösterilerle karşı karşıya bırakıldı. Her dönem farklı bir gerekçeye dayandırılan gösteriler, uluslararası medya tarafından boyutuyla uyuşmayan bir hacimle verilerek dünyaya duyuruldu, Sudan'ın İslamî bir yönetimle huzur bulmadığı algısı oluşturulmaya çalışıldı.

El-Beşir karşıtı gösterilerden algı oluşturmaya dönük en dikkat çekici olanı 2009'daki “pantolon gösteri”leriydi. Hartum'da görünürde gazetecilik yapan ama aynı zamanda BM çalışanı olan Lubna Ahmed el-Hüseyin, müstehcen giyindiği gerekçesiyle mahkemeye verilmiş ve 200 dolar para cezasına çarpıtılmıştı. Bu vaka, Sudan'da “kadının pantolon giymesine kırbaç cezası” başlığıyla uluslararası medyada servis edilmiş,  o günlerde ülkede görülen kimi gösteriler de bu olayla ilişkilendirilmişti.[14]

2018 Aralık ayından bu yana Sudan'da yaşanan kitlesel gösteriler ise “Arap Baharı'nın Artçıl Dalgaları” olarak servis edildiği[15] düşünülürse farklı bir nitelik taşımaktadır.

Ömer el-Beşir, 2011 Arap Baharı dalgasını atlatmayı başardı, o günlerde basına kız öğrencilerinin başlattığı bir isyan olarak yansıtılan gösteriler[16] 200'ü bulduğu iddia edilen can kaybıyla sonuçlansa da Ömer el-Beşir'in devrilmesine yol açmadı. El-Beşir'e olan güven ve muhalefetin yeterli halk tabanını bulmaması, olaylar daha başlarken Batı'ya umut vermemiş,[17] sonuçlar da Batı'nın istediği gibi olmamıştı.

Sudan, “Arap Baharı” dalgasının kırılmasıyla Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri öncülüğündeki Arap İttifakı cephesine alınmaya çalışıldı. El-Beşir, Mısır dâhil ittifak unsurlarıyla ilişkisini hep iyi tutmaya çalışsa da[18] ittifakın dışında kaldı ve tutumunu Batı karşıtı cephe içinde yer almayı sürdürmekten yana koydu, dolayısıyla Batı'nın hedefi olmaya devam etti.

Diğer yandan, Batı'nın faaliyetleri ile Güney'in gelirlerinden yoksun kalmış, Batı'nın yaptırımlarına sürekli hedef olan ve Darfur bölgesinde savaş hâlinde olan El-Beşir yönetiminin ülkede büyük ekonomik kalkınma sağlaması zorlaşmıştır. Güney Sudan ile bütün hâlinde iken zengin petrol kaynaklarına sahip olan Sudan'da benzin sıkıntısı had safhaya ulaşmış, ekmek fiyatları da yükselmiştir.

Son gösteriler, “ekmek fiyatları” ile açıklanmaya çalışılmakta; gösteriler, bir tür “ekmek davası” olarak sunulmaktadır.[19] Gösterilere kitlesel katılımın olmasının hayat pahalılığıyla ilişkisi de inkâr edilemez. Ancak uluslararası basının olaylara ilgisi ve gösterilerin yansıtılma biçimi, gösterilerin dış güçlerin stratejileri doğrultusunda yönetilmek istediğini de açıkça ortaya koymaktadır.

Batı, el-Beşir'in gönderilmesinin bu koşullar altında kolaylaştığını düşünmektedir. Batı,  bu seferki gösterilerle Cumhuriyetle yönetilen Arap dünyasının Arap Baharı dalgasından kurtulmuş nadir liderlerinden olan el-Beşir'in kendi isteğiyle yönetim dışında kalmaması, onun oluşturduğu yönetimin kendisiyle aynı ideallere sahip birine geçip istikrar bulmaması için Sudan'da toplumsal olaylar için zemin oluşturmaktadır.

1944 doğumlu el-Beşir, otuz  yıldır iktidardadır, yetmiş beş yaşında ve anayasaya göre bir kez daha seçilme hakkını kaybetmiş durumdadır.  Ancak el-Beşir'in partisi, el-Beşir'in ömür boyu başkan olarak seçilmesi için yaz aylarından bu yana anayasayı değiştirmek için çalışma yapmaktadır.[20] Bu da değişim isteyen kimi Sudanlıların gösterilere destek vermesinde etkili olmaktadır.  

Bununla birlikte gösteriler, ordunun ve halkın önemli bir kesiminin karşı durmasıyla etkinliğini kaybetti. Ömer el-Beşir de gösterilerden sonra yaptığı açıklamada görevden çekilmesini isteyenlere Nisan 2020'de yapılacak seçimleri işaret etti, seçimleri kaybetmesi durumunda bırakacağı imasında bulundu. 

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

İslam dünyasının Afrika'daki en önemli güç merkezlerinden olan Sudan'daki sorunlar, uluslararası sistemin İslam dünyasına yönelik bölme, yıpratma ve İslamileşmesini engelleme stratejisinin sonuçlarından biri kabul edilmelidir.

Hasan el-Turabî ve General Ömer el-Beşir arasındaki mücadele, Sudan'daki sorunların asıl etkeni değil, uluslararası sistemin stratejisini gerçekleştirmesini kolaylaştıran unsurdur. Ömer el-Beşir'in yönetimde otuz yılını doldurmasına rağmen yerine geçecek bir ismi yetiştirmemiş olması ya da Sudan'daki İslamî hareketin bunu başarmamış olması, İslam dünyasında hareketlerin şahıslar etrafında şekillenmesi kronik sorununun bir veçhesi olarak görülmelidir.

Ömer el-Beşir yönetimi, uluslararası sistemin engellemelerine rağmen Sudan'a kısmi bir refah getirmeyi başarmıştır. Daha büyük bir başarıya ulaşması ise Sudan boyutunu aşmakta ve dışarıyla ittifak gerektirmektedir. İslam ülkeleri arasında bir ekonomik ittifak zemini oluşmadıkça el-Beşir veya başka bir idarecinin Sudan ya da başka bir ülkede ortalama ekonomik başarıları aşması mümkün görünmemektedir.

Petrolün önemli bir kısmı İslam dünyasında üretilse de uluslararası petrol ticareti, İslam dünyasıyla ilgili emperyalist emeller besleyen güçlerin elindedir. Bu durum El-Beşir'in ekonomik atılımlar yapmasını engellediği gibi, ülkesinin bölünmesi gibi bir sorunla karşılaşmasına da yol açmıştır. Öte yandan analizimizde üzerinde durulan ayrıntılar arasında yer almasa da Sudan halkının topraklarını işleme yeteneğinden yoksun olması da Sudan'ın ekonomik sorunları arasında bilinmektedir. Sudan örneği bir kez daha, İslam dünyasında en önemli sorunun cehalet olduğunu göstermiş, diğer sorunların bunun bir yansıması olduğunu ortaya koymuştur.

Ömer el-Beşir'in yönetimi 2020'de son bulacaktır. El Beşir'in, yönetimi 1989 askeri devriminin amaçlarını sürdürecek güçlü bir lidere bırakması ihtimaller dâhilindedir.  Bunun gerçekleşmesi durumunda Sudan, cehalet ve yoksulluğa rağmen uluslararası sistemle işbirliğine rıza göstermeyen halkının desteğiyle Afrika'da güçlü bir aktör olmaya devam edecektir. Aksi hâlde daha fazla bölünecek ve daha fazla yoksullaşacaktır.

 

Analizimizin Tamamına Ulaşmak İçin Tıklayınız.

 


[1] Sharath Srinivasan; “A Marrıage Less Convenıent: Chına And Sudan, And Darfur”, Crouching Tiger, Hidden Dragon? Africa and China, Editör: Sanusha Naidu ve Kweku Ampiah; University of KwaZulu Natal Press, Sanusha Naidu, Kweku Ampiah, Şubat 2008. https://www.researchgate.net/profile/Sharath_Srinivasan2/publication/303260292_A_marriage_less_convenient_China_Sudan_and_Darfur/links/5a1293c40f7e9bd1b2c11481/A-marriage-less-convenient-China-Sudan-and-Darfur.pdf?origin=publication_detail  ET: 15.01.2019.

[2] Enver Arpa, “Sudan Devriminin Mimarı Dr. Hasan Turabî ve Mücadelesi”, Eskiyeni 32/Bahar 2016, 179-192.

[3] Azza Mustafa M. Ahmed, “Islam and political parties in Sudan: The National Islamic Fronts”, Les Afriques dans le Monde, May (Mayıs) 2014.

[4] Azza Mustafa, a.e.

[5] Azza Mustafa, a.e.  

[6] Sudan'ın yüz ölçümü 1,886,068 kilometre kare,  nüfusu ise 40 milyon civarındadır.

[7] Government of South Sudan, Country Progress Report, Global AIDS Response Progress Report

(GARPR), April (Nisan) 2016.   http://www.unaids.org/sites/default/files/country/documents/SSD_narrative_report_2016.pdf ET: 15.01.2019.

[8] Hakan Aydın, “Sudan'ın Sorunları ve Batı”, Kırklareli Üniversitesi Afrika Araştırmaları Merkezi, 2014, Analiz No: 5; Kemal İnat, “Neo-Klasizmin Kıskacında Bölünme Sancısı”, Dünya Çatışmaları, Editörler: Kemal İnat, Burhanettin Duran, Muhittin Ataman, Ekim 2010, Cilt: 2, ss. 3-60.

[9] Hakan Aydın, a.e.

 

[10] Enver Arpa, “Sudan ve Darfur Sorunu”, Avrasya Etüdleri, 40/2011-2 (97-122). 

[11] Mürsel Bayram, “Yerel ve Küresel Boyutlarıyla Darfur Sorunu”, Dünya Siyasetinde Afrika 1, Nobel Akademik Yayıncılık, Editör: İsmail Armağan, Kasım 2014. 

[12] Enver Arpa, “Sudan ve Darfur Sorunu”, Avrasya Etüdleri, 40/2011-2 (97-122). 

[13] Hakan Aydın, a.e.

 



Yorumlar Yükleniyor..
DİĞER TÜM YAZILAR
Kategoriye ait diğer yazılar
Yavuz Selim Mah. Mehmetçik Sokak. No:71/2 Esenler - İSTANBUL  Email: sdamstrateji@gmail.com
Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.