SDAM Seminer Etkinliği:“Varlığı Bilmenin Sınırı: ‘Fizikte/Bilimde Tekabüliyet' Sorunu”
ETKİNLİKLER - 19.02.2020 16:49
Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi (SDAM), 8 Şubat 2020 tarihinde Diyarbakır Temsilciliği seminer salonunda, Araştırma Görevlisi Siracettin Aslan'ın katılımıyla “Varlığı Bilmenin Sınırı: ‘Fizikte/Bilimde Tekabüliyet' Sorunu” konulu seminer etkinliği düzenledi.

Konuşmasına, meseleyi ontolojik olarak değil, epistemolojik olarak ele alacağını ifade ederek başlayan Aslan, seminer gündeminin sınırlarını belirleyecek şekilde şu sorular etrafında bir fikir teatisinde bulundu: “Varlık, Sınır, Bilim-Fizik ve Tekâbüliyet denilince ana hatlarıyla kastedilen nedir, vasatlarımız, ölçeklerimiz nelerdir? Varlığı araştırırken sınırın tespiti için burası mı, bundan ötesi mi, yoksa hem burası hem de ötesi mi, bu durum nasıl anlaşılabilir? Bunlardan hangisi meşrudur, makbuldür? Bilim nedir, bilimin biricik sınırı var mıdır, varsa neresidir; bilim denilince sadece fizik disiplini mi anlaşılmalı? Araştırma konusu veya nesnesi hakkındaki bir soruşturmadan elde edilen bilgi, bir şeye tekabül etmesi gerekir mi?

Bu sorulara kısaca bir yanıt olması nispetinde; Varlık (ousia, vücut, existence) denilince, fizik/fenomenal/gerçeklik/bilinen ve metafizik/aşkın/transendental/gayb alanlarında bulunan bütün mevcutları, yoklukları ve olacakları kapsar. Ancak bunlar arasında kabul görülen, bilimsel araştırmalara konu olabilendir ve dolayısıyla deneyin nesnesi olan şeklindeki kabuldür ve öteki bütün bilme tarzlarına konu olan varlık tasvirinin ötelenmesidir. Buna göre varlığın özü değil, yapısı öncelenmelidir.

Şimdi her yaklaşım tarzının temsilcileri olduğu gibi varlığı ve dolayısıyla bilginin kaynağının fizik ve matematiksel, mantıksal önermelere indirgeyen yaklaşım da Viyana Çevresi tarafından temsil edilir ve savunulur. Neo-Pozitivistler olarak da bilinen bu çevre, Viyana'da Ernest Mach Derneği (1929) bünyesinde örgütlenmiş ve fizikalizm, natüralizm/tabiiyyun, scientisizm/bilimcilik, bilimsel dünya anlayışı ve bilimsel felsefe kavramsal etüdler dizgesi içinde varlığı anlamaya, anlamlandırmaya çalışmışlardır.”

Konuşmasının devamında Viyana Çevresi'nin düşünsel arka planına değinen Aslan: “Peki, aynı çevrenin düşünsel ve tarihsel arka planını teşkil eden filozoflar kimlerdir, felsefeler veya öğretiler nelerdir? Viyana çevresinin düşünsel arka planını, ampirik ve pozitivisit felsefe (Hume), pragmatizm, felsefi mantıksal izlekten bilimi önceleyen bir yaklaşım olarak Neokantçılık gibi fikir paketleri/geleneklerin yanı sıra Ernest Mach ve Avenarius, Bertrant Russel ve L. Wittgenstein gibi düşünürler teşkil eder. Bu çevreye göre öncelikle ve temel telos olarak varlığa ilişkin metafiziğin önermelerin test edilebilir, doğrulanabilir olmadıkları için felsefenin, yani bilimin dışında tutulması gerektiğini hararetle savunmuşlardır. Burada felsefenin işlevi, ifade dizgelerinin anlamını araştırmaktır. Bu bakımdan felsefe-bilimin konusu, esasen test edilebilir ve doğrulanabilir olanı, yanı bilimsel araştırmanın yegâne meşru ve makbul nesnesi olarak kabul edilen olgularca belirlenir. Dolayısıyla bilim adamının, bilimin kutsanması/ilahlaştırılması ve metafiziğin dışlanması/hurafeleştirilmesi temel vazifesi olarak öne çıkar.

Çünkü insanlık, dinler, tanrılar, mitolojiler, hurafeler, mitolojiler vs. çağını tecrübe etti ve hâlihazırda bulunduğu ve geldiği çağ ise bilim, pozitivizm, bilimsel dünya anlayışı çağındadır.

Viyana çevresinin bilimcilik/scientisizm odaklı varlık anlayışını tasvir etmek üzere Hans Reincbach ile Neurath ve Rudolf Carnap arasında gerçekleşen diyalog önem arz eder; Reinchbach, 1929 yılında, Prag'da tertip edilen “Sağın Bilimlerin Bilgi Kuramı Üzerine İlk Toplantı” adlı kongrenin başlığını muhalefet ederek ve bunun yerine “Doğa Felsefesi Kongresi” ismini önerir. Buna karşın Neurath ve Carnap şiddetle muhalefet ederek ‘felsefe' hakkında hiçbir şey duymak istemediklerinden dolayı şiddetle karşı çıktılar. Neurath, bu tavrını, daha sonralarında kaleme aldığı bir mektubunda şu şekilde açıklar: ‘'Doğa Felsefesi' yanıltıcı bir ifadedir, çünkü bilimsel önermelerin yanında sanki anlamlı felsefi önermeler varmış gibi bir tınısı vardır.'

Viyana Çevresi felsefi ve bilimsel tutumlarını deşifre etmek ve kamuoyu ile paylaşmak üzere bir manifesto ilan eder. “Bilimsel Dünya Anlayışı: Viyana Çevresi” isimli manifesto, 1929 yılında, Ernest Mach Derneği adına (başkanı Moritz Schlick) Hans Hann, Otto Neurath ve Rudolf Carnap (1891-1970) tarafından kaleme alınır. Bu manifesto ile ilk defa bu çevrenin ismi, Otto Neurath'ın önerisiyle “Viyana Çevresi” şeklinde belirir. Söz konusu manifesto kaleme alınırken ‘dünyagörüşü' (Weltanschauung) kavramı metafizik bir bağlam çağrıştığı gerekçesiyle bunun yerine ‘dünya anlayışı' (Weltauffassung) şeklinde sözcük öbeği tercih edilir. Bu kavramsal tercih aynı zamanda çevrenin bilim ve bilim olmayana karşı olan tutumunu deşifre etmektedir.

Ernes Mach Derneği (Otto Neurath, Rudolf Carnap, Hans Han): “Bilimsel dünya anlayışının” amacı bütün bilimleri tek bilimin çatısı altında toplamaktır. Aynı şekilde ‘bilimsel dünya anlayışı' kavramı, varlığa yönelik ilkesel görüş, bakış açısı ve araştırma yönelimleri şeklinde tanımlanabilir. Bu kavramsal dizgeden hareketle bilimsel araştırma süreçlerinde elde edilen bulguların anlamlandırılması çabası, nötr bir formül dizgesi, sembolizm ve bütüncül bir kavramlar dizgesi arayışını gündeme taşır. Bununla; “duruluk ve açıklık amaçlanmakta ve bilinemez karanlıklar ile gizemli derinlikler reddedilir. Çünkü varlıkta derinlik diye bir şey yoktur, sadece yüzey vardır... Bilimsel dünya anlayışında, varlıkta ve dolayısıyla da fizikte ve insanın bütün yaşam evrenlerinde çözülemeyecek hiçbir sır perdesi yoktur. Böylece Viyana çevresinin varlığı bilmeye ilişkin belirledikleri sınır, esasen iki temel ilkeye dayandığı söylenebilir: Ampirist ve pozitivist (i) ile mantıksal çözümleme yöntemi (ii). Bu bakımdan meşru ve geçerli bir varlığı bilmenin sınırları, sadece bu iki ilke tarafından belirlenir. Bu bağlamda da bilimsel araştırmaların amacı, ampirik ve pozitivist materyalleri mantıksal çözümleme yöntemine tabiî tutmak koşuluyla bütün bilimsel çıktıları “tek bir bilim” altında toplamaktır.” diye ifade etti.  

Viyana çevresinin varlığı bilmeye ilişkin belirlediği sınırlar, günümüzde de, yoğun bir şekilde akademiler başta olmak üzere toplumsal ve politik alanları dizayn ederek aktüel gerçekliğin bir parçası olduğu üzerine duran Aslan: “Bu durum, insanın kültürel, ahlaki ve manevi cihetlerinden arındıracak şekilde, pragmatizme dayalı fizikal bir toplumun inşasını makul ve makbul görmektedir. Varlığı fiziğe veya fizikte karşılığı olabilecek şekilde tekabüliyet ekseninde ele alınması ve buradan hareketle bilimsel bilginin tanzim edilmesi, beraberinde bilim denilen bilgi birikiminin biricik, yegâne ve dokunulmaz bir yerde konumlandırılmasına yol açmaktadır. Öyle böylesi bir bilgi birikimi, sadece entelektüel meraka mevzu olacak şekilde değerlendirilmez, aksine bununla insanın gelecek kaygısı, ölüm korkusu, toplumsal ilişkileri ve hatta adalet duygusunun teşkilinde işlemler icra ederek işlevler yüklenir.

Dolayısıyla bilimsel önermelerin dizgelerin dâhil edilmeyen varlık tasarımları beyhude çabalar olarak görülür. Öyle ki fiziğin ve buna dayalı mantıksal önermelerin dışında kalan veya bu iki dizgede anlamlandırılmayan varlık telakkileri, metafizik ile etiketlendirerek hurafe olarak görülür. Dahası bilimin dışındaki varlık anlayışları karşısında pasif bir tutum içine girmemek, aksine bununla sürekli mücadele edilmesi gerektiğini öne çıkarılır. Zira bilim varlık bilimsel araştırmaların evrensel kümesidir ve bilme tarzlarının meşruiyet kaynağıdır. Bu bağlamda Viyana Çevresi'nin bilim anlayışı bilimciliğe, fizikalizme dayandığı söylenebilir ve bilim, onlar için bir inanç mesabesindedir, hüviyetindedir. Paul Feyerabend'in ifadesiyle, bilimi bu şekilde kutsayanlar, ilâhlaştıranlar ile Ortaçağ Kilise kurumunun yaptırımcı ve bilme çıktılarının merkezinde kendi gördüğü yaklaşım biçiminden farklıdır. Hülasa bilimi kutsayanlar ve her tür bilmenin epistemik dayanağı olarak göre varlık bilimciliği, saf ve pür olma iddiası içerisinde kutsal olduğu ve bunun dışında kalan ve fiziğe tekabüliyeti bakımından doğrulanamayan, test edilmeyen bilme edimlerine meydan okur.” diye ifade etti.  

Seminer soru ve cevap bölümünün ardından sona erdi.

 



Yorumlar Yükleniyor..
DİĞER TÜM YAZILAR
Kategoriye ait diğer yazılar
Göztepe mahallesi İSTOÇ 3. Cadde N Blok No: 6/103 Bağcılar / İstanbul - Email: sdamstrateji@gmail.com
Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.