Avrupa'nın Meselesi Olarak Katalonya Bağımsızlık Referandumu
GÜNDEM ANALİZ - 12.10.2017 17:34
Analizimiz, Katalonya Bağımsızlık Referandumu'nu Avrupa'ya potansiyel etkileri bakımından ele alıp irdelemektedir.

17 özerk bölgeden ve 2 özerk şehirden oluşan İspanya Krallığı köklü bir geçmişe sahip olmasına rağmen devlet bütünlüğünü sağlayamamış, kırılgan bir yönetim yapısına sahip olagelmiştir. Bu özerk bölgelerden ikisi -Bask ve Katalonya bölgeleri- daima bağımsızlık eğiliminde olmuş, kendilerini İspanya'nın genelinden ayrı görmüşlerdir. İspanya ekonomisine büyük katkı sağlayan bu bölgeler zaman zaman bağımsızlık isteklerini pratiğe dökmüş ve bunu sağlamak için adımlar atmışlardır. Bask bölgesinde bunu sağlamak için ETA örgütü kurulmuştur. Şiddet kullanarak uzun yıllar boyunca bağımsızlık mücadelesi veren ETA, nihayetinde uluslararası bir sorun mahiyetine bürünüp uluslararası girişimlerle 2011 yılında şiddet eylemlerine son vererek “daimi, genel ve kontrol edilebilir” bir ateşkes ilan etmiştir.

 

Anahatlarıyla Katalonya'nın İspanya'daki Yeri

Katalonya, İspanya-Fransa sınırının güneyinde, yaklaşık 32 bin km2'lik yüzölçümüne sahip, İspanya'ya bağlı özerk bir bölgedir. 7,5 milyon nüfusuyla İspanya'nın yaklaşık %15'ini oluşturan Katalonya, 200 milyar avronun üzerindeki gayri safi milli hâsılası ile İspanya'nın gayri safi milli hâsılasının % 19'unu karşılamaktadır. Bununla birlikte ekonomik açıdan birçok Avrupa ülkesinden daha iyi bir durumdadır. Merkezi hükümetten, ülke ekonomisine yaptığı katkıdan daha az ödenek almakta, kişi başına düşen milli gelirde de İspanya ortalamasının üzerinde seyretmektedir.

Katalonya'da Katalan ulus düşüncesinin gelişimi, İspanya'dan çok önce gerçekleşmiştir. Katalanca bölgenin en eski dillerinden biri, belki de en eskisidir. Katalonya'daki bağımsızlık eğilimi, tarih boyunca süregelmiştir. Yüzlerce yıla uzanan bağımsızlık talebi ve mücadelesi boyunca Katalonya bazı dönemlerde özerkliğini kaybetmek durumunda bile kalmıştır. İkinci Dünya Savaşı arefesinde İspanyol İç Savaşı'nı kazanan General Franco, Katalancayı yasaklamış ve Katalonya'nın özerkliğine son vermiştir. 1975'te Franco'nun ölümüyle diktatörlük sona ermiş, İspanya'da demokratik sisteme geçiş yapılmıştır. 1978'de kabul edilen anayasayla diğer bölgeler gibi Katalonya'ya da özerklik tanınmış; Katalonya, Bask ve Galiçya ile birlikte “tarihsel milliyet” kabul edilen üç özerk bölgeden birisi olmuştur. Tarihsel milliyet kavramı, bu bölgelerin İspanya'nın geri kalanından farklı birtakım kimliksel özelliklere sahip olduğunu ifade etmek için kullanılmaktadır.

Katalonya'nın temel kurumsal kurallarını oluşturan “1979 Katalan Özerklik Statüsü”nde belirlendiği üzere Katalanca, bölgenin ikinci resmi dilidir. Katalonya yönetiminin en çok önem verdiği konulardan biri, Katalan kimliğinin belirleyici ve birleştirici unsuru olan Katalancayı korumak, geliştirmek ve yaygınlaştırmaktır. Bu nedenle çok aktif ve planlı bir dil programı yürütülmekte, okullarda öğretmenlerin her iki dili de bilmesi zorunlu tutulmaktadır. Öğrenciler, İspanya anayasasının 3. maddesine göre öğrenmek zorunda oldukları Kastilyanca (İspanyolca) ve Katalanca arasında tercih yaparak diledikleri dilde eğitim görmekte, diğer dili ise zorunlu ders olarak almak durumundadır. Katalonya'daki idari ve siyasi yazışmalar Katalanca yapılır.

Katalonya, sanayi devriminin gerçekleşmesi ile birlikte İspanya'nın diğer bölgelerine nazaran hızlı bir sanayileşme dönemine girmiş ve diğer bölgelerden işgücü çeker bir duruma gelmiştir. Birçok AB üyesi ülkeden daha fazla nüfusa sahip olan Katalonya, endüstri, ticaret ve turizm gelirleri ile İspanya ekonomisinin lokomotifi konumundadır. Katalonya'nın bağımsızlık girişimini İspanya açısından savaş sebebi noktasına getiren esas mesele de budur.

İspanya hükümeti geçmişten bugüne Katalonya'nın bağımsızlık girişimlerini hep engellemiştir. 2014 yılında yine bağımsızlık için referandum yapılmış, sembolik kalan referandumda %37 katılım gerçekleşmiş ve %80 “Evet” oyu çıkmıştır. 1 Ekim 2017 Pazar günü yapılan  referandum  ise 2015  yılında  seçimi kazanan  “Junts pel Si (Evet  İçin Birlik)  ” ittifakının seçim vaadi olarak İspanya merkezi hükümetinin tüm engelleme girişimlerine rağmen gerçekleşmiş; merkezi hükümet güçleri, çoğu Avrupa vatandaşı tarafından tepkiyle karşılanan bir şekilde referanduma şiddetle müdahale etmiştir. Referanduma katılım oranı %42 olmuş, katılanların %90'ı bağımsızlıktan yana oy kullanmıştır.

 

AB'nin ve Avrupalı Aktörlerin Katalonya Bağımsızlık Referandumuna Bakışı

Katalonya yönetimi, meselenin artık İspanya'nın iç meselesi olmadığını, AB'nin meselesi olduğunu söylemiş; uluslararası toplumdan arabuluculuk için destek isteyerek AB'ye devreye girmesi çağrısında bulunmuştur. Merkezi yönetim, bağımsızlık konusunda tartışmayı reddetmiş; İspanya Adalet Bakanı, bağımsızlık ilanında bulunulduğu takdirde anayasanın 155. maddesine dayanarak merkezi hükümetin Katalonya'nın özerklik statüsüne son verebileceğini ifade etmiştir.[1]

AB, olaya müdahale etmek bir yana bu denli derin bir konuda sessiz ve etkisiz kalmakla eleştirilmektedir. İspanya 1986 yılında AB'ye üye olduğunda, AB'nin ulus-üstü yönetim sistemi ve bölgeler politikası dolayısıyla bundan en çok hoşnut olanların başında Katalonya gelmekteydi. Nitekim AB'nin sağladığı avantajlar, Katalanların idari ve kültürel özerkliklerinin pekişmesine, uluslararası ticaretin kolaylaşması ile ekonomilerinin gelişmesine katkı sağlamıştı. Bugün gelinen noktada Katalonya'nın bağımsızlığı ile birlikte AB'nin bütünlüğü ve geleceği, aynı zamanda değerleri de tartışmaya açılmaktadır.

AB Komisyonu, yaptığı yazılı açıklamayla[2] referandumun İspanya anayasasına göre yasal olmadığını belirtmiş; İspanya Başbakanı Mariano Rajoy'un süreci “İspanya Anayasası'na ve vatandaşların temel haklarına saygı çerçevesinde ele alarak yöneteceğine” güvenildiği vurgulanmıştır. Komisyonun açıklamasında İspanya Anayasasına vurgu yapılması ve sorunun bu temelde çözüme kavuşturulması isteği, AB'nin Katalonya'nın bağımsızlığına karşı olduğunu gösterir. Nitekim anayasanın ilgili maddeleri Katalonya'nın bağımsızlık için attığı adımları hukukî dayanaktan yoksun bırakmaktadır.

Tarihte bağımsızlığa hukukî yoldan ulaşan devlet sayısı, yok denecek kadar azdır. Katalonya için bu yol zaten kapalı olmakla birlikte olası bağımsızlık ilanında asıl dikkate alınması gereken nokta Avrupa ülkelerinin tepkisi olacaktır. AB'nin, Brexit ve Amerika'da Trump'ın başa geçmesinden sonra, dünya siyasetinde zaten pek olmayan görünürlüğünü yitirmeye başlamasıyla birlikte kıta içindeki meselelerde bile daha az dikkate alındığı bilinen bir hakikattir. Katalonya'nın bağımsızlığı konusunda AB nezdinde kayda değer bir adım atılmadığı gibi yapılan açıklamalarda AB'nin “değerlerine” açıkça aykırı olan polis şiddetine değinilmemiş, İspanya hükümeti yanında yer alınmıştır. Süreçte Birlik değil, daha çok AB üyesi ülkeler ayrı ayrı öne çıkmakta, onlar da İspanya'nın birliğinden yana tavır almaktadır. Fransa'nın AB Bakanı yaptığı açıklamada bağımsız Katalonya'yı tanımayacaklarını belirtip olası bir bağımsızlık ilanının bölgeyi AB'nin dışına iteceğini söylemiştir.[3] Almanya, İspanya'nın birliğini ve istikrarını öne çıkarmakta; referandumu İspanya'nın iç meselesi olarak görmektedir. AB ile Brexit müzakerelerini sürdüren İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Boris Johnson twitterda yayınladığı mesajında Katalonya referandumunun İspanya'nın iç işi olduğunu belirterek anayasaya saygı ve hukukun üstünlüğünü vurgulamıştır. ABD, süreçte etkin rol almamış; ABD Başkanı Donald Trump “İspanya büyük bir ülke ve bu ülke birleşik kalmalı. Orada bir sürecin geliştiğini görüyoruz ama aslında bu yüzyıllardır süren bir durum. Eğer (Katalonya'da) bir oylama yapılırsa sonucun ne olacağını kimse bilemez. Kendi adıma konuşacak olursam İspanya'nın birleşik kalmaya devam ettiğini görmek isterim.” demiştir.[4]

 

Bağımsız Katalonya'nın Avrupa Kıtasına ve Kimliğine Potansiyel Etkileri

Her ne kadar referandum için İspanya'nın iç meselesi vurgusu yapılsa da sınırların kaldırıldığı, serbest dolaşımın büyük oranda sağlandığı Avrupa'da, yaşanan gelişmeler sadece ilgili ülkenin iç işi kabul edilmekten uzaktır. Nitekim AB, Balkanlar'da yaşanan sorunlarda görüldüğü gibi kendi sınırları dışında meydana gelen olaylardan bile uzak kalamazken “Avrupa'nın en özerk bölgesi” ilan edilen Katalonya'ya bigâne kalması düşünülemez. Bununla birlikte yaşananlar AB'yi doğrudan ilgilendirmektedir hatta AB için büyük bir sınanmadır.

Birleşik bir Avrupa ideali iki büyük savaşın ardından gelen zorunlulukla proje haline getirilmiş, birlik olmanın daima kazandıracağına dair değişmez hakikat Avrupa halklarının kısa sürede toparlanmasına imkân sağlamıştı. İdealizm ile realizmin kesişim noktasında bir bütünleşme hareketi olarak doğan AB, umulandan hızlı yayılmış ve kıtanın tamamını etkisi altına almıştı. Henüz tamamlanmamış bir proje olarak devam eden bu süreç realizmin baskın gelmesiyle idealizme ait değerlerin kimi zaman göz ardı edilmesine sebep olmuştur. Son olarak Katalonya'da yaşananlar, kendini bir ideal olarak sunan AB'nin, devamlılığını sağlamak adına, nasıl da realizme kaydığına dair bir örnektir. Olası bir bağımsızlık ilanı ve bunun bazı ülkeler tarafından tanınması Avrupa kıtasını hızlı bir şekilde klasik güç dengesi sistemine döndürecek ve hatta Avrupa'da başka ülkelerin de bölünmesine kadar varan bir süreci başlatabilecektir.

Avrupa'da bağımsız olmaya eğilimli birçok bölge bulunmaktadır. İspanya'da bir başka bağımsızlık yanlısı bölge olan Bask Bölgesi, bağımsızlığını kazanmak için ETA şiddetine tanık olmuş; şiddete ancak 2011'de son verilmiştir. 2014'te bağımsızlık referandumu düzenleyen Birleşik Krallık'a bağlı İskoçya, Brexit'e karşı çıkmakta, AB içinde kalabilmek için Birleşik Krallık'tan ayrılmayı tasarlamaktadır. Belçika ekonomisine ülkenin güneyine oranla daha fazla katkı sunan kuzeydeki Flaman Bölgesi, güneyi yük olarak görmekte ve bu yüzden ayrılma fikrine sıcak bakmaktadır ancak bugüne kadar kayda değer bir adım atmamıştır. Belçika'dakine benzer durumda İtalya'nın kuzeyindeki Padanya, yine İtalya'ya bağlı Güney Tirol ve Almanya'nın Bavyera eyaleti de bağımsızlık fikrinde olan bölgelerdir. Fransa'ya bağlı Korsika Adası, geçmişte ETA benzeri bir şiddet oluşumuna sahip olmuş, bağımsızlık için savaşmıştır.

Avrupa ülkeleri ve AB, Katalonya'nın bağımsız olmasına domino etkisi oluşturmasından çekindikleri için karşı çıkmaktadır. Katalonya'nın bağımsızlığı meselesi sadece İspanya'nın iç işi olmadığı gibi potansiyel etkileri itibariyle AB'yi de aşmakta ve tüm Avrupa'yı etkileme kapasitesine sahip bulunmaktadır. Katalonya halkının ve yönetiminin isteğine, bağımsızlık konusunun siyaset üstü bir mesele olmasına rağmen halkın talebinin aksine bağımsızlık ilanının ertelenmesi, Avrupa için taşıdığı risklerin Katalan yönetimi tarafından da bilindiğini göstermektedir. Katalonya, bağımsızlığın barışçıl bir şekilde olması için çabalamakta, merkezi hükümetle diyalog kurmaya çalışmaktadır.

İnsanlık tarihi, “tarihin sonu”na dair ilanların gerçekçi olmadığını, mevcut sistemlerin ezeli olmadığı gibi ebedi de olmadığını ispatlamaktadır. Bu bağlamda, İkinci Dünya Savaşı sonrası yıkılan Avrupa'nın küllerinden AB'nin doğması beklenilmeyen bir durum olduğu hâlde gerçekleşmişse güçlü ulus-üstü ve uluslararası kurumlarına rağmen AB'nin de dönüşmesi pekâlâ mümkün görünmektedir.

Haçlı Seferleri, matbaanın geliştirilip yaygınlaşmasıyla Avrupa'da reform ve rönesans süreçlerinin başlaması, 15. yüzyılın sonlarında Endülüs'ün Müslümanlar tarafından kaybedilmesi, aynı dönemde Amerika kıtasının ve Hindistan'ın Avrupalılarca keşfi, devamında sömürgecilikle gelen ve sanayi devrimi ile perçinlenen refah dönemi ortak bir Avrupa kimliğinin oluşumunda temel taşlardır. Günümüzde Avrupa kıtasında yaşananlar, bu kimliğin kaybolması ve parçalı bir Avrupa'nın ortaya çıkması potansiyelini taşımaktadır.

Avrupa'da AB ve yabancı -özellikle Müslüman- karşıtı radikal hareketlerin yükselişe geçmesi, güçlerini arttırarak Hollanda ve Almanya parlamentolarına girmesi, daha önemlisi  bu hareketlerin Avrupa halklarının temsili adına oluşturulan Avrupa Parlamentosu'nda da güçlenmesi, AB ve dolaylı olarak Avrupa sisteminin kendi içinden zorlandığını göstermektedir. Avrupa'nın tarihteki parçalı yapısı göz önünde bulundurulduğunda bugünkü gümrük birliğine temel oluşturan Zollverein (Alman Gümrük Birliği) dönemindeki gibi tekrardan parçalı hâle gelmesi, kısa vadede olmasa bile uzun vadede ihtimal dışı değildir.

AB'nin bölgesel gelişmişlik düzeylerini birbirine yaklaştırmak ve Birlik çapında dengeli bir büyüme sağlamak amacıyla oluşturduğu bölgeler politikası, yine AB'nin “farklılıklar içinde birlik” mottosundan hareketle çeşitli kültürlerin korunup geliştirilmesini desteklemesi, AB içindeki uyuma katkı sağladığı gibi bağımsızlık fikrinin gelişeceği altyapının oluşmasına da neden olmuştur. Farklılıklar içinde birlik, “birlik içinde farklılığa” evrilmektedir. Bu ve benzeri politikaları ile bölgesel barış ve refahı kendi sınırları içinde nispeten sağlayan AB, son dönemlerde büyük zorluklar yaşamakta, AB kurumlarından ziyade Almanya ve Fransa gibi Birliğin motoru konumunda olan ülkeler ön plana çıkmaktadır. AB, varlığını değerlerinin önünde görmekte ve Avrupa kıtasının nispeten sahip olduğu yekpare görüntüyü kaybetmemek için değerlerinden taviz vermektedir. Avrupa'nın taviz verip kaybetmeye başladığı sadece kendi değerleri değil, bir bütün olarak insanlığa ait tüm değerlerdir. Bu yüzden Avrupa'da “yeni azınlık gruplar (marjinaller)” yükselişe geçmekte ve Avrupa siyasetinde etkin olmaktadırlar.

Katalonya şimdilik bağımsızlık ilanını ertelese de bu, bağımsızlık fikrinden vazgeçildiği anlamına gelmemektedir. Bu tartışma kısa ve orta vadede gündemden düşmeyecektir. İspanya Başbakanı Rajoy, Katalonya'ya beş gün süre tanımış, Katalonya Başkanı Carles Puigdemont'tan parlamentodaki sözlerine açıklık getirmesini istemiştir. Buna göre eğer Katalonya tek taraflı bağımsızlık ilanında bulunduğunu açıklarsa, bu kararından vazgeçmesi için 19 Ekim'e kadar süre tanınacağı, vazgeçmemesi durumunda Katalonya'nın özerkliğine son verecek olan anayasanın 155. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir.[5]

Avrupa'da suların uzun bir süre daha durulmayacağı anlaşılmaktadır. Mevcut tablo içerisinde olası bir bağımsızlık ilanı durumunda Türkiye'nin bağımsızlığı tanıması, birkaç açıdan mümkün görünmemektedir. AB ile ilişkilerindeki sıkıntılara rağmen Türkiye resmi olarak AB'ye tam üyelik müzakereleri yürüten bir ülkedir. Bu yüzden AB'de başı çeken ülkeleri ve Avrupa'nın genel pozisyonunu göz önünde bulundurduğunda onlarla birlikte hareket etmek durumunda kalacaktır. Diğer taraftan Türkiye'nin iç işlerinden kaynaklanan bir sorun olarak Türkiye, “bölünme korkusu” yaşamakta, bu yüzden tek taraflı bağımsızlık ilanlarına mesafeli yaklaşmaktadır. Türkiye'nin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nde gerçekleşen bağımsızlık referandumuna tepkisi ortadayken Katalonya'daki referandumu tanıması genel siyasetine ve konjonktürel duruşuna aykırıdır.

                           

 

ÜLKE KÜNYESİ

Resmi Adı

İspanya Krallığı

Yönetim

Anayasal Parlamenter Monarşi

 

Başkent

Madrid

AB Üyeliği

1 Ocak 1986

Yüzölçümü

505.944 km2

 

Nüfus

 

48,9 milyon

GSMH

1,2 trilyon dolar

 

 

 

Etnik Yapı

Ülke nüfusunun yüzde 74'ü İspanyolca (Kastilyanca), yüzde 17'si Katalanca, yüzde 7'si Galiçyaca ve yüzde 2'si Baskça konuşmaktadır. Nüfusun yüzde 94'ü Katolik

Hıristiyan'dır.

 

 

 

Coğrafi Konum

İber Yarımadasında bulunan İspanya'nın batısında Portekiz'le Atlas Okyanusu, doğusunda ve güneyinde Akdeniz, kuzeyinde Fransa ve Atlas

Okyanusu bulunmaktadır.

 

 

Belli Başlı Siyasi Partiler ve Gruplar

Halkçı Parti (PP), İspanya Sosyalist İşçi Partisi (PSOE), Katalunya Uyum ve Birlik Koalisyonu(CiU), Birleşik Sol (IU),

AMAIUR (Radikal Bask milliyetçi solu)

 



Yorumlar Yükleniyor..
DİĞER TÜM YAZILAR
Kategoriye ait diğer yazılar
Göztepe mahallesi İSTOÇ 3. Cadde N Blok No: 6/103 Bağcılar / İstanbul - Email: sdamstrateji@gmail.com
Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.