İsrail'in Kürt Meselesine Artan İlgisi ve IKBY'de Bağımsızlık Referandumu
GÜNDEM ANALİZ - 18.09.2017 17:29
Analizimiz, bölgesel dengelerin değişimine paralel, İsrail'in Kürt Meselesine yaklaşımındaki dönüşümü ve IKBY'deki bağımsızlık referandumuna olan desteğini incelemektedir.

İsrail, son dönemde Kürt meselesiyle geçmişte olduğundan daha yakın bir ilgi içerisindedir. Eylül ayının başından bu yana, İsrail yöneticilerinin bu konudaki açıklamaları birbirini destekleyerek peş peşe yayımlanmaktadır.

11 Eylül'de Washington'da bulunan İsrail eski Genelkurmay Başkan Yardımcısı Yair Golan, PKK'yi bir terör örgütü olarak görmediğini belirtmiştir. Bununla birlikte “İran, Irak, Suriye ve Türkiye Kürtlerini -eğer ki bir araya getirirseniz- nasıl bir araya getireceğinizi ve sınırları ben tam olarak belirleyemem” diyen Golan, “Fakat İran'a ve bölgede yaygın olan istikrarsızlığa bakarsanız, bağımsız ve birleşik Kürt oluşumunun, bu bataklık için çok da kötü bir fikir olmadığını görürsünüz.” ifadelerini kullanmış; ‘Büyük Kürdistan'ı kurmanın bölgede istikrara katkı sağlayacağını savunmuştur.[1] Ondan bir gün sonra, 12 Eylül'de İsrail Adalet Bakanı Ayelet Şaked, İsrail ile Batı ülkelerinin Kürdistan devletinin kurulmasında büyük menfaati olduğunu söyleyerek “ABD'nin referandumu destekleme zamanının geldiğini düşünüyorum” demiştir.[2]  Son açıklama ise İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'dan gelmiş, Netanyahu 13 Eylül'de yaptığı açıklamada İsrail'in bağımsız Kürdistan'ı destekleyecek ilk devlet olacağını söylemiştir.[3]

Buna karşılık İsrail'in dış politikada daima uyum içinde bulunduğu ABD,  Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin bağımsızlık için referandum tarihini ilan ettiği günlerden bu yana ısrarlı bir şekilde bu referandumun yapılmasına karşı olduğunu duyurmaktadır.  Bu durum, son döneme kadar Kürt meselesine genellikle duyarsız kalmış görünümü veren İsrail'in tutumunu daha da dikkat çekici kıldığı gibi bu tutumun daha etraflıca değerlendirilmesini de gerektirmektedir.

Irak Kürtlerinin bağımsızlık talepleri yeni değildir. 20. yüzyılın yarılarından itibaren Barzani ailesi Kürdistan'ın bağımsızlığını her Kürdün içinden geçen arzu olarak görmüş ve bu noktada elde ettiğini düşündüğü fırsatları değerlendirme yönünde hareket etmiştir. Son süreci ise IKBY Başkanı Mesud Barzani 1 Temmuz 2014'te BBC'ye verdiği bir mülakatta ilan etmiştir. Söz konusu mülakatta “Bağımsızlık Kürdistan halkının doğal hakkı” diyen Barzani, Irak'ın hâli hazırda bölünmüş olduğunu ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin bağımsızlık için birkaç ay içinde referanduma gideceğini söylemiştir.[4] Ancak tarih ilanı IKBY içindeki ve dışındaki gelişmelerle bağlantılı olarak 2017'yi bulmuştur.

Referandum tarihinin ilan edildiği günden bu yana Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin bağımsızlık talebi hep İsrail'le birlikte anılmış ve bu konuda üç taraf belirmiştir:

1. “İkinci İsrail kuruluyor” Söylemini Kullananlar

Irak Kürdistanı'nın bağımsızlık talebini, bilindiği kadarıyla, “İkinci İsrail” olarak niteleyen ilk kişi Irak BAAS Partisi'nden Saddam Hüseyin'in Savunma Bakanı Abdulaziz el-Ukaylî'dir.  el-Ukaylî, 1966 yılında Irak'taki Kürtleri Ortadoğu'da “ikinci bir İsrail”  kurma hevesi içinde olmakla suçlamış;  “Batı'da olduğu kadar Doğu'daki güçlerin de, sömürgenin kuruluşu sırasında 1948'de yaptıkları gibi, Kuzey Irak topraklarında yeni bir İsrail devletinin kurulmasına yönelik projeler içinde olduğunu iddia etmiştir.[5]

el-Ukaylî'nin bölge ülkelerinin konuya farklı bakış açısını hissettiren bu açıklaması, Türkiye ve İran'da ana söylem hâline gelmiştir. Türkiye ve İran, o tarihten bu yana Irak Kürdistanı'nın bağımsızlık yönündeki taleplerini,  İran'da resmi, Türkiye'de gayri resmi kanallardan bu söylem etrafında değerlendirmişlerdir.

2. IKBY'deki İsrail Yanlısı Lobi

İlk kez İsmet Şerif Vanlı'nın 1964'te Molla Mustafa Barzani'ye, İsrail'le temasa geçmesini önerdiği, Vanlı'nın bu amaçla İsrail'e gidip dönemin İsrail Başbakanı Levi Eshkol ve Şimon Peres'le görüştüğü bilinmektedir. Görüşmenin ardından İsrail, Şerif Vanlı için Washington ziyareti ayarlamaya çalışmış ama ABD bunu reddetmiştir. [6]

1964'ten sonra İsrail'le Irak Kürdistanı'ndaki siyasi yapı arasında görüşmeler gerçekleşmişse de iki taraf arasında yoğun ilişki Saddam Hüseyin'in 1991'de Kürtleri göçe zorlamasından sonra gelişmiştir. Bu süreçte özellikle, 1940-50 yılları arasında Ali Baba Operasyonu ile Irak Kürdistanı'ndan İsrail'e nakledilen ve nüfusları yüz bini bulan Yahudiler iki taraf arasında bir tür elçilik görevi üstlenmiştir. 2009'da ise Davud Bağıstanî isimli şahıs, gelişen bu ilişkinin simgesi hâline gelmiştir.[7]

Bağıstanî, “Israel Kurd Institute” isminde bir enstitü kurmuş; bu enstitünün aynı isimdeki yayın organı olan dergi aracılığıyla Kürtler arasında İsrail yanlılığını güçlendirmek için düzenli propaganda çalışmaları yürütmüştür.[8]  İsrail'in IKBY'deki faaliyetlerinin arttığına dair haberler 2010'dan sonra medyada daha sık görünür olmaya başlamıştır.[9] Türkiye'de 17-25 Aralık sürecinde Halk Bankası'nın zarar görmesiyle Türkiye'nin IKBY petrolünün sevkiyatındaki rolünü sürdürmesi güçleşirken Financial Times, 23 Ağustos 2015'te Kürdistan Bölgesi'ndeki petrollerin üç çeyreğinin (dörtte üçünün) İsrail tarafından pazarlandığını yazmıştır.[10] Söz konusu gazete aynı haberde iki tarafın bölgede Batı müttefiki iki Arap olmayan unsur olarak müttefiklik zemini bulduğunu da yazmıştır.

Süreç içinde Mesud Barzani, İsrail'le açıkça yan yana görünmekten uzak dururken İsmet Şerif Vanlı gibi isimlerin girişimleri ile Kürtleri Yahudilere yakınlaştırma konusunda İsveç merkezli görünen kapsamlı bir proje yürütülmüş; İsveç Vakıfları'nın desteğiyle hazırlanan Kürtçe gramer kitaplarının başlarına Kürtlerin Yahudilere benzerliği gibi yazılar bile konabilmiştir. Bu çalışmalar, özellikle sol görüşlü Kürtler arasında ilgi görmüştür. 1990'lı yıllara kadar klasik sosyalist gelenek içinde İsrail karşıtı görünen sosyalist gruplar, o yıllardan sonra Kürtlerin, hiçbir zaman Kürt meselesine insan merkezli yaklaşmayan ve Kürt halkının yaşadığı problemlerle ilgili görünmeyen İsrail'le işbirliği yapmaları gerektiğini açıkça dillendirmişler, Kürtler arasındaki İsrail aleyhtarı yaklaşımları ihanetle itham etmişlerdir.

Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Genel Başkanı Celal Talabanî,  üzerinde Irak Cumhurbaşkanlığı sıfatını taşımasına ve Irak'la İsrail arasında diplomatik temas bulunmamasına rağmen 2008'de, Atina yakınlarındaki 23. Sosyalist Enternasyonal Kongresi'ne katılan İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın elini sıkmıştır. Talabanî, tutumunun tepki alması üzerine kongreye İşçi Partisi adına katılan Barak'ın elini Irak Cumhurbaşkanı olarak değil, KYB lideri olarak sıktığını söylemiştir.[11]

Dr. Simon Ross Valentine tarafından 27 Ağustos'ta Rudaw'a yazılan bir yazı ise Kürtlerin İsrail'le ilişki konusunda sürüklenmek istedikleri konumu açıkça teşhir etmektedir. Dr. Simon -İngiltere'de eski bir Bradford Grammar School öğretmeni- DEAŞ'ın bölgede göründüğü ilk yıllardan itibaren Suudi Arabistan dâhil tüm bölgeyi dolaşmakta ve  “terörizm karşıtı bir yardımsever” olarak Kürtleri etkilemeye çalışmaktadır.[12]

Dr. Simon, Rudaw'ın da yayımlayarak destek verdiği “İsrail'den Öğren!” başlığı altındaki yazısında, bölgede bilinen bütün hakikatleri ve değerleri alt üst ederek Kürtlerin bağımsızlaşma ve devletleşmeyi İsrail'den öğrenmesini, Kürtlerin yaşadıkları ile Yahudilerin yaşadıklarının bir olduğunu, Arapların İsrail askerlerinin başarılarını Nakba diye itham ettiklerini, İsrail askerlerinin ise yaptıklarını milli hedeflerine ulaşmak için gerçekleştirdikleri bir ibadet olarak gördüklerini, peşmergenin de meseleye onlar gibi yaklaşmasını önermektedir.[13]

Dr. Simon'un I. Dünya Savaşı sonrasında İngiltere'nin başını çektiği İtilaf Devletlerince devletle ödüllendirilen Yahudilerle aynı güç tarafından aynı süreçte cezalandırılan Kürtleri bir tutan görüşleri ona özgü değildir. Bu görüşler, son dönemde sosyalist Kürt grupları tarafından heyecanla paylaşılmakta ve yayılmaktadır. Sekülerizmi “siyasi mücadelede ilkesizlik” fırsatı olarak anlayan bu gruplar, bölgenin yerleşik değerlerini hiçe saydıkları gibi savundukları görüşlerin gelecek açısından taşıdığı riski de göz ardı etmektedirler. Seküler sağ siyasetçi Kürt yapılanmalarının da uzak olmadığı bu akım, İsrail'in Kürtlerle işbirliği yönünde bir tutum içine girmesini kaçırılmaz bir fırsat olarak görmekte, buna karşı duran her tür tutumu mahkûm etmektedir.

3. İsrail ve Kürt Meselesine Yaklaşımındaki Dönüşümü

I. Dünya Savaşı'nın galiplerinin oluşturduğu zemin ve II. Dünya Savaşı galiplerinin verdiği destekle İslam dünyasının merkezinde varlık olanağı elde eden İsrail, bölge politikasında ABD'nin dış politikasıyla uyumlu hareket etmiştir. ABD'nin Soğuk Savaş Dönemi'nde bölgenin hâkim toplumlarını müttefik edinip “azınlık toplumları” konusunda duyarsız kalma politikasına bağlı kalan İsrail, Kürtlerin siyasi bir güç olarak ortaya çıkmasına baştan beri muhalefet eden Türkiye ve İran'la çok yönlü ilişkiler geliştirmiş, Kürt meselesine hep uzak kalmıştır. 1979 Devrimi'nde Şah Rıza Pehlevî'nin devrilmesiyle bölgede önemli bir müttefikini kaybeden İsrail, 17 Eylül 1978'de Enver Sedat'la imzaladığı Camp David Anlaşması ile Mısır'da soluk bulmuş; Türkiye ve Mısır üzerinden bölge siyasetinde yer edinmeye çalışmıştır. Ancak 25 Ocak 2011'den sonra Mısır'da yaşananlar ve İhvân-ı Müslimîn'in iktidara gelmesi, Mısır'daki bu değişimi destekleyen Türkiye'nin yeni tutumu ile birlikte İsrail'i ürkütmüş ve yeni bir arayışa sürüklemiştir.

2011'den sonra ABD'nin, Graham Fuller gibi CIA teorisyenlerinin geliştirdiği, İslamî hareketlere karşı durma ve ABD ile uyumlu çalışma konusunda eskisi kadar istekli görünmeyen “hâkim toplumlara” karşı “azınlık toplumları” destekleme neo-liberal siyaseti, İsrail'in Kürt meselesine ilgisinde bir değişime gitmesine yol açmıştır. İsrail aynı dönemde İran'ın Arap yarımadasındaki yeni faaliyetleriyle birlikte İhvân-ı Müslimîn'in Mısır'da iktidar olmasından da ürken ve bu konuda Türkiye ile de karşı karşıya gelen Suudi Arabistan'ın müttefik arayışını da ABD'deki lobilerin desteğiyle değerlendirmiş ve Kürt meselesinde yeni bir aşamaya geçmiştir.

31 Ağustos'ta Caroline B. Glick tarafından Netanyahu yanlısı Jerusalem Post gazetesine yazılan “Kürdistan İçin Stratejik Durum” başlıklı yazı, İsrail'in Kürt meselesinde yaşadığı dönüşümdeki saikleri açıkça ortaya dökmektedir. Söz konusu yazıda, Türkiye'nin bölgede Amerikan karşıtı bir güç olarak büyüdüğü dile getirilerek ABD'nin referandum karşısında takındığı tutum eleştirilmekte, İsrail'in tutumu ise Türkiye'nin büyüyen bir güç olarak Arap yarımadasına duyduğu ilgiyi önleme ve bu ilginin başarısızlığa ulaşması için bağımsız bir Kürdistan'ın bir set olarak üstleneceği rolü desteklemek olarak öne sürülmektedir. İsrail, özetle, Türkiye'yi Osmanlı'yı diriltme çabasında olmak, bu çaba doğrultusunda Suriye meselesine ve Arap yarımadasına ilgi duymakla itham etmekte, bağımsız bir Kürdistan'ın Türkiye'nin durdurulmasında önemli bir işlev göreceğini düşünmekte, bu tutumunun Arapların ve Batı'nın da çıkarına olduğunu iddia etmektedir.[14]

Söz konusu yazıda dile getirilen görüşlerin nasıl bir arka plana sahip olduğu ise Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da yerleşik The Middle East Center for Strategic and Legal Studies (Ortadoğu Stratejik ve Legal Çalışmalar Merkezi)'in kurucu başkanı emekli General Enver Macid Eşki'nin faaliyetlerinde ortaya çıkmaktadır.

Eşki Haziran 2016'da İsrail'e gitmiş, İsrailli yetkililerle bir araya gelmiş ve bu faaliyetleri açıkça basınla paylaşılmıştır. Enver Eşki, bu görüşmede İsrail'in dış işleri ve sözde terör karşıtı istihbarat ve operasyon yetkilileri ile görüşmüş;[15] “Bana göre İsrail'le Suudi Arabistan sorunun çözümü konusunda aynı görüşe sahip olmalarına rağmen işbirliği yapmıyorlar. Biz, İsrail'den teröre kaynaklık eden sorunları çözmesini istiyoruz. Filistin, terörizmin kaynağı değil ama Filistin sorunu terörizme yol açıyor” demiş; Suudi Arabistan ile İsrail arasında daha açık ilişkilerin geliştirilmesi çağrısında bulunmuştur.

Enver Eşki, bölgede nasıl bir çözüm öngördüğünü ise 2015'te Dış İlişkiler Konseyi (Council on Foreign Realitions-CFR) adlı Amerikan kuruluşunda, eski İsrail Başbakanı Ariel Şaron ve mevcut Başbakan Netanyahu'nun danışmanlarından, İsrail'in Dışişleri Bakanlığı Genel Direktörü Dore Gold'la birlikte yaptığı “Bölgesel Zorluklar ve Fırsatlar” isimli sunumda -ki Dore Gold'un doktora tezi Suudi Arabistan'la ilgilidir- şu düşüncelerle dile getirmiştir:

1. Sovyetlerin yıkılmasından sonra ABD, “Ortadoğu”da yalnız değildir. Çin, ABD ile yarış halindedir. Türkiye ve İran da bölgededir. Çin, Ortadoğu'ya açılırken diğer iki ülke tarihleriyle uyumlu bir genişleme çabası içindedir.

2. Amerika ve Avrupa, Yemen'de oluşmuş koalisyonu desteklemelidir; bunun bir Arap gücüne (ortak ordusuna) dönüşmesi için katkı vermelidir.

3. Türkiye ve İran'a karşı Araplar için tampon bölge olacak bir büyük Kürdistan kurulmalıdır.[16]

Bu faaliyetlere bakıldığında İsrail'in son süreçte Mısır'da İhvân-ı Müslimîn iktidarına son vererek kendisine yeniden Mısır solunum yolunu açan Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan ile geliştirdiği ilişki, Kürt meselesinde geçirdiği değişimde yalnız olmadığını göstermektedir.

İsrail, son dönemde Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Veliahdı Muhammed bin Zayed'in önderliğini yaptığı sözde yeni Arap milliyetçiliği[17] ile ittifak içine girmiş; bölgede Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır'ı içine alan bir cephe oluşturmuştur. Kürt meselesi ile ilgili son tutumu yalnızca İsrail'e özgü değil, bu cephenin ortak tutumudur. Nitekim söz konusu cephenin Arap kesiminin basınında yayımlanan yazılarda Irak dışındaki bütün Arapların Kürdistan'ın bağımsızlığını desteklediği iddia edilmekte, IKBY'nin bağımsızlığına açık destek verilmektedir.[18]

Sonuç ve Değerlendirme

İsrail, Kürt meselesinin hak kısmı ile ilgili değildir. Kürt meselesi, İsrail tarafından suiistimal edilmekte; bölgede alanını genişletmek için kullanılmaktadır. Bugüne kadar çözümsüz bırakılan bu meselenin mevcut şekliyle kalması durumunda uluslararası güçler tarafından kullanılmaya devam edileceği görülmektedir.

IKBY'nin bağımsızlık talebini “ikinci İsrail kuruluyor” söylemiyle ele almak, meselenin gerçekliğini ortaya koymayacağı gibi, mesele için bir çözümün gelişmesine de yardımcı olmayacaktır.

Son süreçte mesele, İsrail'i aşmakta ve Suudi Arabistan'ın önemli aktörü olduğu ittifakın bir kartına dönüşmektedir.  Meselenin İsrail'in de içinde yer aldığı bu ittifak tarafından kullanılmasını engellemek, ancak Kürt toplumunun sorunlarının önyargısız masaya yatırılması ve Kürt halkını ikna edecek bir neticeye ulaşmakla mümkündür. IKBY'de referandumun yapılıp yapılmayacağı, referandumun yapılması durumunda ise bağımsızlığın ilan edilip edilmeyeceği henüz belirsizdir. Bu belirsizlik ortamında Kürt halkını daha fazla dışlayacak ve İsrail gibi güçlerin yanına itecek söylemler, bölgenin istikrarına katkıda bulunmayacaktır.

Kürt halkını Yahudilere benzetmek ya da Yahudilere benzemeye zorlamak 21. yüzyılda Batı'nın adaletsizliğine uğramış bu halkın gerçekliğine uymadığı gibi daha fazla mağdur olmasına da yol açacaktır. Kürt halkını huzura kavuşturacak olan, Kürt halkının daha fazla uluslararası sorun ve çatışmaların merkezine çekilmesi değil, aksine bu sorun ve çatışmalardan uzak tutulmasıdır.

Kürt halkını ısrarla Yahudilere benzetmeye çalışanlar, kendilerini Kürt olarak görseler de Kürt halkının dostu değillerdir. Kürt halkının, uluslararası güçlerle ilişkili bu kişilerden korunması ancak onun sorunlarına onu ikna edecek çözümlerle yaklaşmakla gerçekleşecektir.

Analizimize PDF Formatında Ulaşmak İçin Tıklayınız.



[5] “Surprising Ties between Israel and the Kurds”, Ofra Bengio, The Middle East Qarterly, Yaz: 2014, http://www.meforum.org/3838/israel-kurds  Erişim Tarihi: 16.09.2017

[6] “Surprising Ties between Israel and the Kurds”, Ofra Bengio, The Middle East Qarterly, Yaz: 2014, http://www.meforum.org/3838/israel-kurds Erişim Tarihi: 16.09.2017

[7] “Surprising Ties between Israel and the Kurds”, Ofra Bengio, The Middle East Qarterly, Yaz: 2014, http://www.meforum.org/3838/israel-kurds Erişim Tarihi: 16.09.2017

[8] https://issuu.com/kurdisrael  Erişim Tarihi: 16.09.2017

[13] http://www.rudaw.net/english/opinion/27082017   Erişim Tarihi: 16.09.2017

[16] https://sdam.org.tr/yazar/abdulkadir-turan/8665-oyunu-cozmek/; https://www.youtube.com/watch?v=sVqDzZDk66I; bu konuda ayrıca “Riskler, Tehditler ve Olasılıklar Bağlamında Irak Kürdistanı'nda Bağımsızlık Referandumu” başlıklı analizimizde de bu görüşmelere değinilmiştir, http://www.stratejidusunce.org/Detay/Haber/1053/riskler-tehditler-ve-olasiliklar-baglaminda-irak-kurdistaninda-bagimsizlik-referandumu.aspx Erişim Tarihi: 16.09.2017

 



Yorumlar Yükleniyor..
DİĞER TÜM YAZILAR
Kategoriye ait diğer yazılar
Göztepe mahallesi İSTOÇ 3. Cadde N Blok No: 6/103 Bağcılar / İstanbul - Email: sdamstrateji@gmail.com
Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.