Venezuela: Sosyal Çöküntüden Siyasal Çöküntüye
GÜNDEM ANALİZ - 21.02.2019 13:37
Analizimiz Venezuela hakkında genel bilgiler içermekte, devamında ülkede meydana gelen son gelişmeler ele alınmakta ve nihayetinde bu gelişmelerin dünya siyasetiyle etkileşimi konu edinilmektedir.

AHMET YÜCEDAĞ

GİRİŞ

 

Venezuela, Hugo Chavez'in (ö. 2013) 1998'de iktidara gelmesinden bu yana, Güney Amerika'da, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) karşıtı dış siyaset ve kapitalizm karşıtı bir ekonomi yönetimiyle dünya gündeminde yer almaktadır. Chavez'in “Bolivarcı Devrim” ve “21. Yüzyıl Sosyalizmi” kavramları ile ifade ettiği Venezuela'daki değişim, ABD'nin karşı girişimleri ve revize edilmiş bir sosyalizmin dahi sosyal adaleti sağlayamamasından dolayı süreklilik arz eden sorunlarla karşılaştı. Değişimin kurucu ideolog siyasetçisi konumundaki Chavez'in 2013'te ölümünden sonra yerini alan Nikalos Maduro döneminde ülkenin sosyal ve siyasi sorunları daha da derinleşti ve ABD desteğindeki muhalefeti güçlendirdi. Dış destekli Venezuela muhalefeti, Ulusal Meclis'te çoğunluğu elde etti. Maduro'nun, muhalefetin yer almadığı Ulusal Meclis'e karşı Kurucu Meclis'i oluşturması da Venezuela'nın sorunlarını çözemedi. Bu sorunlu süreç, Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido'nun 23 Ocak 2019'da "geçici devlet başkanlığı"nı üstlendiğini ilan edip başkanlık yemini etmesi ve ABD öncülüğündeki Batılı güçlerin desteğini almasıyla daha karmaşık uluslararası bir vakıa boyutuna vardı. Analizimizde Venezuela'daki bu gelişme odağa alınarak Venezuela'nın Chavez döneminden bu yana yaşadığı değişim ve bu değişimle birlikte karşılaştığı sorunlar değerlendirilmiştir. 

 

VENEZUELA'YA COĞRAFİ VE TARİHİ BAKIŞ

Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti, Güney Amerika kıtasının Kuzey kısmında yer alır, Atlas Okyanusu'na ve Karayip Denizi'ne kıyısı olan 912.056 km2 yüzölçümüne sahip ve 31 milyon nüfusu barındıran petrol devi bir Karayip ülkesidir.[1] Kolombiya, Guyana ve Brezilya ile sınır komşusudur. Ülkenin ismi 1499'da bölgeye düzenlenen seferlere komutanlık yapan İtalyan bir denizci ile ilişkilendiriliyor. Maracaibo Gölü kıyısındaki ahşap evlere bakarak Venedik'i anımsayan denizci, bölgeye “küçük Venedik" anlamına gelen ‘Veneziola' ismini vermiş, bu isim, zamanla İspanyolcaya uyarlanarak ‘Venezuela'ya dönüşmüştür.[2]

Ülke nüfusu, tarihiyle de ilişkili olarak %67 melez (Avrupalı, Afrikalı ve yerli karşımı), %21 beyaz (İspanyol, Portekiz, İtalyan), %10 Siyahî ve %2 yerlilerden oluşmaktadır.

İspanyollar, coğrafi keşiflerle 1522 tarihinde Venezuela'yı sömürge haline getirerek bölgede demografik yapıyı darmadağın edecek bir yapılanmaya gitmişlerdir. Bölgeye Avrupa'dan zengin olma amacıyla göç eden çoğunluğu erkek nüfustan oluşan orta gelirli ve yoksul kesim yerleşmiştir. Köleliğin kaldırılması ve uluslararası hukukta tartışılır olmaktan çıkıp yaptırımlarla sonuçlanmasıyla bölgeye köle olarak getirilen Afrikalı nüfusun özgür olması ve bu tabakaların yerel halklarla evlilikleriyle bölgeye münhasır yeni melez ırklar oluşmuştur. [3]

Özgürlük ve bağımsızlık hareketleri tüm dünyayı sarınca 1812 yılında Simon Bolivar liderliğinde Venezuela, Kolombiya, Ekvador ve Panama ile birlikte Büyük Kolombiya Cumhuriyeti kurulmuştur. 1830'da Bolivar'ın ölümüyle Venezuela birlikten ayrılıp ayrı bir devlet kurmuş ve Simon Bolivar'a bağlılıktan dolayı ülkenin ismi Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti olmuştur. Uzun süre diktatörlerce yönetilen Venezuela, Güney Amerika'da demokrasiye en erken geçen devlettir. 1958 yılında sağ partiler, bir araya gelerek seçim sonuçlarına saygı duyulacağını açıklamışlar, Punto Fijo Paktı'nı imzalayarak Venezuela'da Pakt Demokrasisi'ni başlatmışlardır. Bundan sonra dört yılda bir seçim yapılmıştır. Böylece ülke yönetimi, birçok Batı ülkesi gibi, iki parti arasında Demokrat Hareket Partisi ve Hristiyan Demokrat Parti arasında 40 yıl boyunca el değiştirerek devam etmiştir.

 

HUGO CHAVEZ DÖNEMİ

Venezuella'da neoliberal politikalarla yoksullaşan halkın Pakt Demokrasisi'ne desteği zamanla azalmıştır. Bu duruma çözüm bulunması gerektiğini düşünen Hugo Chavez, henüz teğmen iken 1992'de başarısız bir darbe girişiminde bulununca cezaevine konulmuştur.  Fakat 1993'te yönetime gelen sol parti tarafından affedilmiş ve daha sağlam adımlarla siyasi hayatına başlamıştır.  

Chavez, Simon Bolivar'ın görüşlerini ileri sürerek 1998'de iktidara gelmiştir. Chavez'in petrol şirketlerini kamulaştırmaya çalışması Paktçı elitlerin kendisine karşı darbe girişiminde bulunmasına yol açmış ancak Chavez iki gün sonra karşı darbeyle tekrar iktidara gelmiştir.[4]  Chavez, kendisine karşı bu başarısız darbe girişiminin ardından adımlarını daha temkinli atmaya ve gücüne güç katmaya çalışmış; referandumlarla sık sık yapılan anayasal değişikliklerle 2004 yılında kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmıştır.

Hugo Chavez kanser hastalığına yakalanıp ölünceye kadar yönetimde kalmaya devam etmiş, kendisine halef olarak Nicolas Maduro Moros'u göstermiştir. 2013'ten bu yana Maduro'nun idaresi devam etmektedir.

Maduro, 1962 işçi sınıfına mensup bir ailenin çocuğu olarak dünya gelmiş, gençlik yıllarında Hint dinlerine ilgi duymuşsa da Latin Katolik Hıristiyanıdır. Irk olarak Afro Amerikan melezi olarak bilinse de ailesinin Yahudilikten Katolikliğe geçtiğini beyan etmiştir. Buna rağmen Yahudiler tarafından Anti Semitic (Yahudi Düşmanı) olarak tanımlanmaktadır.[5] Maduro, siyasi yaşamına otobüs şoförü olarak çalıştığı 1980'li yıllardan itibaren sendikaların yasak olduğu dönemde işçi temsilcisi olarak başladı. 1990'lardan sonra Chavez'in yanında Beşinci Cumhuriyet Hareketi'nin kurucusu olarak öne çıktı.

Chavez'in 1992'de cezaevinden çıkmasını sağlayanlardan biri olarak bilinen Maduro, Chavez döneminde rejimin anahtar bir adamı olarak uzun yıllar dışişleri bakanlığı, 2012'den sonra ise başkan yardımcılığı görevinde bulundu.

 

VENEZUELA'DA REJİM

“Simon Bolivar'cı 21. Yüzyıl Sosyalizmi” olarak tanımlanan Venezuela'da rejimin bir yanı Simon Bolivar'ın şahsında dış güçler hegemonyası karşıtlığına, diğer yanı ülkede sosyal adaletin sağlanması hedefine dayanmaktadır.

“El Libertador” (Kurtarıcı) lakaplı Simon Bolivar, soylu bir ailenin çocuğu olarak 24 Temmuz 1783'te Venezuela'nın başkenti Caracas kentinde doğdu. Bolivar, 1799 yılında eğitimini tamamlamak için İspanya'ya gitti. Burada tarih, dil ve hukuk eğitimi aldı. 1804-1807 arasında Fransa ve İtalya'da bulunarak başta Fransız İhtilali (1789) olmak üzere Batı'nın çağdaş düşünce akımlarından etkilendi. Dönemin bağımsız ve eşitlik vurgusu yapan yaygın düşüncelerine katıldı, Güney Amerika'ya halkçı ve liberal devlet anlayışıyla birleşik bir Güney Amerika (Latin Amerika Cumhuriyetleri) kurma idealiyle döndü. Venezuela, Kolombiya, Ekvador, Panama ve Peru'dan müteşekkil Büyük Kolombiya'nın siyasal ve ekonomik olarak bütünleşmesini hedefi olarak belirledi. Burada ulaşacağı başarıyla bütün dünyaya seslenen evrensel bir kurtarıcı olmayı hayal etti. 1813'te Venezuela'yı İspanya'dan kurtarmayı amaçlayan milis kuvvetlere komutanlık etti. 1816'da Venezuela ve Ekvador'u bağımsızlaştırmayı başardı ve “El Libertador (Büyük Kurtarıcı)” unvanını aldı, 1821'de Büyük Kolombiya başkanı oldu. Bolivar, bundan sonra Peru'yu İspanya'dan kurtarmak için çalıştı. Ancak Peru, Bolivya Cumhuriyeti adı altında ayrı bir devlet olarak doğdu. Bolivar, 1830'da öldü. Böylece onun Latin Amerika Cumhuriyetleri birleşik devleti fikri eksik kaldı.[6]

Bolivar'ın idealleri, Birleşik Kuzey Amerika'ya (ABD) karşı birleşik bir Güney Amerika idealini simgelediğinden ABD tarafından hep tehdit olarak algılanmıştır.

Venezuela'nın mevcut devlet başkanı Maduro, Chavez'in halefi olarak Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV) üyesidir.

Parti, Chavez'in 1997'de kurduğu Beşinci Cumhuriyet Hareketi'ni 2007'de feshetmesiyle yine kendisi tarafından aynı yıl kurulmuştur.  Chavez'i destekleyen 24 partiyi aynı çatı altında buluşturmayı amaçlayan partinin ideolojisi, Chavez'in ilk kez 2005'te dile getirdiği “21. Yüzyıl Sosyalizmi”dir. Buna kominal sosyalizm ya da demokratik ekonomi sosyalizmi de denmektedir. 21. Yüzyıl Sosyalizmi, liberal ekonomiye karşı, mülkiyetin Sovyet Rusya'da olduğu gibi değil, toplum adına işçi kooperatiflerinde olduğu bir ekonomik modeli ifade etmekte, her ekonomik birim komün olarak ifade edilmekte, her komün kendi ekonomik sahasının patronu olarak kabul edilmektedir.

Chavez, ilk kez 2005'te “burjuva devletin ötesine geçebilmek için” komünal devlet projesini dillendirdi; 2006'da komünal konseylerle ilgili teorisini yasalaştırdı. 2010'da komünler hakkındaki kurucu yasa, muhalefetin “anayasa ihlal ediliyor, anarşinin önü açılıyor” eleştirilerine rağmen parlamentoda onaylandı. Bölgesel komünal konseyler bir araya gelerek komünleri, komünler komünal şehirleri oluşturuyorlar. 2015 Ağustos ayı itibariyle ülkede 1189 kayıtlı komün vardır.[7]

21. Yüzyıl Sosyalizmi, başlangıçta heyecan uyandırmışsa da amaçlarına ulaşmadan neo liberal bir meydan okumayla karşılaşmış ve amaçlarına ulaşma konusunda sorunlarla yüz yüze kalmıştır. [8] Vakanın gerçeğinde Sosyalizmi revize etmeyi amaçlayan Chavez ideolojisi, sosyalizmin klasik sorunlarını aşamamış, sosyal mülkiyet ile ilgili yaptığı revizeler, bürokratik hegemonyacı bir yapı doğurmaktan öteye geçememiştir. Dolayısıyla burjuva sömürüsü yerine bürokrasi sömürüsünü getirmiştir. Bundan dolayı bu ideoloji henüz çeyrek yüzyılı bulmadan çağını tamamlamakla yüz yüze kalmıştır.

 

EKONOMİK ÇÖKÜNTÜYE GİDEN SÜREÇ

Yıllarca süren elit kesimlerin yönetimiyle oluşmuş demokrasi görünümünde olan bürokrasiyi bertaraf etmek için referandumları lehine kullanan Chavez ilk olarak yeraltı kaynaklarını millileştirmiştir. Bu durumdan rahatsız olan kesimlerin büyük tepkisine neden olsa da Chavez, sosyal yardım programlarını arttırarak halk desteğini kazanmış ve tepkileri etkisizleştirmiştir. Tükenme ihtimali olmayan büyük bir kaynağı ülkeyi kalkındırmak için harcayan Chavez, sosyal yardımların yanı sıra okul, hastane, yol gibi temel ihtiyaçlara cevap veren kurumları da ihmal etmemiştir.[9]

Chavez, sosyalist fikri yeni yüzyıla uyarlamak istemiş ve tüm çalışmalarını bu perspektifte yapmaya çalışmıştır. Bu düşüncesini 2005 yılında, Davosta her yıl yapılan Dünya Ekonomik Formu'na alternatif olarak kurulan 5. Dünya Sosyal Formu'nda dile getirmiştir: “Sosyalizmi yeniden tanımlamamız gerek. Sovyetler Birliği'ndeki gibi bir sosyalizm olmamalı; rekabete değil, işbirliğine dayalı bir sistem olmalı. Kapitalizm gibi bir sistemle dünyanın nüfusunun çoğunluğunun sahip olduğu yoksulluk sorununu çözmek imkânsızdır. Kapitalizmi aşmalıyız. Sovyetler Birliğinin yaptığı gibi devlet kapitalizminden medet umamayız. Sosyalizmi bir tez, bir proje ve bir yol gibi ele almalıyız, yeni bir tür sosyalizm, makineleri veya devleti her şeyin üstünde tutan değil, insanı üstün tutan hümanist bir sosyalizm.[10]

Venezuela'da yapılan zemin araştırmalarında 300 milyar petrol rezervi olduğu ispatlanmış, bununla birlikte Chavez döneminde petrol fiyatları tavan yapmıştır. Bu durum Venezuela para birimi Bolivar'ı değerli kılarak üretimi olumsuz etkilemiştir. Paranın değerlenmesi, ithalatın önünü açmış, zamanında önlemler alınmayınca ekonomik dengeler bozulmuş; hükümet, tüketiciyi korumak için temel ihtiyaç maddelerine tavan fiyat uygulaması başlatmış, bu da üreticilerin zarar etmesine yol açmıştır. Yine bunun sonucu olarak üretim azalmış, ithalat kaçınılmaz bir hal almıştır. İhracatı % 95 oranında petrol ürünleri üzerine olan ülkede pazarlar yerini tamamen ithal ürünlere bırakmıştır.[11] Petrol fiyatlarının varil başına 50 doların altına düşmesi ve günlük üretimin 3,4 milyon iken 1,4 milyona kadar düşmesi sorunları aşılmaz bir hale getirmiş, ülkede hiper enflasyona sebep olmuştur. Ekonomistler tarafından Venezuela'nın düştüğü durum; “Hollanda Hastalığı ve Doğal Kaynak Laneti” olarak tanımlanmıştır.

Hiper enflasyonun oluşmasıyla Bolivar'ın değerinde büyük kayıplar yaşandı. Çalışanların maaşları enflasyon karşısında eriyince ve işsizlik, açlık, altyapı yetersizliği gibi sebeplerden dolayı büyük göçler başladı. Dış ülkelere göç eden 2 milyonun üzerinde Venezuelalı söz konusu oldu.[12]

 

VENEZUELA MUHALEFETİ

Venezuela'da sosyalizm karşıtı ve ABD yanlısı sağcı elit, her dönem siyasi bir ağırlığa sahiptir. Chavez'den sonra devlet yönetiminden kısmen uzaklaştırılan bu kesim, hâlâ çok sayıda eyalet ve belediyede yönetimi elinde bulundurmaktadır.

Venezuela'nın yasama organı beş yıl süreyle seçilen 167 üyeli tek kamaralı Ulusal Meclis'ten oluşmaktadır. 6 Aralık 2015'te yapılan Ulusal Meclis seçimlerinde muhalefetin çatı koalisyonu, Demokratik Birlik Buluşması (Democratic Unity Roundtable /MUD) %65'in üzerinde oy oranı almış ve 17 yıl aradan sonra Ulusal Meclis'te 112 sandalyeyle ilk kez çoğunluğu ele geçirmiş, bu gelişme yönetim ile muhalefet arasında gerginliğe yol açmıştır. Başkan Maduro'nun imzaladığı kararname ile Anayasayı güçlendirmek için 30 Temmuz 2017 tarihinde ise bir Kurucu Ulusal Meclis (ANC) oluşturulması için seçimlere gidilmiştir. MUD'un boykot ettiği seçimler sonucunda iki yıl süreyle görev yapacak 545 üye seçilmiştir.

Venezuela Valilik seçimleri 15 Ekim 2017 tarihinde gerçekleştirilmiş, MUD'un yine boykot ettiği seçimler sonucunda iktidardaki PSUV'un 23 eyaletten 19'unu kazandığı açıklanmıştır. 10 Aralık 2017'de gerçekleştirilen belediye seçimlerinde 335 belediyenin 300'den çoğunun yine PSUV kazanmıştır.[13]

Seçimlerden önce (Nisan 2017'de) muhalefetin önde gelen liderlerinden Henrique Capriles'e 15 yıl kamu hizmetlerinden, dolayısıyla siyasetten men cezası verilmiş; serbest seçimlere gölge düşürülmüştür.[14]

Bu gelişmelerin ardından muhalefet, umudunu 2018'de yapılacak devlet başkanlığı seçimlerine bağlamış ancak aynı yılın Mayıs ayında gerçekleşen seçimleri %67,7 oy oranıyla Maduro kazanmıştır. Seçime katılım oranının %46 civarında olması Başkan Maduro'nun zaferini gölgelerken muhalefet seçime hile karıştırıldığı iddiasında bulunmuştur.[15]

Venezuela muhalefeti genel olarak ABD güdümündedir ve Amerikan Devletleri Teşkilatı (Organization of American States/OAS) Genel Sekreteri Luis Almagro tarafından yönetildiğine inanılmaktadır.[16] Uruguay Eski Dışişleri Bakanı olarak kendinden söz ettiren Almagro, Dinler Arası Diyalog çalışmalarının önemli bir ismi olarak bilinmekte, ABD'nin yenidünya düzenine dolayısıyla Evanjelist emellerine hizmet etmektedir.

Venezuela'da Mayıs 2018 devlet başkanlığı seçiminin ardından muhalefet, Almagro ve ABD Başkanı Trump'ın yoğun desteği altında yeni bir arayışa girmiş, nihayetinde 19 Ocak 2019'da Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido, devlet başkanlığı yemini ederek ülkenin "geçici devlet başkanlığı" görevini üstlendiğini açıklamıştır. ABD'de eğitim almış, otuz beş yaşındaki genç endüstri mühendisi liderin kendinden menkul başkanlığı, ilanın hemen ardından Trump tarafından Twitter açıklamasıyla tanınmış, ardından Şili, Brezilya, Kolombiya gibi Güney Amerika ülkeleri ve Avrupa Birliği tarafından da kabul görmüştür. Söz konusu cephe Maduro yönetimiyle iletişimini kesmiştir.[17] Buna karşılık, Türkiye, İran, Rusya ve Çin gibi ABD karşıtı ülkeler Maduro yönetimini tanımaya devam edeceklerini bildirmişlerdir.

 

GÜNEY AMERİKA'DA DEĞİŞEN DENGELERİN VENEZUELA'YA ETKİSİ

Son yıllarda daha çok sosyalist partiler tarafından yönetilen Güney Amerika'da, Meksika dışında Neo-Liberal/Evanjelist bir siyaset dalgası esmekte veya estirilmektedir.

Trump henüz iktidara gelmeden Arjantin'de Aralık 2015'te yapılan devlet başkanlığı seçimlerini merkez sağın muhafazakâr adayı Mauricio Macri kazanmıştı. Güney Amerika'da sağ rüzgârı estiren bu zafer Trump'ın başkanlığa seçilmesinden (7 Kasım 2016)  sonra fırtınaya dönüştü. Aralık 2018'de Şili'de devlet başkanlığı seçimlerini sosyalist eski başkanı yenen, Trump çizgisindeki iş adamı Sebastian Pinera kazandı. Bölgede endişeye yol açan Pinera'ın seçim başarısını Ekim 2018'de Brezilya'da yine sosyalist eski başkana karşı aşırı sağcı Jair Bolsonaro'un seçim başarısı izledi. Böylece Güney Amerika'da güç dengesi Sol'dan Sağ'a kaydı. ABD güdümündeki Venezuela muhalefeti bölgede esen bu rüzgârı değerlendirerek Maduro yönetimine karşı isyan bayrağı açtı ve destekçi buldu.

Güney Amerika'da sağın seçim başarılarına en son El Salvador'da Filistin kökenli evangelist Nayip Bukele'nin de katılmasıyla Güney Amerika Sol siyaset dalgalar arasında kalmaya devam etmektedir.

 

GÜNEY AMERİKA SOLUNUN BAŞARISIZLIK NEDENLERİ

Sosyalist iktidarın Venezuela'da geçirdiği sarsıntı sadece ABD kaynaklı etkenler veya sadece iç etkenlerle açıklanamaz.

Analizimizde ifade edildiği üzere kıtadaki solcu partiler, ekonomik sorunlara çözüm olmamış, sosyal adaleti de sağlayamamıştır. Yönetici elit sınıf, zamanla burjuvanın yaşam koşullarına yaklaşmış, buna karşılık halk yoksulluğa maruz bırakılmıştır. Ancak kıta Solunun sorunu sadece ekonomik değildir. Kıta solu bölgede asayişi sağlama ve uyuşturucu ile mücadelede başarısız olduğu gibi paralı veya parasız fuhşun yaygınlaşmasına da katkıda  bulunmuştur. Uzun bir süre sosyalistlerce yönetilen ülkeler, hâlâ AIDS hastalığının en yaygın olduğu ülkeler arasında yer almaktadır.

Sosyalizmin ahlaki alanlardaki başarısızlığı bölgede geliştirilen Hıristiyan Sosyalizmi akımı ile de giderilmeye çalışılmış ancak başarı sağlanamamıştır. Kaynaklara göre Venezuela'da 2016'da, AIDS hastalığı, bilgilendirme ve koruyucu önlemlere rağmen 2010 yılına göre yüzde 24 artarak 6500 kişi bu hastalığa yakalanmıştır.[18] Alkol tüketiminde de ülke ön sıralarda yer almaktadır. Topluma yansıyan bu sorunlarla gittikçe gerileyen Katolikliğin bıraktığı boşluk, Evanjelizm tarafından değerlendirilmektedir.  

Doğu Avrupalı ilk Papa Polonyalı John Paul döneminde Doğu Avrupa'da komünizmin çöktüğü bilinmektedir. Bu doğrultuda Güney Amerikalı ilk Papa Francesco döneminde Güney Amerika'da sosyalizmin çöküş sürecine girmesi dikkate değer bulunmalıdır. Francesco'nun sosyalizm karşıtlığı ve Latin Amerika diktatörlerine yakınlığı bilinmektedir.[19] Papa, Katolikliğin yerini alan Evanjelist yayılmacılığa da uzak görünmemektedir. Bunun en açık kanıtlarından biri, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır yönetimiyle yakınlığıdır.

 

VENEZUELA'DA İSLAM

Veneuella'da çoğunluğu Suriye, Lübnan ve Türkiye kökenli yaklaşık 100 bin ama etkili Müslümanın bulunduğuna inanılıyor.[20]

Başkent Karakas'ta bulunan Karakas Camisi, Latin Amerika'nın en büyük camilerinden biridir. Yaklaşık 3500 kişinin aynı anda ibadet yapabildiği cami, bir külliye mahiyetindedir. 5000 metrekarelik alanı kaplayan caminin 113 metre yüksekliğindeki minaresi de Latin Amerika'nın en yüksek yapısıdır.

Cami,  1989 yılında Suudi Arabistan'ın finansmanıyla Şeyh İbrahim Bin Abdülaziz'in himayesinde ve Venezüella Cumhurbaşkanı Carlos Andres Perez döneminde inşa edilmiş.[21]

Venezuela Müslümanları, genel anlamda ibadetlerini yapma ve dinlerini anlatma konusunda iyi koşullara sahiptirler.[22] Venezuela halkı arasında İslam'a yöneliş görülmektedir.[23] Evanjelist ve diğer aşırı Hıristiyan yapılar, Venezuela'nın Müslümanlara sağladığı bu imkânların kıtanın güvenliğini tehdit ettiğini iddia etmekte, Müslümanlarla ilgili verileri çarpıtmakta ve abartmaktadırlar.[24]

 

 SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Hugo Chavez, Venezuela'da gerçekleştirdiği devrim niteliğindeki değişimin adını ‘Bolivarcı Devrim' olarak tanımlamış ve ideolojik referans olarak bu değişimi ‘21. Yüzyıl sosyalizmi' olarak adlandırmıştır.

Chavez'in hayata geçirmeye çalıştığı sosyalizm Sovyet Rusya tipi değil, çoğulcu ve daha az devlet merkezlidir. Chavez devrimci sol kimliğiyle 20. yüzyılda klasik sosyalizmin dışına çıkmaya ve kapitalizme alternatif oluşturmaya çalışmıştır. Bu amaçla özgürlük, eşitlik, dayanışma gibi kavramları neo- liberal kapitalizme karşı etkin biçimde kullanmıştır. Ancak ideolojisini programlamayı ve hayata geçirmeyi; dış güçler, sosyal yapı, bürokratik erk, ekonomik yetersizlik gibi birçok sebebe bağlamakla birlikte başaramamıştır.

Chavez, neo-liberal kapitalizme karşı, ekonomin gereksinimlerinden öte sosyalist ideolojik bir yaklaşımla hareket etmiştir. Bununla birlikte muhalif bürokrasiye karşı halkın desteğini kazanmak için popülist politikalara başvurmuştur.

Sosyal yardım programları, dar gelirlilerin ekonomik sorunları için gerekli olsa da iyi yönetilmediğinde, toplumu kendisi için olanaklar oluşturup üretme çabasından uzaklaştırır ve sürekli yardıma muhtaç hâle düşürür. Zamanla ekonomi yönetimlerinin bu programları yönetemez duruma düşmesiyle yardımların azalması ve kesilmesi toplumsal başkaldırıları beraberinde getirir. Venezuela da Chavez dönemiyle birlikte bu olguyu yaşamıştır.

Venuzela'da tüketicinin korunması adına, içeride üretilen temel tüketim maddelerine tavan fiyat uygulamasıyla yerli üretici zarar etmiştir. Bunun yanında Chavez döneminde dünyadaki gelişmelerle birlikte petrol fiyatlarındaki aşırı yükseliş, ülkenin milli parası Bolivar para birimine değer katmıştır. Bu değer artışıyla ithal ürünler de ucuzlamış ve yerli üreticiyi işletmelerini kapatmak durumunda bırakmıştır. Petrol fiyatlarının düşmesinden dolayı döngünün farklılaşmasıyla Bolivar para birimi aşırı değer kaybı yaşamış, halk temel gündelik ihtiyaçlarını karşılamak için bir çanta dolusu Bolivar parası ödemek durumuna gelmiştir. Bu zorlu durum, Maduro hükümetinin halkı çanta dolusu para taşımaktan kurtarmak için petrole bağlı digital para birimi “ Petro”yu geliştirmesi boyutuna varmıştır. 

Venezuela'da yaşanan sorunlar sadece ekonomik alanla sınırlı değildir. Ülkede otoriter yönetim, yolsuzluklar, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, ahlaki yozlaşma ve sosyal adalet politikalarının tutarsızlığıyla bürokrasinin burjuvanın yerini alması toplumu yaralamış ve muhalefete yaklaştırmıştır.[25]

Söz konusu iç sorunların yanında ABD ile aynı kıtada olması, zaman zaman ABD'nin arka bahçesi olarak tanımlanan bir bölgede bulunması ve dünyanın petrol rezerv devi olması Venezuela'yı emperyalist kapitalizmin pençesinde tutmuştur. 

Chavez'in 20. Yüzyıl sosyalizminin ilk icraatı dev petrol şirketlerini kamulaştırmak olmuştur. Chavez'in ABD menşeli Exxon-Mobil şirketinin elindeki petrol yataklarını alıp millileştirmesi, ABD'yi Venezuela'da sürekli alternatif yönetimler oluşturmaya sevk etmiştir. ABD, nihayetinde son dönemde gerçekleşen protestolardan yararlanarak muhalefetin çoğunlukta olduğu ‘Ulusal Meclisi' Venezuela halkının meşru temsilcisi ve Meclis Başkanı Juan Guaido'yu geçici devlet başkanı olarak tanımıştır.

Güney Amerika uyuşturucu ticaretinin önemli güzergâhı üzerinde olan Venezuela, bu yol üzerinde söz sahibi olmak isteyen CIA gibi karanlık istihbarat örgütlerinin de ilgi odağıdır.

Venezuela'nın uzun dönem devam eden Sol hükümetlerinin doğal bir refleksi haline gelen Filistin meselesine ilgisi ve ABD tarafından terör listesinde tutulan Filistin'de HAMAS ve Lübnan'da Hizbullah'ını desteklemesi de onu ABD ile karşı karşıya getiren başka bir durumdur.

Venezuela'da yaşanan ekonomik krizden dolayı civar ülkelere yönelik 2 milyon 300 bin mülteci sayısıyla ifade edilen mülteci akını, Latin Amerika'da sıkıntılara sebep olmuştur. Bu durum uluslararası kamuoyunda bu ülkelerin Venezuela hakkında muhalif bir dil geliştirmelerinin etkenleri arasında yer almıştır. Ayrıca son dönemde Arjantin, Brezilya ve Şili gibi bölgedeki etkin ülkelerde Evangelist partiler seçimi kazanıp iktidara gelmişlerdir. Doğrudan ABD ile hareket eden bu ülkeler, Venezuela'daki gelişmelerden etkilendikleri gerekçesi ile ülkenin içişlerine müdahale hakkını kendilerinde bulmuş[26] muhalefet lideri Guadio'yu geçici devlet başkanı olarak tanıdıklarını açıklamışlardır.

Venezuela'nın Chavez döneminde geliştirilen Rusya ile ilişkileri üst boyuttadır. Bu ilişkiler petrol ihracatının yanı sıra teknoloji, askeri sanayi ve askeri eğitimi kapsayan alanlarda da kendini göstermektedir. Rusya, tatbikat amaçlı olduğunu ileri sürerek kimyasal başlık taşıyan uçaklar ve silah sistemlerini Venezuela'da konuşlandırmaktadır. 2018 Aralık ayında Rusya'nın Venezuela'ya iki nükleer bombardıman uçağı daha göndermesi ABD'nin tepkisine yol açmış ve ardından 23 Ocak'ta muhalefetin Ulusal Meclis üzerinden darbe girişimi gerçekleşmiştir. Rusya aynı zamanda petrol üretiminde söz sahibi olmak için petrol sahalarının işletmesini de üstlenmiştir. Ancak Rusya, darbe girişiminden sonra bir kez daha güvenilmez yüzünü göstermiş; Rusya'nın Lukoil Petrol Şirketi, Venezuela'dan çekildiğini açıklamıştır.

ABD Venezuela siyasetiyle, aynı zamanda ülkedeki yatırımlarda liderlik yapan rakibi Çin'in hem bu ülkede hem bütün Güney Amerika'da alanını daraltıp en büyük ihtiyacı olan enerji kaynakları konusunda önünü kesmek istemektedir. Buna karşılık Yeni İpek Yolu projesinden dolayı Güney Amerika'ya büyük yatırımlar yapan Çin, Venezuela'da cömert yatırımlardan çekinmemiştir. Venezuela'ya 2005-2018 tarihleri arasında toplamda 70 milyar dolar dolayında yatırım ve kredi yardımında bulunmuştur. Ödemelerde sıkıntı yaşanması, bazen taksitlerin ötelenmesine bazen borçların hibeye dönüşmesine bazen de Çin'in stratejik önemde olan bölgeleri kontrol altına almak istemesine yol açmıştır.

Yatırımlar petrol ihracat merkezli olsa da Venezuela'da Çin'in teknoloji transferi ve askeri işbirliği önemli bir yer tutmaktadır. Uluslararası camiada gündem olan Çin'in “ Debt Trap” olarak anılan ‘Borç Tuzağı' Venezuela'da sonu gösteren bir vaka haline gelmiştir. Yerli üretimi durdurup borçlanmayla yapılan ithalat Venezuela'yı ulusal kaynaklardan (milli vergi gelirinden) uzaklaştırmış ve borçlarını ödeyemez hâle getirmiştir. Güvenilmezlik konusunda Rusya ile benzer bir karaktere sahip olan Çin'in yıllardır ülkedeki kazanımlarını riske atmamak için muhalefet ile görüştüğü de bültenlere yansımıştır.[27]

Görüldüğü üzere Sosyalizmin hiçbir türü, ABD hegemonyasına karşı direnen Güney Amerika'yı mutlu etmemiş, hiçbir sosyalist dayanışma Güney Amerika'nın sorunlarına çare olmamıştır.

Güney Amerika'nın 20. Yüzyılın sorun çözmekte körelen ideolojileri yerine daha kapsamlı bir kurtuluş projesine gereksinimi vardır. Bu gereksinim ancak İslam'la karşılanabilir. İslam dünyası Güney Amerika'nın ABD hegemonyasına karşı verdiği mücadeleyi güncel olarak desteklemeli, bununla birlikte o coğrafyada İslamî hizmetlere de yatırım yapmalıdır.

Venezuela ile Türkiye arasında, geçmişe dayanan ilişkiler vardır. İki ülke arasındaki ilişkiler son zamanlarda devlet başkanlarının Batı'ya muhalefet ortak paydası üzerinden özel çabalarıyla anlamlı bir hareketlilik kazanmıştır. Venezuela bu çerçevede, 2017'de Trump'ın ABD büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma kararından sonra olağanüstü toplanan İslam İşbirliği Teşkilatına misafir devlet olarak katılmış ve Doğu Kudüs'ün Filistin'in başkenti olarak tanınmasına destek vermiştir. Bununla birlikte Türkiye ile Venezuela arasında nakliye masraflarından dolayı sınırlı bir ticari ilişki vardır. Ancak Venezuela'nın yaşadığı ekonomik sıkıntıdan dolayı altınını işletmek için Türkiye'yi tercih etmesi, bu sınırlı ilişkinin ötesine geçmiştir. Altın işletmeciliği alanındaki ilişkiyle iki ülke arasında 2018'de 1 milyar dolara yakın bir ticaret gerçekleşmiştir. ABD, bu durumdan rahatsızdır. Tükiye'nin Venezuela politikasını sürdürmesi durumunda, ABD'nin “Halkbank Davası” çerçevesinde Türkiye'ye yönelik başlattığı yaptırımları yeniden gündeme getirmesi mümkündür. Yerel seçimler sürecinde olan Türkiye'nin Venezuela'daki gelişmelerde Maduro'nun yanında yer almakla birlikte bu tutumunu nasıl sürdüreceği henüz belirsizdir.

Türkiye'nin Latin Amerika konusunda kalıcı politikalara yönelmesi, kıtada İslam'ın güçlenmesini lehine değerlendirerek Venezuela ve diğer bölge ülkelerindeki Müslüman toplumlarla daha sıkı bağlar geliştirmesi önemli bir beklenti olarak dur

ANALİZİN TAMAMINA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ


[6] https://www.biographyonline.net/politicians/american/simon-bolivar.html ET: 21.02.019.  Ayşe Yarar, “Simon Bolivar ve Hugo Chavez'in Siyasal Mirası: Venezuela'nın Bolivarcı Devrimi'nin Anlamı”, Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkileri Sempozyumu 2015 Bildiri Kitabı, s. 90-103.

[7]  John Bellamy Foster, “Chávez and the Communal State On the Transition to Socialism in Venezuela”,  Monthly Review, Nian 2015, https://monthlyreview.org/2015/04/01/chavez-and-the-communal-state/ ET: 21.02.019. Frederick B. Mills, “Chavista theory of transition towards the communal state”, OpenDemocracy, 22 Temmuz 2015.

[8] Çağatay Edgücan ve Kerem Gökten, “21. Yüzyıl Sosyalizmi ve Neoliberal Restorasyon Tehlikesi”, Monthly Review, Mart 2018.

 



Yorumlar Yükleniyor..
DİĞER TÜM YAZILAR
Kategoriye ait diğer yazılar
Göztepe mahallesi İSTOÇ 3. Cadde N Blok No: 6/103 Bağcılar / İstanbul - Email: sdamstrateji@gmail.com
Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.