Diriliş Mefkûresinin Mütefekkiri Sezai Karakoç ve Diriliş İdeali
DÜŞÜNCE ANALİZ - 22.11.2021 16:50
“Diriliş” ideali ile tanınmış olan Sezai Karakoç, kendine özgü bir öğretiyi, edebi yönüyle harmanlayarak ortaya koymuş ve kendisini de bu idealin hizmetine adamıştır. Bu ideal, tasavvur edilmiş tarihte ve hayatta, yaşanılan zamanda karşılığı olmayan, insan aklının ve ruhunun, sosyal yaşantının dışında kalan bir ‘hülya' mahsulü değildir. “Diriliş” idealini oluşturan düşünce sistemi, İslam'dan ve ondan neş'et eden İslam medeniyetinden başka bir şey değildir. Bu idealin düşünce sistematiğinde ve atiye taşınmasında gençliği merkeze oturtmuştur. “Diriliş Neslinin Amentüsü” adlı eserinde, ‘Diriliş'i ve neslini vasıflandırırken şunları paylaşır: “Öncü bir neslin, diriliş neslinin yetişmesi elzemdir. Bu neslin en belirgin özellikleri; tarih bilinci ve derinliği, içinde yaşadığı toplumla barışık olma ve toplumunun her katmanında varlık gösterme, çalışkanlık ve savaşçılık olmalıdır. Öncelikle diriliş eri, savaşçı olmak mecburiyetindedir.

Sidar ERGÜL 

  1. GİRİŞ

            1933 yılında dünyaya gelen Sezai Karakoç, babasının görevleri nedeniyle memleketin farklı şehirlerinde öğrenim hayatını sürdürmüş, üniversite sürecini ise Ankara'da geçirmiştir. Hayatının bu aşamalarında olgunlaşma yolunda önemli aşamalar katederken beraberinde ülkenin resmini çekme imkânını da elde etmiştir. Lise ve üniversite yılları, ülkedeki ‘Tek Parti'ye dayalı siyasal sistemden çok partili parlamenter sisteme geçişin yaşandığı, halkın ‘Tek Parti' sistemine, ‘Artık Yeter' dediği siyasi, sosyal bir değişimin yaşandığı döneme denk gelmiştir. Gençlik ve üniversite hayatını; batıcılığın dümeninde ve seküler bir siyasanın egemenliğinde, ittihat terakki mirasını devralarak devrimsel bir dönüşümle kendi hedeflerine taşıyanların gölgesinde geçirmiştir. Ülkede tesis edilen yeni rejimin kendisini tahkim ettiği, muhaliflerini ‘devrim ve devlet' kutsaldır tabusu ile bertaraf ettiği dönemin ağır kokusunun alındığı ve nice şahidinin canlı olduğu bir zamanda yaşayan Karakoç, ailesinin mutedil anlayışında İslami bir şahsiyet olarak yetişmiştir.

1950'li yıllarda Türkiye'de Demokrat parti iktidarıyla oluşan ‘kısmi' normalleşme sürecinde basın-yayındaki çeşitlenmeler, fikri mülahazalar; Karakoç'un düşün dünyasının şekillenmesinde etkili olmuştur. Ülkede gerçekleştirilen tüm darbelerin; topluma ve siyaset kurumuna dayattığı ağır şartlara, İslami kitleye yapılan baskılara ve dışlamalara tanıklık etmiştir. 1960'lı yıllardan itibaren ülkede görülen ideolojik kamplaşmalara, üniversitelerdeki sağ-sol gruplaşmalarına, akademisyenlerin de kendilerinden beklenen ‘bilimsel' duruş ve tekno-bilgi üretimleri yerine söz konusu ideolojilere ve gruplaşmalara taraf olmalarının doğurduğu ‘niteliksiz' akademiye ve toplumu ayrıştırıcı tutumlarına da şahitlik etmiş ve önermeli eleştirilerde bulunmuştur.

Temelleri Tanzimat döneminden itibaren atılan, batıya yollanan talebelerin pek çoğunun ithal ama İslam toplumunun yapısına aykırı virüslü fikirleriyle toplumsal bünyeyi ve siyasal düzeni, özendikleri Batı'ya yamama sürecinin sonunda ülkede hem siyasal sistemin hem de sosyo-kültürel dokunun yerle bir edilmesi için yapılanlara yakinen şahitlik etmiştir.

Sezai Karakoç yaşamını, gayretini; ‘Diriliş' mefkûresiyle ifade ettiği yüce gayeye adamıştır. Kendisini ‘İslam'ın ve İslam Medeniyetinin bir neferi olarak görmüş, fikriyatını bu temel üzerine inşa etmiştir. Batı uygarlığının sömürgecilikle, sanayileşmeyle elde ettiği tekno-ekonomik ve askeri güç karşısında İslam dünyasının ‘ezilmişlik' psikolojisiyle teslimiyetine itiraz etmiştir.

Batı'nın maddi güce tapan zihniyeti sonucu insanın ‘fıtri' olarak ifade edilen ‘insani' yönünü tutsak ettiğine, Müslümanların ise bu yanılgıdan ve ezilmişlikten azade olması için ‘Diriliş' ruhuyla ‘aslına' dönerek ‘ihya' olması gerektiğine inanarak hareket etmiştir. Bu bir bakıma Arnold Tonybee'nin deyimiyle ‘medeniyetlerin meydan okumaları'dır. Batı; inancı, ruhun hakikatini, kalbin muhabbetini ve erdemli ahlakı yok sayarken, varlığını sadece ‘maddeye-güce' hasretmiştir. Karakoç, buna karşın hem ‘İslam Medeniyeti'nin tarih boyunca karşılaştığı pek çok ‘meydan okumaları' bertaraf etmeye muktedir güce sahip olduğunu muhataplarına haykırmış, hem de ‘Diriliş' mücadelesi ile Batı modeline karşın ‘İslam'ın insan modelini' savunmuş ve bunun toplumda yaşanılır olmasını hedeflemiştir. İslam medeniyeti, potansiyel enerjisine her zaman sahiptir. Yapılması gereken bu potansiyel enerjinin kinetik enerjiye dönüşümünü sağlayabilmek, bunun önünde oluşan arızi faktörleri gidermektir.

Mütevazi şahsiyeti ve yaşantısıyla ‘devletlinin iltifatına' iltifat etmeyen düşünür, edebiyatçı-yazar Karakoç; eserleriyle, konuşmalarıyla ‘Diriliş' idealine hizmetkar olmuştur.

PDF FORMATINDA TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ.



Yorumlar Yükleniyor..
Göztepe mahallesi İSTOÇ 3. Cadde N Blok No: 6/103 Bağcılar / İstanbul - Email: sdamstrateji@gmail.com
Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.