SDAM Seminer Etkinliği: 'Sultan II. Abdülhamid'e ve Osmanlı'ya Yönelik Tasfiye Tertibi Olarak 31 MART DARBESİ'
ETKİNLİKLER - 16.04.2019 17:40
Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi (SDAM), 13 Nisan 2019 tarihinde Kayapınar'daki Diyarbakır Temsilciliği seminer salonunda, Araştırmacı Yazar Sidar Ergül'ün katılımıyla “Sultan II. Abdülhamid ve Osmanlı'ya Yönelik Tasfiye Tertibi Olarak 31 MART DARBESİ” konulu seminer etkinliği düzenledi.

Konuşmasına 31 Mart Vakası'nın Sultan II. Abdülhamid'in hükümdarlığının son günlerinde yaşandığını ve II. Meşrutiyet döneminin en dikkat çekici olaylarından birisi olduğunu vurgulayarak başlayan Ergül, olay hakkında dünden bugüne tartışmaların halen devam ettiğini ve hadiseye dair çeşitli yaklaşımların bulunduğunu ifade etti. Bununla birlikte bu vakanın, bir irtica olayı mı, bir ihtilal mı? Yahut irticai görünümlü toplumu dizayn, Sultan Abdülhamid'i devirme ve Osmanlı'yı tasfiye operasyonu mu? sorularını gündeme taşıyarak ilgili sorular üzerinden aktarımlarda bulundu.

Sultan Abdülhamid'in şahsı ve idaresi üzerinden bazı kesimlerin “Kızıl Sultan”, bazı kesimlerin ise “Ulu Hakan” yakıştırmalarında bulunduğunu, tarafgirlik ya da düşmanlık üzerinden sağlıklı bir bakış açısının sağlanamayacağını ve özellikle Kızıl Sultan yaklaşımını Ermenilerin, İttihatçıların ve sömürgeci Batılıların benimsemiş olmasının manidar olduğunu ifade eden Ergül: “Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte ülke çapında hürriyet havaları esmiş, İttihat ve Terakki Partisi tarafından insanlarda yüksek bir beklenti oluşturulmuş ve meşrutiyet ile ülkede sorunların kısa zamanda çözüleceği yanılgısı hâkim olmuştu. Bu süreçte Osmanlı devletinde kaotik bir ortam oluşmuş ve bundan yararlanan Bulgaristan bağımsızlığını ilan etmiş, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Bosna-Hersek'i işgal etmiş, Yunanistan ise Girit'i ilhak etmişti.”  dedi.

31 Mart Vakası'nı bir darbe olarak değerlendiren Ergül, “Hadisenin yaşanmasında İttihat ve Terakki ile Fedekaran-ı Millet Fırkası arasındaki çekişme, İttihatçılar ile Ahrarcılar arasındaki ayrışma ve İttihatçılar ile İttihad-ı Muhammedi Cemiyetinin mücadelesi olayın sosyo-siyasi boyutunu oluşturmuştur.  Medreselilerin sahaya sürülmeleriyle olay daha kapsamlı bir hal alarak, ulemayı da sahaya sürme boyutuna ulaşmış ve fikri ayrışmalar özellikle basın-yayın aracılığıyla toplumu kutuplaştırma aracı kılınmış ve olayın psiko-sosyal boyutu sağlanmaya çalışılmıştır. Ordu içinde yaşanan “alaylı” ve “mektepli” gruplaşmaları, hoca görünümlü bazı kimselerin sokaklarda halkı tahriki, İttihat ve Terakkiye sert muhalefet eden gazeteci Hasan Fehmi'nin üniformalı bir subay tarafından Galata köprüsünde öldürülmesi ve failin de yakalanmamasıyla birlikte kimi askeri kışlalarda “gizlice ve üst komuta kademesinden habersiz” yürütüldüğü beyan edilen bazı dini propagandaların etkisiyle İttihat ve Terakki'ye bağlı bulunan ve en güvenilen askeri birlikleri olan “Avcı Taburları”nın kışlalardan sokağa taşmaları ile darbenin kilometre taşları döşenmiştir.” şeklinde konuştu.

Ergül, 31 Mart Darbesinde Derviş Vahdeti, Prens Sabahattin ve Ahrar fırkası ile dönemin en emperyal devleti olan, Osmanlı coğrafyasında işgallerde bulunan ve bunu yaygınlaştırmak isteyen İngiltere'nin rolüne dair de izahatlarda bulunarak, “Askeri Taşkışla'dan sokağa çıkan Avcı Taburları ve bazı halk kesimleri; Mebusan Meclisi önünde toplanmış, yetkililerle görüşmelerde bulunarak taleplerini iletmiş, Sultan Abdülhamid ise askeri yollarla müdahale gücü fazlasıyla olduğu halde meseleyi kan dökmeden müzakere yolu ile halletmeyi düşünmüştür. Selanik merkezli, Mason Carbonari, Rizorta, Labor et Lux gibi locaları örnek alan ve aralarında bir çok Mason elemanın bulunduğu İttihat Terakki “Harekat Ordusu” ile devreye girmiş ve Sultan'ın olası tedbirlerini de önlemek üzere harekatlarının sadece asilere yönelik olduğunu Padişah'a bildirerek gerçek amaçlarını gizlemişlerdir.” dedi.

İttihatçı Harekat Ordusu'nun İstanbul'a girmesiyle olayların sona erdiğini, Meclis'e yapılan baskının da tesiriyle Sultan Abdülhamid'in sultanlıktan alınmasına dair karar çıkarıldığını ve buna bir de fetva verilerek “meşru” kılıf sağlanmak istendiğini dile getiren Ergül : “Netice itibariyle oluşturulan dört kişilik bir heyet (ki bu heyette; Yahudi Emmanuel Karaso, Ermeni Aram Efendi, Gürcü Arif Efendi, Arnavut Esat paşa yer almıştır) tarafından Sultan Abdülhamid'e artık Halife ve Sultan olmadığı açıklanmış, böylece darbe hedefine ulaşmış ve İngilizler, İttihatçılar ile Masonlar, Sultan Abdülhamid'i devirme noktasında amaçlarına ulaşmıştır. Darbe ile birlikte İttihatçılar Yıldız sarayını yağmalamış, bu yağmalama esnasında Harekât Ordusu Komutanı Mahmut Şevket Paşa'nın emriyle 330 sandık dolusu belge yakılmış ve ilginç bir şekilde benzer bir uygulama da İngiltere'de yapılarak 31 Mart Olayı hakkındaki belgeler arşivlerden imha edilmiştir. İstanbul'da kontrolü ele geçiren İttihatçılar tarafından kurulan Divan-ı Harbi Örfi (Askeri Mahkeme)'den 75 idam, 37 ömür boyu hapis, 139 sürgün, 390 kişi hakkında da farklı sürelerde hapis cezaları verilmiştir. Oysa buna karşılık 33 yıl devleti yöneten ve kendisine “Kızıl Sultan” denilen Abdülhamid'in iktidarında ise sadece 11 idam kararı verilmiştir.”

Son olarak Tarih'in insanlığın hafızası ve ibret alınması gereken bir hazine olduğunu hatırlatan Ergül, 31 Mart Darbesinden günümüze doğru kimi benzer gelişmelerin yaşanmaya devam ettiğine dair atıflarda da bulunarak sözlerini tamamladı.

Seminer soru ve cevap bölümünün ardından sona erdi.

 



Yorumlar Yükleniyor..
DİĞER TÜM YAZILAR
Kategoriye ait diğer yazılar
Yavuz Selim Mah. Mehmetçik Sokak. No:71/2 Esenler - İSTANBUL  Email: sdamstrateji@gmail.com
Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.