SDAM Seminer Etkinliği: 'Klasik ve Yeni Liberalizmin Temel İlkeleri, Argümanları ve Eleştiriler'
ETKİNLİKLER - 18.02.2017 22:28
Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi (SDAM)'inde 18 Şubat 2017 tarihinde, Hasan SABAZ tarafından 'Klasik ve Yeni Liberalizmin Temel İlkeleri, Argümanları ve Eleştiriler' konulu seminer verildi.

SDAM SEMİNER ETKİNLİĞİ:
“KLASİK VE YENİ LİBERALİZMİN TEMEL İLKELERİ, ARGÜMANLARI VE ELEŞTİRİLER”

Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi (SDAM), 18 Şubat 2017 tarihinde İstanbul Fatih'teki genel merkezinin seminer salonunda, Hasan SABAZ'ın konuşmacı olarak katıldığı, “Klasik ve Yeni Liberalizmin Temel İlkeleri, Argümanları ve Eleştiriler” konulu seminer etkinliği düzenledi.
Liberal İdeolojinin Üç Safhası Bulunmaktadır
Liberalizmin, Batı tarihi açısından feodal düzenin ve skolastik anlayışın zayıflayarak burjuva sınıfının tarih sahnesine çıkmasıyla yaygınlaştığına dikkat çeken Sabaz, liberalizmin genel olarak üç dönemde incelenebileceğini belirtti. “Liberalizmin temellerini Antik Yunan toplumundaki bazı filozofların görüşlerine dayandıranlar bulunmaktadır. Lakin esas olarak liberal ideolojinin, 17. yüzyılda İngiliz düşünür John Locke gibi isimler tarafından bireycilik, özgürlük, doğal dünya, hukuk devleti, sınırlı devlet, akılcılık, insan hakları vb. kavramlar etrafında oluşturulan bir sistem olduğunu söyleyebiliriz. Liberalizmin bu ilk aşamasına, ‘klasik liberalizm' denilmektedir. Klasik liberalizm, Batı Ortaçağında aristokrasinin soyluluk unsuruna, kilisenin ise ruhani otoritesine karşı yükselen burjuvazinin ‘bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler!' şeklinde sloganlaştırılan iktidar mücadelesini ideolojik olarak temellendirmeye dönük argümanları içermektedir. Dolayısıyla sınırlı devlet ilkesinden hareketle, serbest piyasa ekonomisi ve özgür birey unsurları ön plana çıkmıştır. Klasik liberalizm dönemi, 1929 Ekonomik Krizi'ne kadar çeşitli görünümlerde devam etmiş, krizle birlikte ise kendisini yeniden güncelleme ihtiyacı hâsıl olmuştur. İngiliz düşünür John Stuart Mill ve iktisatçı John Maynard Keynes gibi isimlerin öncülüğünde esnetilerek yeniden biçimlendirilen liberalizme “modern liberalizm” denilmektedir. Modern liberalizm, klasik liberalizme göre devletin belirli düzeylerde müdahalesini gerekli görmekte, devlet eliyle sosyal projelerin uygulamaya koyulmasını savunmaktadır. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Sovyetlerin de etkisiyle Batı dünyasında sosyalist-komünist hareketlerin güçlenmesi de, modern liberalizm anlayışının kabul görmesinde önemli düzeyde etkili olmuştur.”

Francis Fukuyama ‘Tarihin Sonu' Tezi ile Liberalizmin Nihai Zaferini İlan Etti

Soğuk Savaş sürecinin sona ermesiyle liberalizmin yeniden güçlü bir şekilde gündeme geldiğine ve bu döneme “neo-liberalizm” denildiğine işaret eden Sabaz, “Mihail Gorbaçov'un reform çalışmalarıyla Sovyetler Birliği'nin sona ermesi ve Varşova Paktı'nın dağılması, liberalizmin güçlü bir şekilde dünyayı etkileme sürecini başlattı. 1989 yılında Francis Fukuyama, -daha sonra 1992 yılında ‘Tarihin Sonu ve Son İnsan' adıyla kitaplaştıracağı- ‘Tarihin Sonu' adlı makalesinde, liberalizmin nihai olarak mutlak bir zafer kazandığını ve dünyanın geri kalanı içinde kaçınılmaz bir son teşkil edeceğini iddia etti. Esasen 1980'lerde gündeme getirilen ‘Çok Uluslu Şirketler' meselesi ve daha sonra ‘küreselleşme' olarak adlandırılan yeni gelişmeler, liberalizmin yeni bir safhaya geçmesini sağladı. Bu safhaya, “neo-liberalizm” denilmektedir. Esasen anlayış olarak neo-liberalizmin temelde klasik liberalizm ve vahşi kapitalizm anlayışıyla benzeştiği görülmektedir. Neo-liberalizm, sosyal devlet anlayışı yerine yeniden serbest piyasa ekonomisinin cari olduğu bir yaklaşım tarzıdır. ABD merkezli tek kutuplu bir dünya tasarımının donelerini içermektedir. Ancak sekülerleşme, aile kurumunun tahrip edilmesi, tüm değerlerin değersizleştirilmesi ve eşcinsellik gibi hususlar da, hem klasik hem de modern döneme nazaran çok daha katıdır. Neo-liberal dönemde, ilk iki döneme göre toplumun dinî ve kültürel değerleri daha fazla açıktan hedef haline getirilmekte ve ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.” dedi.

Liberalizm Sınırsız Haz Elde Etme Anlayışına Dayanmaktadır

Sabaz, liberalizmin bireycilik ve özgürlük olarak ön plana çıkardığı temel ilkelerinin ve bunlar üzerinden piyasaya sürdüğü argümanların, esasen bireyin nefsini ilahlaştırarak sınırsız bir haz elde etme anlayışına dayandığını ifade etti. “Liberal ideloji, kendisi dışında kimseyi düşünemeyen ve hiçbir ölçü tanımayan bencil birey tipinin yaygınlaşmasına sebebiyet vermektedir. Dinî ve manevi olarak yozlaşmış, fıtratından uzaklaşmış başıboş insan anlayışını ‘özgürlük' gibi albenili kavramlar üzerinden kitlelere pazarlamaktadır. Dolasıyla liberal ideolojinin yaygınlık kazanmasıyla kapitalizmin tüketim kültürünün daha kolay içselleştirilmesi söz konusu olmaktadır.”

Türkiye'de George Soros'un Vakıfları Üzerinden Liberalizm Yayılmaya Çalışılıyor

Türkiye'de 1980 sonrası dünyaca ünlü para spekülatörü George Soros'un finanse ettiği vakıflar, eğitim müesseseleri ve medya kuruluşları aracılığıyla liberalizmin yayılmaya çalışıldığını belirten Sabaz, “Aslen Macar Yahudisi olan Soros, kadın özgürlüğü, fırsat eşitliği gibi argümanları kullanarak ahlâkî erozyon başta olmak üzere Türkiye'de toplumsal mühendislik çalışmaları yapmaktadır. Daha önce Doğu Avrupa'da ‘renkli devrimleri' gerçekleştirdiği bilinen Soros, İslâm dünyasına yönelik olarak da benzeri girişimlerde bulunmaktadır. Bilhassa Türkiye'de akademisyenler gibi önemli isimler üzerinden çalışmalarını yürütmektedir.” dedi.

Liberalizmin Çöküş Emeraleri Görülüyor

Sabaz, ABD başta olmak üzere Batı dünyasında milliyetçi-popülist sağ yaklaşımların güç kazanmasıyla liberalizmin çöküş emarelerinin görüldüğünü belirterek konuşmasını sonlandırdı. Seminer, soru-cevap bölümünün ardından nihayete erdi.



Yorumlar Yükleniyor..
DİĞER TÜM YAZILAR
Kategoriye ait diğer yazılar
Göztepe mahallesi İSTOÇ 3. Cadde N Blok No: 6/103 Bağcılar / İstanbul - Email: sdamstrateji@gmail.com
Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.