Etkisizleştirmekten İmhaya Hindistan Müslümanları
GÜNDEM ANALİZ - 10.04.2020 18:29
Hindistan Müslümanlarının yaşadığı sorunlar yüzeysel değil, derinlemesine 'Hindutva'nın; genişlemesine 'Evanjelizm ve Siyonizm'in İslam karşıtı stratejilerinin bir kesitidir.

Dr. Abdulkadir Turan

Giriş

Hindistan'da Müslümanlarla Hindular arasındaki çatışmalar, yüzyıllara yayılan bir olgudur. 2019'un sonlarında aynı bağlamda yaşananlar, bu olgunun farklı bir boyuta geldiğinin işaretlerini gösteriyor.

2019 yılının sonlarından bu yana Hindistan'da çok sayıda Müslüman katledildi. Camiler yakıldı. Kimi Müslümanlar evlerini terk etmek zorunda kaldı.  

Hindu polisi ile çetelerin ellerinde sopa ve taşlarla yan yana Müslümanlara saldırması, manzaranın dehşet verici yüzü ama aynı zamanda vakanın da şifresi gibiydi. Bu şifreyi açan ise Korona virüsü ile ilgili sokağa çıkma yasağı henüz ilan edilmeden Hindu polisinin caminin kapısında durup camiden çıkan her Müslümana sopa atmaları ve onları camiden uzaklaştırmalarıydı.
Buradaki her kare Hindistan'da Müslümanlara yönelik yeni politika ile ilgili gelecekteki yansımalarının bir mini resmini, minyatürünü oluşturuyor.

2019 yılı olaylarına yol açan sebep, Hint ırkçısı mevcut Hindistan hükümetinin ülkeye dayattığı “Yeni Vatandaşlık Yasası Tasarısı”dır. Yasaya göre Pakistan, Afganistan ve Bangladeş gibi ülkelerden gelen göçmenler vatandaşlığa kabul edilirken aynı statüdeki Müslüman göçmenler vatandaşlığa kabul edilmeyecektir. Salt göçmenlerle ilgili gibi görünen bu yasa, aslında bir aysberg gibidir. Zira bu yasa, Hindistan'ı yöneten Başbakan Modi, iktidar partisi ve zihniyetlerinin bir yansıması, onların yapmak istediklerinin sadece bir görünümü niteliğindedir. 

2019'dan bu yana yaşananların daha önce yaşananlardan daha çok endişe oluşturması da bundan kaynaklanıyor.

Analizimiz, Hindistan Müslümanlarının mevcut Hindistan iktidarı ile karşılaştıkları sorunları konu edinmektedir.

Müslümanların Etkisizleştirilmeleri

İslam, henüz ilk yüzyılda Hindistan'a ulaştı. Ancak İslam'ın Hinduizmi yenmesi ve Hindistan'da kökleşmesi Gazneli Mahmut'un 17. Hindistan Seferi ile mümkün oldu.

O tarihten sonra Hindistan'ın büyük bir kısmı Müslümanlar tarafından yönetildi. “Hint kıtası” olarak adlandırılan ülkede Müslümanlar lehindeki dengenin bozulması Büyük Britanya Krallığı'nın (İngiltere) istilası ile gerçekleşti. Henüz 17. Yüzyılda başlayan İngiliz işgali, 19. Yüzyılda Müslümanların yenilgisi ile tamamlanırken Büyük Britanya yeni Hindistan'ı kendi çıkarları doğrultusunda sürece göre şekillendirdi. İngilizler, 19. Yüzyılda istilaya sorun çıkarmayan veya daha az sorun çıkaran Hinduları, ülkenin aslî unsuru hâline getirirken istilaya karşı direnen Müslümanları ise etkisizleştirme siyaseti yürüttüler. Bu süreç, 20. Yüzyıla gelindiğinde Hindistan toplumunun hukukunun savunulmasında Hindu liderlerin öne çıkmasına yol açtı veya bizzat İngilizler, daha ılımlı bir direniş ve bağın zayıf da olsa sürekliliğini sağlamak için bizzat kendileri Hindu liderlerin popülerleşip önderliği elde etmelerini sağladılar.

İngilizlerin burada takip ettiği siyaset,

1. Müslümanların İngiliz hükümeti nezdinde olduğu gibi, İngiliz hükümeti karşısındaki mücadelede de ötekileştirilmeleri,

2. Bağımsızlık sürecinin Müslümanlardan bağımsız yürütülerek Müslümanların Hindistan'dan ayrılmaya teşviki ve zorlanmaları,

3. Hindistan'dan ayrılmış Müslümanların Pakistan ve Bangladeş diye iki ülkeye bölünmelerinin teşvikiyle yakın çevrede güçsüzleştirilmeleri,

4.  Hindistan içinde kalan Müslümanların dağınık bir nüfusu teşkil ederek siyasi güç olmalarının engellenmesi,

aşamalarını kapsıyordu.  

İngilizlerin bu siyasetinin karşılığı olarak Hindistan'da bağımsızlık hareketinin başına, harekatın İngilizlere yansıyan maliyetini düşürecek ve Hindistan'ı hep Anglo-Sakson dünyanın bir ayağı olarak tutacak Mahatma Gandi (ö. 1948) geçti.

Gandi'nin liderliğindeki Hindistan bağımsızlık hareketi, 15 Ağustos 1947'de bağımsızlığını ilan etmeye hazırlanırken Müslümanlar, ondan bir gün önce 14 Ağustos 1947'de Pakistan adı altında bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Bu bağımsızlık ilanıyla Müslüman nüfusun büyük çoğunluğu Batı ve Doğu Pakistan'a (Bangladeş) itildi. Birbirine sadece Hindistan topraklarından geçen tren yoluyla bağlanan iki sahanın toplamı yaklaşık 950 bin kilometrekare idi. Oysa Hindistan'a 3 milyon 287 bin kilometre kare alan kalmıştı.

O tarihten sonra Hindistan kendi içinde bütünleşirken Pakistan, 16 Aralık 1971 tarihinde doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldı ki bu ayrılmayla beraber Bangladeş'in sahası sadece 147 bin 570 kilometre kare oldu.
Bugün, Pakistan'ın 881 bin 912 kilometre kare alanında 220 milyon; Bangladeş'in 147 bin 570 kilometre kare alanında ise 165 milyon kişi yaşıyor.

Hindistan'ın nüfusu ise 1 milyar 377 milyon civarında… Bu nüfusun 201 milyonu Müslüman olarak biliniyor ki bu da ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 15'ine tekabül ediyor. Esasen ülkede nüfus sayımının yapıldığı 1951'den bu yana ülkede Müslüman nüfus oranı artıyor. O tarihte Müslüman nüfus yüzde 10 civarında iken bugün yüzde elli oranında artmış görünüyor. Ancak Müslüman nüfus ülke genelinde dağınık yaşıyor. Sadece Lakshadweep ve Cammu-Keşmir eyaletlerinde Müslümanlar nüfusun çoğunluğunu oluşturuyorlar. Assam, Batı Bengal, Kerala, Uttar Pradesh ve Bihar adlı beş eyalette Müslüman nüfusu, yüzde 20 ile 35 arasındaki oranıyla “önemli” bulunurken geriye kalan Hint eyaletlerinde Müslümanlar küçük azınlık durumundadırlar.

Bu da Müslümanların ülke yönetimi üzerinde etkili olmasını engelliyor. Hindistan hükümeti ise uzun süredir Müslüman nüfusunu özellikle çoğunluk olduğu eyaletlerde daha da azaltarak dağıtma projesi yürütüyor.

Özerk Cammu-Keşmir eyaleti, bağımsızlaşma ve nihayetinde Pakistan yönetimindeki Batı Keşmir'le bütünleşmeyi hedefliyor. Haritadaki konumu ve Hindistan için ekonomik önemi açısından “Hindistan'ın kafası” olarak kabul edilen Keşmir, Pakistanla bütünleşmesi halinde, Pakistan'ı bölgesel bir güç hâline getirip Müslümanların Hint kıtasındaki ağırlığını artıracak ve kendilerine yönelik olumsuz siyasi projeleri daha iyi bertaraf etmelerini sağlayacaktır.

Hindistan hükümeti ise Ağustos 2019'da Cammu-Keşmir'in özerkliğini sağlayan Anayasa'nın 370. Maddesini iptal etti.

Kabulü 2024'e kadar yayılan ve kısım kısım kabul edilen Yeni Vatandaşlık Yasası Tasarısı, özellikle Assam eyaletinde Müslüman nüfusu azaltmayı hedefliyor.

Bu sorunlar karşısında Hindistan'da Müslümanların çoğunluğunu temsil eden bir siyasi parti bulunmuyor.

İngiliz yayın kuruluşu BBC, 2012 yılında yayımladığı bir analizde, Müslümanların uğradığı haksızlıklar karşısında harekete geçmemelerini (ki BBC, bunu radikalleşmemeleri diye aktarmıştır);

- Müslümanları temsil eden bir siyasi partinin bulunmayışı,

- Sessiz kalıp sistemin içinde var olma eğilimi taşımaları,

- Müslümanların Hinduların saldırganlığı karşısında Hindulara karşı harekete geçmeyi göze alamamaları, Hindu karşıtı bir mücadelenin durumlarını daha da kötüleştirmelerinden endişe duymaları[1],

- Müslümanların nihayetinde çoğunlukla baş edemeyecek bir azınlık konumunda olmaları,

- Hindistan Müslümanları arasında yaygın olan sufiliğe bağlılığının militanlaşmaya engel olması,

- Hindistan'da Müslüman medreselerinin sıkı bir denetime tabi tutulması,

- Devasa Hindistan coğrafyası içinde, aralarında dil ve kültür birliği bulunmayan Müslümanlar arasında bütünlük sağlamanın güç olması[2]

- Hindistan Müslümanlarının ekonomik olarak kendilerini çevredeki Müslüman ülkelerin (Pakistan ve Bangladeş gibi) halklarından daha iyi durumda görmeleri,

etkenleri ile açıklıyor.[3]

Başka bir analizde ise BBC, bütün Hindistan'ı 2014'ten bu yana yöneten hükümetin sert tedbirlerini Hindistan Müslümanlarının harekete geçmelerinin önündeki engeller arasında sayıyor.

Hindistan Hükümetinin Son Dönemde Müslümanlara Yönelik Uygulamaları

Hindistan hükümetinin, Müslümanlara yönelik son dönemdeki ilk önemli icraatı, Cammu Keşmir eyaletine özerklik veren Anayasa'nın 370. Maddesi'nin iptaliydi. Hükümetin bu uygulamasını Müslümanlara yönelik şiddetli baskı ve tutuklamalar takip etti.

 Hükümetin Ağustos 2019'daki bu icraatını, Hindistan Anayasa Mahkemesi'nin Babri Camisi ile ilgili kararı izledi.

Tarihi Ayodhya şehrinde yer alan Babri Camisi, henüz 16. Yüzyılda Müslüman Babür İmparatorluğu tarafından inşa edilmişti. Hindular, henüz 19. Yüzyılda Müslümanların zayıflamasından istifade ederek İngiliz mahkemesine başvurmuş; caminin Müslümanların 16. Yüzyılda Hindu Kral Rama adına yapılan tapınağı yıktıklarını ve yerine cami inşa ettiklerini öne sürüp yıkılmasını ve yerine tapınağın yeniden yapılmasını talep etmişlerdir. Ancak İngilizler, 1853'teki bu talebi reddettiler.

Hindu ırkçıları, ABD'nin Körfez Savaşı'nı başlatmasından bir süre sonra Aralık 1992'de camiye hücum edip camiyi yıktılar.

O tarihten bu yana yıkık duran caminin yerine Hindu Tapınağı'nın yapılması için bizzat mevcut Hindistan hükümeti Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi 2019'un Ağustos ayında “11 Eylül” gibi ABD tarafından İslam'a karşı mücadelede simgeleştirilen bir günde hükümetin talepleri doğrultusunda karar verdi. Caminin alanına karşılık ise Müslümanlara başka bir yerde iki hektar arazi verilmesini kararlaştırdı.[4]

Müslümanlar, mahkemenin iki hektar arazi rüşvetine rağmen itirazlarını sürdürdüler. Zira yaşananların hükümet tarafından oluşturulan bir stratejinin parçası olduğunun farkındaydılar.

1992'de Babri Camisi olaylarında 600'e yakın Müslümanın şehid olduğu, 275 Hindu'nun öldüğü[5] düşünülürse, hükümetin, Anayasa Mahkemesi'nden söz konusu kararı aldırarak Müslüman karşıtı politikalarda ne kadar kararlı olduğu anlaşılıyor.

Hükümetin Müslümanları endişelendiren üçüncü icraatı ise “Vatandaşlık Yasası Tasarısı” oldu. 2019 Aralık ayında Hindistan Parlamentosu'ndan geçirilen yasa, komşu ülkeler Bangladeş, Pakistan ve Afganistan'dan kaçak olarak ülkeye giren 6 dini (Budist, Sih, Jain, Parsi, Hindu, Hristiyan) grubun mensuplarına altı yıldır burada yaşadıklarını kanıtlamaları koşuluyla vatandaşlık hakkı veriyor. Yasada bu hak sadece Müslümanlara tanınmıyor. Hükümet, "dini baskıdan kaçanlara" yasal statü verilmesinin amaçlandığını, Müslümanların sözü geçen ülkelerde dini azınlık olmadığını ve bu sebeple Hindistan'ın korumasına ihtiyaçları bulunmadığını, bu nedenle yasaya dahil edilmediklerini iddia ediyor.

Müslümanlar ise düzenlemenin hükümetin Müslümanları dışlama siyasetinin bir parçası olduğunu belirtiyorlar.[6] Hindistan kendini laik olarak tanımlayan bir devlet oysa bu düzenleme, Hindistan'ın “kişilere dinlerine göre muamele” uygulamalarına resmiyet kazandırıyor; Hindistan'ı bir Hindu dini devleti hâline getiriyor ki Birleşmiş Milletler dahi yasayla ayrımcılık yapıldığını açıkça ifade etti.[7]

Öte yandan Vatandaşlık Yasası Tasarısı, esasta Asam eyaletinin nüfus yapısıyla oynamaya dönük hazırlanmış görünüyor.

Hindistan'ın kuzeydoğusundaki Assam eyaletinde, Bangladeş'in Pakistan'dan ayrılıp ayrı bir devlet olarak kurulduğu 24 Mart 1971 tarihi öncesinde Hindistan'a geldiğini kanıtlayan kişilerin kayıtlı olduğu bir vatandaşlık listesi bulunuyor. Modi hükümeti o listeyi öne sürerek "kaçak göçmenlerin tespit edilmesi” adı altında Assam eyaletinde yerleşik olanlardan 1971 öncesinde bu eyalete geldiklerini ispatlamalarını istedi. Uygulamayla şu ana kadar iki milyon civarında Müslüman, vatandaşlıktan çıkarıldı.[8]

İngiliz yönetimi, 1947'den öte Bangladeş'in ayrıldığı 1971'e kadar Müslümanlara karşı “ötekileştirme, ayrıştırma, bölme, dağıtma, etkisizleştirme” aşamalarından oluşan bir proje yürüttü.

ABD'nin önderliğindeki Anglo-Sakson dünya, Pakistan'a yönelik baskılarını artırarak bu süreci devam ettiriyor; Hindistan'ın da içeride Müslümanlara yönelik ayrılıkçı politikalarını ise zımnen destekliyor.

Irkçılığın açıkça kınandığı, aparthaid uygulamalarının çağdışı sayıldığı bir dünyada Hindistan Müslümanları, 200 milyonluk nüfusları ile ikinci sınıf vatandaş statüsüne düşüyorlar.

Geçmişin Hindistan'ında Müslümanlar en varlıklı kesimi oluştururken yeni Hindistan'da “gelir, istihdam, eğitim gibi kategorilerde Müslümanlar, Hinduların en alt tabakasını oluşturan 'dokunulmazlar' kastı ile aynı grupta yer alıyor.”

Yüzde 15 Müslüman nüfusuna karşı, Müslümanların devletteki istihdamı sadece yüzde 4 civarında. Müslümanlar, bu durumun iyiye gideceğinden de umutsuz.[9]

Bunun için 1992'den bu yana ilk kez Hindistan'da, Vatandaşlık Yasası bağlamında, bir hükümet uygulamasına karşı Hindistan Müslümanları kitlesel olarak harekete geçiyorlar. Yasanın çıktığı günden bu yana yaklaşık 50 Müslüman şehid oldu. Üstelik, bizzat New York Times ve The Guardian gibi Anglo-Sakson dünyanın gazeteleri dahi polis ve Hindu çetelerin Müslümanlara aynı anda saldırdıklarına dikkat çekiyorlar ve bunu Hindistan Başbakanı Modi'nin kendisi ve partisi BJP'nin ideolojik kökleri ile ilişkilendiriyorlar. New York Times, Yeni Delhi'de Müslüman nüfusun yüzde 13 civarında olmasına rağmen Müslümanların polis teşkilatında sadece yüzde 2 temsil edildiklerini belirtiyor. Gazete, son zamanlarda 1000 civarında Müslümanın Yeni Delhi'de Hindu saldırılarından dolayı kamplara sığınmak zorunda kaldıklarını belirtiyor ve bundan doğrudan başbakan Modi ve partisinin polis teşkilatındaki etkisini sorumlu tutuyor.[10]   

The Guardian gazetesi de Müslümanlara yönelik saldırıların polisin yanı başında gerçekleştiğine dikkat çekiyor. Modi ve partisi ile polis arasındaki bağlantıyı özellikle vurguluyor.[11]

Hint Başbakanı Narendra Modi Kimdir?

Son dönemlerde dünya genelinde sayıları artan milliyetçi, dini alt yapıyı önemseyen, otoriter lider tiplerinden biri olan Hindistan başbakanı Narendra Modi, 2014'te Hindistan'da iktidara gelen BJP (Bharatiya Janata Party/Hindistan Halk Partisi) üyesidir.

BJP, Hint ırkçısı RSS'nin siyasi kanadıdır. RSS (Rashtriya Swayamsevak Sangh/Ulusal Gönüllü Kuruluşu), 27 Eylül 1925'te kurulan bir Hindu militan örgüttür. Ancak örgütün temelleri, 19. Yüzyılın başlarına kadar uzanıyor. Zira RSS, Hint milliyetçiliğinin çatı yapılanması Sangh Parivar'ın (Hint Büyük Ailesi) örgütlü kanadı olarak ortaya çıkmıştır.

Bu yapılanmanın kökleri 1828'de Brahmo Samaj  örgütünü kuran Ram Mohan Roy ve 1875'te kurulan Arya Samaj örgütüne dayanmaktadır.

Bu örgütler, “Hintler için Hindistan” çağrısı etrafında ve Hindistan'ın Hristiyanlaştırılma çabalarına karşı kurulmuş ama geçirdiği değişimle İslam karşıtlığına bürünmüştür. 

Söz konusu yapılanmaların RSS'den önceki son yapılanmaları ise 1915'te Hinduların haklarını korumak için kurulan Hindu Mahasabha'dır.

Mahasabha'nın lideri Viyanak Demodar Savarkar'ın 1923'te kaleme aldığı “Hindutva'nın Temelleri” isimli kitabı, RSS'nin ideolojisi “Hindutva” ilkeleri niteliğindedir.

Savarkar'a göre Hindutva, Hindu kökenli olmaktan fazlasını ifade ediyor. Hinduluk bir ırktır; ırkın bileşenleri olan “ortak kökten gelmek” ve “ortak kanı taşımak” Hindutva'nın vazgeçilmezidir. Hindular farklı kasttan, farklı mezhepten olsa da bir ulustan çok daha öte, aynı atadan gelen ve ortak medeniyeti (Sanskriti) taşıyan bir ırktır ve Hindutva bu ırkın oluşturduğu kolektif bir kimliği, yani “Hindu Ulusunu” (Hindu Rashtra) ifade eder. Bu kapsamda Savarkar'a göre Sihler ve Caynistler de dünün Hindularıdır ve Hindutva içinde yer alır. Müslümanlar ve Hristiyanlar ise Hinduluktan çıkmışlardır; Hindutva'nın ötekileridir. Hindistan yalnızca Hinduların hem anavatanı hem de kutsal toprağıdır.

RSS'yi asıl güçlendiren ise Madhav Sadashiv Golwalkar'dır. Onun 1966'da kaleme aldığı “Düşünceler Demeti” isimli kitap, RSS'nin adeta İncil'i olarak kabul edilmiştir. Golwalkar, bu kitabında Hindistan için en büyük üç tehdit olarak Müslümanlar, Hristiyanlar ve komünistleri sıralamıştır. Böylece Müslümanlar, Hinduluğun en büyük düşmanı olarak tarif edilmiştir.

İngiliz yönetimi tarafından iki kez yasaklanan RSS, Hindistan'ın bağımsızlığından sonra 1948'de kurucu lider Mahatma Gandhi'yi öldürünce bir kez daha yasaklanmıştır.

Mahatma Gandhi'nin seküler ve bütün din mensuplarına açık bir Hindistan fikrine karşı RSS, Müslümanların Pakistan'a göç ettirilerek ülkeden sürülmelerini ve sadece Hindulara ait bir Hindistan fikrini ileri sürmüştür. RSS, görünen kimi engellere rağmen Hindistan'da gittikçe güç kazanmıştır. Hindutva'nın en büyük çatı kuruluşu Sangh Parivar, Hindistan'ın en büyük kuruluşudur ve sadece ülke içinde değil, ülke dışında da Hindu diasporası arasında faaliyet göstermektedir. Ona bağlı olarak 1940'larda Kenya'da kurulan Hindu Swayamsevak Sangh (HSS), bugün ortalama 600 şubesiyle 40'tan fazla ülkede faaliyet göstermektedir.

Sangh Parivar'ın Hindistan içindeki ilk siyasi partisi ise 1951'de kurulan ve 1977'de çalışmalarına son veren Hint Halk Birliği (Bharatiya Jana Sangh)'dir. Başbakan Modi'nin üyesi olduğu BJP ise onun yerine 1980'de kurulmuştur.[12] 1990'lardan itibaren hızla yükselişe geçen BJP, bugün 180 milyon üyesiyle dünyanın, “demokratik” olarak bilinen ülkelerinde, en büyük siyasi partisi olarak bilinmektedir.

1950 Gucerat eyaleti doğumlu Başbakan Modi, RSS ve Sanh Parivar'a henüz çocukluk yıllarında katılmıştır. Yoksul bir ailenin çocuğu olan Modi, 1971'de RSS teşkilatı içinde görev almaya başlamış, RSS'ye yönelik takiplerden dolayı bir süre değişik eyaletlerde kaçak yaşamış, 1985'te bizzat RSS tarafından BJP'de görevlendirilmiştir. Parti içinde genel sekreterlik konumuna kadar çıkan Modi, 2001'de Gucerat eyaletinin başbakanı olmuştur.  

Modi, 2014'te BJP'nin başbakan adayı olarak girdiği seçimden büyük bir zaferle çıktı. BJP, 1984'ten sonra Hindistan tarihinde ilk kez parlamentoda (Lok Sabha) çoğunluğu sağladı. Başbakanlığının ilk yıllarında başarılı bir ekonomi politikası takip ettiğine dair imaj oluşturulan Modi, zamanla eleştirilere uğradı ve eleştirildikçe oy kaybını Hindu milliyetçiliğine daha fazla dayanarak kapatmaya çalıştı. 2019 seçimlerinde Cammu-Keşmir'in özerkliğine[13] son vermeyi ve Müslümanlara karşı Vatandaşlık Yasası Tasarısı çıkarmayı vaat etti. Bu vaatlerle Modi, seçimlerden daha da güçlenerek çıktı. Bu yöndeki icraatları da seçimlerdeki vaatlerini yerine getirme çerçevesi içinde değerlendirilmektedir.

Hindistan'ın geniş yetkilere sahip ve bir tür küçük başbakan konumundaki İçişleri Bakanı, BJP'nin Genelbaşkanı Amit Shah'tır. 1964 doğumlu Shah'ın bir RSS militanı olarak sicili oldukça kabarıktır. Shah, 25 Kasım 2005'te hanımıyla birlikte katledilen Müslüman lider Suhrebeddin Enver Hüseyin Şeyh'in (Sohrabuddin Anwarhussain Sheikh) katili olarak yargılanmıştır.  

Modi'nin Gucerat Başbakanı olduğu günlerde Enver Hüseyin, demokrat bir kişilik olarak bilindiği hâlde Hindistan polisi tarafından Pakistan'da örgütlü İslamî grup Leşker et-Tayyibe'nin üyesi olmakla suçlanıyordu.

Shah, 2010'da vaka ile ilgili tutuklanmış ve sadece üç ay geçtikten sonra Gucerat Yüksek Mahkemesi tarafından serbest bırakılmış, ardından iki yıl süreyle eyalete girişi yasaklanmıştır.

Shah gibi bir RSS militanının içişleri bakanı olması Hindistan polisinin Müslümanlara karşı tutumunu genel olarak açıklamaktadır.

Bu arada Hindistan'da son dönemde Müslüman yerleşim alanlarının Hint isimleri ile değiştirildiğini de ifade etmek gerekir. Bu çerçevede Uttar Pradesh eyaletinde yer alan Faizabad, Hinduizm'in tanrılarından Rama'nın doğum yerine yakınlığı gerekçesiyle ismi değiştirilerek Ayodhya yapıldı. Allahabad şehrinin adı da Prayagraj olarak değiştirildi. Ülkenin batısındaki Gujarat eyaletindeki BJP hükümeti de Ahmedabad şehrinin adını Karnavati olarak değiştirmeyi öngören bir düzenleme hazırlığında. Güneybatıdaki Telengana eyaletinin başkenti Hyderabad şehri için düşünülen isim ise Bhagyanagar.”[14]

Hindistan'daki İslam Karşıtlığı İslamofobi'nin Neresinde?

Hindistan'taki İslam karşıtlığı ile Batı'daki İslamofobi arasında açık bir ilişki gözlenmektedir. Öncelikle her iki akım, Medeniyetler Çatışması tezinde birleşmektedir.

Batı'daki İslamofobi, Medeniyetler Çatışması tezinin uygulamaya konması olarak değerlendirilebilir.[15]

Medeniyetler Çatışması tezinin oluşturulmasında Hintli düşünürlerin önemli bir katkısı vardır. Söz konusu tezde, Yeni dünyanın “komutan Amerika” ve “asker Hintliler” unsurları etrafında düşünüldüğü “Medeniyetler Çatışması”nda, Batı'nın alt personel unsuru Hintlilerden karşılanmış; Çin karşıtlığı gibi İslâm karşıtlığında da Hintlilerin milliyetçi eğiliminden yararlanılmaya çalışılmıştır.[16]

Diğer yandan, Hindutva'nın bugüne kadar geçirdiği değişim, Avrupa'daki Neo-Nazizm'in geçirdiği değişimi andırmaktadır. Geçmişte Yahudi karşıtı olan Neo-Nazi grupları nasıl ki zamanla İslam karşıtlığına evirilmişse BJP de zamanla İslam karşıtlığı yönünü bilemiştir.

BJP üyeleri, Aryan ırkından gördükleri Hitler'e büyük bir sevgi beslemekteydiler, nitekim Modi'nin Gucerat eyaleti başbakanlığı döneminde Hitler'i öven pek çok yayın yapılmıştır. Yine RSS, ilkin Hristiyan karşıtlığını öne çıkarmış ancak bugün Modi ve BJP, Evanjelizm ve dolayısıyla siyonizmle çok sıkı bağlar içindedirler.

Modi ile İsrail Başbakanı Netanyahu arasında iki başbakanın ilişkisini aşan bir “dostluk” söz konusudur. İkilinin twitter yazışmaları, diplomatik ilişkileri dahi aşmaktadır.[17]

İsrail ile Hindistan arasındaki yakınlaşma, Hindutva ile doğrudan ilişkilendiriliyor. Modi ve Netanyahu ise ilişkilerini 2008 Mumbai vakasının duygusallığı üzerinde bina ettiklerini duyuruyorlar.[18] Mumbai'de 2008'de bazı Yahudilerin de öldürüldüğü bir saldırı gerçekleşmiş ve Hindistan, saldırıdan Pakistan merkezli Leşker-i Tayyibe'yi sorumlu tutmuştu. Modi, 2017'de İsrail'e gittiğinde saldırıdan iki yaşında iken kurtulan Moshe Holtzberg adlı Yahudi çocuğu da ziyaret etmişti.[19]

“Hindistan-İsrail ilişkilerinin geliştirilmesi, Obama'nın henüz yeni başkan olduğu, 2008-2009 yıllarının ana gündemiydi. Ama Hindistan, Batı ile ilişkisini hep canlı tutsa da İsrail'le ilişki konusunda tereddütler yaşıyordu. Bunun iki nedeni vardı: Hindistan'ın 200 milyonu aşkın Müslüman nüfusu ve Arap dünyası ile ticari ilişkileri…

Hindistan, İsrail konusunda hassasiyet sahibi olan Müslüman nüfusunun harekete geçmesinden endişe ediyordu. ABD ve Batı dışında İsrail'le ilişkileri gelişkin ülkelerle ticaretini sınırlı tutan Arap ülkelerini de ‘halkları karşısında güç durumda bırakmak' istemiyordu.” Nitekim, Hindistan, İsrail'i en geç tanıyan Arap olmayan ülkelerden biriydi ki bu tanıma ancak 1992'de gerçekleşebilmişti.

Oysa 2017'de, önce “İsrail cumhurbaşkanı Reuven Rivlin, Hindistan'a görkemli bir ziyaret gerçekleştirdi. Ardından Hindistan Başbakanı Modi, İsrail'e gitti. Bu Hindistan ile İsrail arasında 25 yıl öncesine dayanan diplomatik ilişkilerin başlamasından bu yana ilk kez bu düzeyde gerçekleşen bir ziyaretti.

Modi ve Netanyahu'nun ziyaret öncesinde The Times of India gazetesinde birlikte yayımladıkları makale, bu ziyaretin ürkütücü yanına işaret ediyor. ‘Hindistan ve İsrail geleceğe el ele yürüyor' başlığını taşıyan makalede, iki taraf arasındaki ilişkilerin, ‘doğal bir ortaklık' olarak 25 yıldan bu yana günden güne güçlendiğine dikkat çekiliyor, Hindularla Yahudiler arasında ruhsal bir bağın bulunduğu iddia ediliyor. İki tarafın da canlı ve modern bir demokrasiye sahip olduğu vurgusu yapılıyor. İsrail'in teknolojik gücünün Hindistan'ın insan unsuruyla buluşmasının önemine değinilerek Hindistan'ın ‘Hindistan'da üret!' projesinin İsrail için ‘Hindistan'la birlikte üret!' şeklinde uyarlanmasından söz ediliyor.”[20]

Netanyahu da Ocak 2018'de Hindistan'a görkemli bir ziyarette bulundu.[21] Bu ziyareti 2019'da başka bir ziyaret takip edecekti. Ancak İsrail'deki siyasi koşullar uygun olmadığından ve ardından Korona salgını, ziyaretin gerçekleşmesini engelledi. Bugünlerde Korona salgını ile ilgili olarak İsrail'in en çok temas hâlinde olduğu ülke, Hindistan'dır.

Modi dönemindeki Hindistan-ABD ilişkileri de Hindistan-İsrail ilişkilerini andırmaktadır. Geçmişte 3. Dünya Ülkeleri'nin lider ülkesi olarak Hindistan ile Amerika arasında mesafeli bir ilişki söz konusuydu. Modi döneminde bu durum, tamamen değişmiş görünüyor. ABD Başkanı Donald Trump, Korona tehdidine rağmen  Şubat ayı sonunda Hindistan'ı ziyaret etti ve hatta istisnai bir durum olarak Trump,  bir stadyumda Hintlilere hitap etti. Trump, Modi'ye destek turu gibi görünen ziyareti sırasında Vatandaşlık Yasa Tasarısı protestoları çerçevesinde katledilen Müslümanlardan ise hiç söz etmedi.[22]

Bu bağlamda BJP'nin ve Modi'nin Hindistan'daki iktidarını, Güney Amerika'da sol partilerin ardından “ABD-Evanjelizm-Siyonizm” desteğiyle iktidara gelen sağ partilere benzetmek de mümkündür.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Hindistan Müslümanlarının yaşadığı sorunlar yüzeysel değil, derinlemesine “Hindutva”nın; genişlemesine “Evanjelizm ve Siyonizm”in İslam karşıtı stratejilerinin bir kesitidir. 

Hint hükümetinin Müslümanlara karşı mevcut siyaseti; Büyük Britanya döneminde Müslümanlara karşı yürütülen “ötekileştirme, ayrıştırma, bölme, dağıtma ve etkisizleştirme” stratejisini “imha” ile neticelendirme hedefi üzerine kurulmuştur. Başka bir ifadeyle, Hindistan iktidar partisi BJP, ideolojisi Hindutva'da açıkça belirtildiği üzere Hindistan'ı Müslümansızlaştırma siyaseti yürütmektedir. 

BJP, bu siyasetinde dışarıda Medeniyetler Çatışması tezinin sahipleri Evanjelist ve Siyonistlerle ittifak halindedir. Bizzat BJP, dünyadaki İslam karşıtı süreci değerlendirip böyle bir ittifak için girişimde bulunmuştur ve söz konusu güçler, Güney Asya siyasetleri ve dünya ile ilgili stratejilerinde BJP'yi “uygun müttefik” olarak görmüşlerdir.

Konunun Güney Asya ile ilgili yanı, İslam'ın geçmiş yüzyıllarda aldığı bütün darbelere rağmen Güney Asya'da büyük bir toparlanma sürecine girmiş olmasıdır. Endonezya ve Malezya'daki İslamî uyanışın Pakistan ve Afganistan üzerinden Orta Asya ile de buluşması, İslam'ı söz konusu bölgede neredeyse bir milyara yaklaşan bir nüfus gücüyle yeniden bir bölge ve dünya gücü hâline getirecektir. Müslümanların yaklaşık yarısının yaşadığı bu coğrafyadaki böyle bir gelişmenin önüne geçmenin en kolay yolu Hint Müslümanlığını, Hindistan'dan sürüp Bangladeş ve Pakistan'da etkisizleştirmekten geçmektedir. Bu üç ülkede 600 milyona yaklaşan Müslüman nüfus etkisizleştirilmeden, Orta Asya ile Endonezya ve Malezya adaları arasında bir bütünleşmeyi engellemek mümkün değildir.

Öte yandan Evanjelizm ve Siyonizm, İslam'a karşı düşmanlığı “Bush Teorisi” üzerinden iklim değişikliği ile mücadele gibi küresel bir sorun ve her kesimin katılması gereken “bir insanlık sorunu” gibi ele almakta, dünyanın hiçbir noktasında İslamî bir uyanışın gerçekleşmemesi için projeler geliştirip bu projelere müttefikler bulmaktadır. Hindistan'da Müslümanlara karşı geliştirilen strateji de bu kapsamda ele alınmalıdır.

Bu strateji karşısında artık, bölgesel, etnik ve mezhepsel dar çözümlerin iş görmediği görünmektedir. Yine Hindistan'da Müslümanlar arasında yaygın olan bireysel ve dar toplumsal sıkı dindarlığın İslam'ın yaşanmasında kısmi bir süreklilik sağlasa da bir kurtuluş stratejisine dönüşmediğinde etkisiz kaldığı açıktır.

Müslümanların küresel ölçekte (beynelmilel), bütün Müslüman kesimleri kapsayıcı projelere ve bir üst stratejiye gereksiniminin olduğu artık çok açıktır. Atılacak her adım, ancak böyle bir stratejiye hizmet edecekse durumu düzeltmeye hizmet edecektir.

Çalışmanın Tamamına PDF Formatında Ulaşmak İçin Tıklayınız

[1] Örneğin, BBC'nin aktardığına göre Bombay'ın gecekondu mahallelerinde Müslümanlara eğitim veren bir yardım kuruluşunun başkanı Dr. Muhammed Katkatay "Gidip başka bir dünyada yaşayamayız. Ben birisinin gözünü çıkarsam Müslüman toplumun tümü kör edilir" demiştir.

[2] BBC, bu durumu da “Hindistan gibi devasa ve çeşitlilik içeren ve Müslümanların inançtan başka fazla bir şey paylaşmadığı bir toplumda, değil militan ideoloji, bütünlüklü bir İslam kimliğiyle ortaya çıkmak bile zor. Yani ülkenin güneyinde Kerala'daki bir Müslümanın aynı eyaletteki bir Hindu ya da Hristiyan ile ortak yanları kuzeydeki Uttar Prateş eyaletindeki bir Müslümanla paylaştıklarından daha fazladır.” sözleri ile ifade ediyor.

[12] Duygu Çağla Bayram, “Hindutva-RSS-BJP-Modi: İdeolojik prizmayla yeniden tasarlanan Hindistan'ı anlamak”, Anadolu Ajansı, Aralık 2019, Hindutva-RSS-BJP ModideolojikprizmaylayenidentasarlananHindistananlamakAA.pdf ET: 06.04.2020.

[13] Hindistan ve Pakistan arasındaki Keşmir sorunu hakkında daha fazla bilgi için bkz. SDAM, “Dünden Bugüne Keşmir Sorunu”, Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi, http://sdam.org.tr/haber/116-dunden-bugune-kesmir-sorunu/ ET: 06.04.2020.

[15] Murat Aktaş, “Avrupa'da Yükselen İslamofobi ve

Medeniyetler Çatışması Tezi”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt:13, No:1 (Yıl: 2014), s.31-54, http://aacd.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/462/2018/02/C13S1Aktas.pdf ET: 06.04.2020.

 



Yorumlar Yükleniyor..
DİĞER TÜM YAZILAR
Kategoriye ait diğer yazılar
Göztepe mahallesi İSTOÇ 3. Cadde N Blok No: 6/103 Bağcılar / İstanbul - Email: sdamstrateji@gmail.com
Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.